Türkiye’de doğal afetler: Şiddetini artıracak, daha geniş alanda etkili olacak 

Türkiye’yi tehdit eden afetlerin başında kuraklık, yangın ve selin geldiğini belirten uzmanlara göre; doğal afetler şiddetlenecek, sıklıkları artacak ve daha geniş alanlar bu olaylardan etkilenecek.  

Google Haberlere Abone ol

ANKARA- Dünyada ve Türkiye’de doğa kaynaklı afet sayısı, son yıllarda hem iklim değişikliğine hem de risk azaltma çalışmalarının etkin uygulanıp uygulanmaması gibi birçok farklı nedene bağlı olarak artış gösterdi.  

Bu yönde yapılan birçok çalışma, küresel sıcaklıkların artmasının en belirgin sonucu olarak seller, fırtınalar, kuraklıklar ve aşırı sıcaklıklar gibi hava olaylarının sayısının yükseldiğini ortaya koyuyor.  

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (DMÖ) 2021 yılındaki raporuna göre, 1970 ve 2019 yılları arasında toplamda 11 bin 72 doğa olayı yaşandı.  

Bu yıllar arasında tüm doğa olaylarının neredeyse yarısını yüzde 44’lük bir oran ile seller oluştururken, bunu yüzde 35 ile fırtınalar, yüzde altışar ile kuraklık ve heyelan takip etti.  

Aşırı sıcaklıklar yüzde 5’e denk gelirken, raporda en az görülen doğal afet olarak yüzde 4 ile orman yangınları yer aldı.  

Tüm dünyada doğal afetler giderek artarken, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke iklim değişikliğine bağlı olarak tehdit oluşturan afetler konusunda ciddi önlemler almış değil. Uzmanlar, 13 Ekim Uluslararası Afet Riskini Azaltma Günü kapsamında yaptıkları değerlendirmelerde Türkiye’yi tehdit eden doğal afetleri ve alınması gereken önlemleri anlattı. 

TÜRKİYE’Yİ TEHDİT EDEN ÜÇ DOĞAL FELAKET: KURAKLIK, SELLER, YANGINLAR  

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi Müdürü, İklim ve Doğa Bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz’a göre önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği nedeniyle hava kaynaklı doğal afetler şiddetlenecek, sıklıkları artacak ve daha geniş alanlar bu olaylardan etkilenecek.  

Bu kapsamda Türkiye için en önemli üç problemin kuraklık, seller ve yangınlar olacağına dikkat çeken Kurnaz, "Türkiye’nin başındaki en önemli problem kuraklık. Çünkü biz suyumuza çok değer veren bir ülke değiliz; özellikle tarımsal sulama konusunda. Bundan dolayı da gelecekte tarımsal kuraklık Türkiye açısından en önemli problemlerden biri olacaktır. Ve tabi ki buna bağlı olarak orman yangınları da ön plana çıkacak. Aynı zamanda yağışlar geldiği zaman da uzun süren kuraklıkların ardından geldiği için sel felaketine yol açacaktır. Bu konular Türkiye’nin başlıca doğal felaketleri arasında yer alabilir" ifadelerine yer verdi. 

'İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ BİRİNCİL PROBLEM OLARAK GÖRMÜYORUZ’  

İklim değişikliği meselesinin henüz ülkelerin gündeminde öncelik olmadığına, yakın gelecekte artan felaketler karşısında birincil soruna dönüşeceğine vurgu yapan Kurnaz, şöyle konuştu: 

"Dünyada ve Türkiye’de daha günlük meselelere öncelik veriliyor. Mesela iklim krizini birincil problem olarak görmüyoruz. Sıralamada öncelikle ekonomi, iş, tarım, milli güvenlik gibi meseleler var. İklim değişikliği ve buna bağlı ortaya çıkan doğal afetler arkadan geliyor. İklim krizini biz vatandaş olarak ne kadar ciddiye alıyorsak, devletler de o kadar ciddiye alıyor. O yüzden bu sorunu birincil sorun haline getirmeliyiz ki talepler doğrultusunda adımlar atılabilsin. Yoksa zaman ilerleyecek ve başımıza gelen felaketler gittikçe artmaya başlayacak." 

'İKLİM MESELESİ İÇİN ÜÇ ÖNLEM ALINMALI’ 

Prof. Dr. Kurnaz, iklim değişikliğine bağlı doğal afetlerin önüne geçilebilmesi için toplumun ses çıkarması, bu felaketleri ciddiye alması gerektiğine dikkat çekti. Bu kapsamda da üç temelde alınacak önlemleri sıralayan Kurnaz, "Felaketler bir noktada dayanılmaz bir hale geldiğinde sesimiz daha çok çıkmaya başlayacak. Devletler de o noktada yeni politikalar üretecek. İnsanlar rahatlarından feragat ettikleri an önlemler alınmaya başlanabilir aslında. Burada alınması gereken üç ana önlem vardır. Bunlardan birincisi gıda açısından önlemek almak zorundayız ve mümkün olduğunca bitkisel beslenmek zorundayız. İkinci olarak taşımacılık alanında mümkün olduğunca toplu taşıma ve bisiklet gibi araçlar kullanmalıyız. Üçüncüsü de gereksiz hiçbir şey satın almamalıyız. Eğer bu önlemler hayata geçerse yaşam tarzı da ona göre şekillenir" diye konuştu.  

Paris Anlaşması ile iklim değişikliğinin getirebileceği muazzam felaketlerden kaçınmanın çözüm olmayacağını da sözlerine ekleyen Kurnaz’a göre Paris Anlaşması esasında bir oyalama taktiği.  

Ülkelerin anlaşma kapsamında olan taahhütleri uygulama niyetinde olmadığını ifade eden Kurnaz, "Üstüne verilen taahhütler dde çok zayıftır. İklim değişikliğin ciddi manada azalmasına katkı sağlamaz" dedi.  

'AFETLER ARTAN ŞİDDETLERLE DAHA SIK YAŞANMAYA BAŞLANACAK’ 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay da iklim değişikliğiyle birlikte şiddeti artan seller ve orman yangınlarına dikkat çekti.

Bu ve benzeri doğal afetlerin toplum ve ekosistem için bir tehdit oluşturduğuna vurgu yaparak, "Felaketler gelecekte şiddetini daha da artıracak” diyen Tolunay, "Afetler artan şiddetlerle daha sık yaşanmaya başlanacak. Mesela 10 yılda bir görülen sıcak hava dalgası 10 yılda 9 kez görülmeye başlanacak. Veya aynı durum yağışlar, orman yangınları için de geçerli olacak" uyarısında bulundu.  

‘DOĞA OLAYI ETKİSİNİ BÖLGESEL BAZDA ARTIRIYOR’  

Türkiye’de hali hazırda seller, taşkınlar, yangınlar, fırtınalar, hortumlar ve kuraklık gibi birçok doğa olayının etkisini bölgesel bazda artırdığını kaydeden Tolunay, "Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde seller ön plana çıkarken, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde aşırı kuraklık dikkat çekiyor. Akdeniz Bölgesi’nde ise orman yangınları dikkat çekiyor. Akdeniz Bölgesi aynı zamanda da fırtınalar ve seller konusunda da oldukça riskli bir yapıya sahip. Bu afetler gelecekte de benzer şekilde etkili olmaya devam edecekler" diye konuştu. 

‘AFET RİSK AZALTIMI ÇALIŞMALARINA AĞIRLIK VERİLMELİ’   

Prof. Dr. Doğanay Tolunay’a göre söz konusu doğa olaylarının önüne geçilebilmesi için ‘afet risk azaltımı’ adı verilen çalışmalara ağırlık verilmesi şart.  

Özellikle iklim değişikliği ile birlikte bu çalışmaların daha da önem kazandığına dikkat çeken Tolunay, Türkiye’nin afetlerin etkisini şiddetlendiren, bir bakıma çarpan etkisi yapan unsurları ortadan kaldırması gerektiğini söyledi:  

"Bugün sera gazı emisyonlarını azaltsak bile iklim değişikliğini engellememiz, afetlerin önüne geçmemiz çok zor. Bu nedenle afetlerin etkisini şiddetlendiren diğer unsurlara odaklanmamız gerekiyor. Örneğin seller konusunda dere yataklarındaki yapılaşmanın önüne geçilmesi gibi önlemler alınması gerekiyor. Bir diğer önemli sorun orman yangınları. Bu alanda da müdahale odaklı değil, önleme odaklı çalışmalar yapmalıyız. Yani yangın risklini azaltıcı önlemler almak gerekiyor. Bunun için de ormandaki yanıcı madde yükünü azaltmak, yangına neden olan elektrik nakil hatları gibi tesisleri ormandan kaldırmak gibi önlemleri hayata geçirmek lazım. Türkiye’de genel olarak afet kültürü ve bilinci oluşmadığı için yaklaşımlar da sorunu çözme odaklı değil, müdahale odaklı oluyor. Yani bir afet yönetimi yok. Günümüzde doğal afetlerde yara sarma politikasından vazgeçip toplumun, insanların, ekosistemin yara almamasını sağlayacak politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Bunun yolu da afet risklerinin azaltılmasından geçiyor." 

‘BİR SONRAKİ PANDEMİNİN KURAKLIK OLACAĞI SÖYLENİYOR’

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Utku Perktaş da küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin Türkiye’deki biyoçeşitliliği hızla yok ettiğine vurgu yaptı.

Kuraklığın büyük bir sorun olduğunu ancak karar vericilerin bu sorunu öncelemediklerini ifade eden Perktaş, "Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğiyle beraber aslında biz ormansızlaşmaya sebep oluyoruz. Habitatların yaşam ortamlarının bozulmasına yol açıyoruz. Tropik hayvanların ticaretini de yaparak belli coğrafyalara da istilacı türlerin girmesine neden oluyoruz. Tüm bunlar da başlı başına biyoçeşitliliği krize sokuyor. Bununla beraber küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği problemi yaşıyoruz. İklim değişimi sorunu bir 30 yıl sonra birinci sırayı alacak. O yüzden bir an önce önlemler almayız. Paris İklim Anlaşması'nın yanı sıra fosil yakıtlarının azaltılması, karbon ayak izimizin düşürülmesi gerekiyor. Dünyada ve Türkiye’de bir sonraki pandeminin kuraklık olacağı söyleniyor. Özellikle göllerdeki, nehirlerdeki ve yer altındaki sular tükeniyor. Ve bunlar yenilenemiyor. Dolayısıyla da içilebilir suların ortadan kalkmasına yol açıyor bu durum. Bu çevremizdeki biyoçeşitliliğe de zarar veriyor."