Zivzik narı ya da ‘kış büyük geliyor nara gidelim’

Sonbaharla birlikte mevsimin diğer meyveleri gibi nar da tezgahlardaki yerini aldı. Bölgenin en önlü narı ise Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Zivzik köyünde yetişiyor. Her yıl tonlarca narın yetiştiği bu dağ köyünde Kürtler yerleşik durumda. Ama köyün, esasen daha sonra tehcire uğrayacak olan Ermenilerin yurdu olduğu biliniyor. Barış sürecinde köyde gerçekleşen “Zivzik Narı Şenliği” ise memleketin içine düştüğü savaş havası içinde kayboldu.

Google Haberlere Abone ol

DİYARBAKIR - Dedi ki arkadaşım, “Zivzik Nar Şenliği düzenliyoruz, senin de gelmeni istiyoruz.” Zivzik nerede? Zivzik ya da sonradan verilen Türkçe isimle Dişlinar, Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı bir köy. Ben bilmiyordum ama narı meşhurmuş.

Diyarbakır’dan Zivzik’e epey yol vardı. Erkenden yola çıkmak gerekiyordu. Vadide epey ilerledikten sonra dağa tırmanan bir yoldan varılıyordu Zivizk’e. Köy yoluna yol demek için bin şahit lazımdı. Çukurlara girip çıkan arabanın sarsıntısı fenaydı. Sonunda köyün ilk evleri göründüğünde, “Bu evler Kürtlerin olamaz” demiştim. Taş evlerin mimarisi değişikti çünkü. Zivzik’in eski bir Ermeni köyü olduğunu, hatırlamak ve köylerinin “Eski Ermeni köyü” olarak anılmasını istemeyen köylülerden öğrenecektim. Köyün asıl sahibi Ermenilere ne olmuştu? Yaşlılarda kim bilir ne hikayeler vardı.

Devlet erkanı, siyasetçiler, civar köylerden insanlar katılıyordu şenliğe. Herkesin ve elbette köylülerin yüzü gülüyordu. Şenlik, nar ağaçlarının içinde kalan taşlık bir alanda gerçekleşiyordu. Vali, halkı Siirt’te konuşulan üç dilde, Kürtçe, Arapça ve Türkçe selamlıyordu. “Devlet de hatalar yaptı” diyordu ve bu itirafın yapılmasında şaşılacak bir şey görmüyorduk. Çünkü “Barış süreci” zamanıydı. “Barış süreci” dediğimiz zaman içinde trajik olaylar oluyordu ama ısrarla barış umudunu korumaya devam ediyorduk.

Her yerde nar vardı. Etrafımızdaki ağaçlarda, masalarda, insanların ellerinde. Nar bereket demekti ezelden bu yana. Köyden ayrılırken aracın bagajını narla doldurmuştu köylüler. Nar, cömertlikti. Ekşiydi, tatlıydı, mayhoştu ve yan yana duruyordu nar ağaçları. Nar, o sonbahar aylarında, giderek olgunlaşacağını umut ettiğimiz barış gibi bir şeydi.

‘YAZ GEÇİP GİTSİN VE OLGUNLAŞSIN NAR’

Nar ağacı mayıs ayında çiçek açar. Çiçeklerinin rengi, ağacın yeşil yapraklarını sarmalayan alev gibidir. Çok uzaktan gösterir kendisini. Yöresindeki diğer ağaçların arasından “Ben nar ağacıyım” diye fırlar sanki. Arada yaz fırtınası çıkar, nar olmayı bekleyen çiçeklerin bir kısmı yere düşer ve düştüğü yerde solar. Dalda kalan çiçeklerin kabuğu sertleşir, nar olur. Bütün yaz boyunca büyür ve daldaki zamanını dolduran nar, çatlar.

Nar meyvesinin ne zaman yenecek kıvama geleceğini biliriz. Ama nar ağacının gölgesinde neler olup biter, çoğu zaman fark etmeyiz. Sonra bir şair çıkar, örneğin Birhan Keskin “Nar” şiirinde, nar ağacının başka türlü bir tarifini yapar:

“sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?

ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,

köklerinde sürecek mi aşk?

ah benim hayal kardeşim,

bizim bu aşktan alacağımız var,

dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,

yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.”

‘ŞENLİK DAĞILDI BİR ACI YEL KALDI’

Yaz geçip gitti ve havalar nihayet soğumaya başladı Diyarbakır’da da. Geçen gün biri, “Havalar erken soğudu bu yıl” diyordu. Doğru söylüyordu. Diyarbakır’a yaz erken gelir, sıcağın hükmü uzun sürer. Ancak Eylül’den sonra sıcak insaflı bir hal alır ve geceler serinlemeye başlar.

Havaların Diyarbakır’da soğuması demek, sokak satıcılarının tezgahlarında narın görülmesi demek. Tezgaha yığılmış narların arasına sıkıştırılmış fiyat etiketlerinde “Zivzik narı” yazısını görmek ise artık şaşırtmıyor beni. Ancak ne vakit Zivzik’le ilgili bir şey görsem ya da duysam, “Barış süreci”nde katıldığım şenliği hatırlıyorum. Şenlik, çok uzun yıllar önce gerçekleşmiş gibi hissediyorum. Oysa hepi topu birkaç yıl önceydi. Ancak o şenlik başka bir zamana, barışa dair umuda aitti.

Şimdi savaş ve savaş seviciliği var her yerde. Nar çatlayıp tanelerini barış için dağıtmamış gibi. “Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız” (Attilâ İlhan, Mahur Beste).

SURİÇİ’NDE ZİVZİK NARI

Halis soyadını söylemedi, “Adım yeter” dedi. Aslında tespih ustasıymış ancak ağabeyinin işleri olduğunda gelip dükkana bakıyor. Caddede seyyar satıcılık yapan herkesi tanıyor, narları sıkarken bir yandan onlara da laf yetiştiriyor. Zaten Suriçi’nde, Gazi Caddesi üstündeki esnaf tanır birbirini. Dükkanlarını, tezgahlarını komşularına bırakıp işini görmeye gider.

“Burada sadece biz Zivzik narı satarız” diyor Halis. Doğru mu söylüyor, bilmiyorum çünkü mesela Ofis semtindeki satıcıların tezgahında da Zivzik narı etiketine rastlıyorum.

Ama dükkanın içinde ve arkadaki depoda kasalar içinde narlar var, bunları da gösteriyor bana. “Zivzik’ten narlar bize ekimde gelir. Tonlarca alırız.

Neredeyse bir yıl boyunca satarız” diyor Halis. Gelip geçenlere bardağı 5 liradan satıyor nar suyunu. Ama kiloyla da satıyor. Sürekli müşterileri var bu nedenle.

Narlar, Zivzik’ten hatırladığım gibi küçük. Halis alışkın ellerle makinede sıkıyor narları. Narın posasını bir kenara bırakıyor, yenisini alıp makineye yerleştiriyor. Bütün bunları hızlıca yapıyor. Kaldırımdaki esnafa, fiyat soranlara ve bana cevap yetiştiriyor bir yandan.

Halis’in uzattığı bardaktan içtiğim nar suyu da Zivzik’ten hatırladığım mayhoş tadı hatırlatıyor. Ben en çok bu tadı seviyorum galiba. Ama tatlı narın güzel olmadığını kim söyleyebilir. Çocukken ekşi narın tanelerini bir tabağa doldurup üzerine tuz ekleyerek kaşıkla yediğimi de hatırlıyorum. Tuz ve ekşi nasıl bir tat verirdi, şimdi hatırlamıyorum ama o çocukluk günlerine bir neşe kattığı muhakkak.

‘BİR YANIM ÇILGIN NAR AĞACI’

Sonbahar bulutları birikti Diyarbakır’ın üzerinde. Hava serinledi ve yağmur yağacak sanki. Sabah güneşine aldananların üstünde kendilerini yağmurdan koruyacak bir şey yok. “Kış büyük geliyor nara gidelim/soğudu günlerin yüzü nara gidelim” (Haydar Ergülen, Nar)

Damağımda Zivzik narının mayhoş tadıyla Gazi Caddesi’nin kalabalığına karışıyorum. Dimağımdaysa Ermenilerin köylerini nasıl terk ettiği, köyün yeni sahiplerinin cömertliği, “Barış süreci”nin ne kadar geride kaldığı düşünceleriyle. Narlar çatlasa şehrin bütün kapılarında, nar taneleri bereket ve barış olup dağılsa bütün şehre, bütün ülkeye, bütün dünyaya. Oysa böyle romantik, böyle kendiliğinden, böyle mucizevi gerçekleşmiyor hiçbir şey.

Murathan Mungan, belki biraz da bu bilgiyle yazmıştı “Kırılgan” şiirini. Şiir, şu dizelerle bitiyor çünkü:

“Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,

Bir yanı çılgın dağ doruğu.

Oysa böyle yapmasam ben

Nasıl korurum içimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı

Bir yanım buz sarayı.”