Şeker poşeti deyip geçmeyin

Lise yıllarında tatlıyı çok sevdiği için gittiği kafelerdeki şeker poşetlerini cebine atan Vitali Franco’nun koleksiyonunda, 65 ülkeden toplanmış on bin civarında şeker poşeti bulunuyor.

Google Haberlere Abone ol

İZMİR - Şekerini kullandıktan sonra, boş poşetin de değerli olabileceği fikri ilk kez 1950’li yılların başında Fransa’da gelişiyor. Poşetin, Türkiye'deki kullanım tarihi ise 1970'lerin başı. Günümüzde parasız toplanabilen şeker poşetleri, İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya gibi koleksiyonerleri çok olan ülkelerde her yıl düzenli bir şekilde organize edilen fuarlarda yapılan takaslar ile çoğalıyor.

Koleksiyonerlerle söyleşi yolculuğumuzda; Türkiye’de temelde bildiğimiz koleksiyonerlik temaları dışında varlığından bile haberdar olmadığımız “şeker poşeti” karşımıza çıkınca şaşırdık. Lise yıllarında tatlıyı çok sevdiği için gittiği kafelerdeki şeker poşetlerini cebine atan Vitali Franco’nun koleksiyonunda, 65 ülkeden toplanmış on bin civarında şeker poşeti bulunuyor. Sadece şeker poşetlerini biriktirmekle kalmayıp dünya şeker tarihini de öğrenen Franco’nun şeker poşeti koleksiyonunu gördüğümüzde, dünyadaki her şeyin koleksiyonunun yapılabileceğini düşünmeden edemedik.

Vitali Franco ile şeker poşetinin tarihini, kültürel yansımalarını ve kendisini koleksiyoner olmaya sürükleyen hikâyesini konuştuk.

Vitali Franco

OKULDA LAZIM OLUR DİYE 3-5 POŞET CEBE ATIYORDUM

Şeker poşeti koleksiyonculuğuna geçmeden önce bize biraz şeker poşetinin hikayesini anlatır mısınız?

Okuduğum ve edindiğim bilgilere göre sıcak içeceklerimizin değişmez eşlikçisi şeker; önce Çekya’ da, 1843 yılında küp şeker olarak üretiliyor. Şekerin poşet içinde sunumu ise ilk olarak 1862 yılında Amerika Birleşik Devletler’ inde, Philadelphia’ da bir otelde kullanılmak üzere tasarlanıyor. Avrupa’daki ilk toz şeker poşeti ise 1914 yılında Fransa, Belçika ve Hollanda’da üretilmeye başlandı. Akabinde şeker, 1930 yılında Almanya'da küçük karton piramitlerde paketlenmeye başladı. Kullanıcı, paketin uç kısmını yırtar, ihtiyacı kadarını kullanır, bitince de atardı. Esas gelişimi ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ambalaj ve baskı sanayinin de gelişmesi ile oluyor. Türkiye’ye baktığımızda yetmişli yıllara kadar şekerin ambalajlanması alanında pek bir şey yok. Kesme şeker var ama elinizle; ya da toz şekeri herkesin kullandığı bir kaşıkla tüketiyorsunuz. Ülkemizde ambalajlama sanayi yetmişli yıllardan sonra gelişince birkaç şeker poşeti üreticisi yavaş yavaş bunun üretimine başlıyor.

Sizin şeker poşeti merakınız nasıl başladı?

Lise eğitimimi yurt dışında yaptım. Yatılı okuduğum için haftada bir gün dışarı çıkma şansımız oluyordu. Yurt dışında o yaşlarda dışarı çıktığınız zaman ya sinemaya ya kafeye gidiyorsunuz. O yıllarda kafe ve lokantalardaki masaların ortasında renkli poşetlerin içinde toz şeker bedelsiz olarak kullanıma açıktı. Tatlıyı çok sevdiğimden kullandıklarımın dışında okulda lazım olur diye 3-5 poşeti cebe atıyordum. Poşetleri toplayıp hepsini kullanmayınca çekmecenin bir tarafında birikmeye başladı. Türkiye’de o zamanlar bu poşetler yoktu, varsa da büyük otellerde vardı. Yani bizim gidebileceğimiz yerler değildi. Bu yüzden Türkiye'ye her geldiğimde biriken poşetleri arkadaşlarıma göstermek üzere getiriyordum.

Türkiye’ye döndüğümde bayağı bir miktar birikmişti ama atıl bir şekilde duruyordu. O zaman böyle bir koleksiyon fikri yoktu ama biriktirme duygusu vardı. Biriktirme duygusu her zaman vardı zaten. Her şeyi biriktiriyordum. Ama sonuçta topluyorsun koyuyorsun, topluyorsun ve aslında bir kenara atıyorsun…

.

İNSANLAR KENDİ ŞEKERİNİ YANINDA TAŞIYORDU

Koleksiyoner olma fikri nasıl oluştu?

Ağabeyim pul ve plak koleksiyoncusuydu. Ondan örnek alarak poşetlerimi yavaş yavaş düzenlemeye başladım. Önce ülkelere göre ayırdım. Daha sonra ülkeleri kendi içinde ayırmam gerektiğini düşündüm. Türkiye'dekileri ise şehir-şehir ve her şehri kendi içinde sınıflara göre tasnif ettim. Bu ayrımı yapmaya başladığımda koleksiyonum artık bir şekil almaya başlamıştı ama şekle sokmak yetmiyor; koleksiyonculuk, okumak, araştırarak öğrenmekle oluyor. İçindeki şekeri, dışındaki kâğıdı, üstündeki baskıyı öğrenmeye başlayınca olay koleksiyonculuğa dönüşüyor. Ama beni asıl olarak koleksiyonere dönüştüren yer İzmir’deki Collection Club oldu. Koleksiyonerliğin şeker poşetlerini alt alta, üst üste koymak değil tek bir şeker poşetinden bile yola çıkarak bir şeyler üretmek olduğunu ben orada öğrendim.

Savaşların yaşandığı dönemlerde Türkiye dahil pek çok ülke bazı kısıtlamalara gitti. Bu uygulamadan şeker de nasibini aldı ve satışı karneye bağlandı. Bu durum şeker poşetlerine nasıl yansıdı?

Birinci dünya savaş öncesi poşetlerin üç tarafı kapalı, sadece bir tarafı açıktı. İnsanlar markete gittiğinde “bunun içine şu kadar gr. şeker doldur” diyordu. Böyle yaparak poşeti sürekli kullanabiliyorlardı... Avrupa'da kafe ve restoranlarda şeker kullanımı, 1917 ile 1928 tarihleri arasında yasaklanır ve yasağa karşı gelenlere dükkân kapatma cezası verilir. Ancak kahve içme alışkanlıklarından vazgeçemeyen Avrupalılar, uzun süre kendi şekerlerini ufak metal veya tahta kutularda yanlarında taşıdılar. Tabi evinde varsa ve karneyle alabildiyse… Yasak sonrası çok uzun bir dönem şeker poşetlerinin üzerinde ”Şekeri boşuna harcamayın” veya “Bir fincan içindir” ibareleri görülmekteydi. Böylece siyasal ve askeri gelişmeler şeker poşeti aracılığıyla halka iletilmiş oluyordu.

2. Dünya savaşında Amerikan paraşütçülerine verilen tayında 3 parça da kesme şekeri var. Bunların resimlerine ulaştım. Savaştan sonra kişilerin fazla kaloriye ihtiyaç duymasından dolayı poşetler 10 gr. olarak üretiyorlar. Daha sonraları şekerin zararları konuşuldukça ve obezitenin önüne geçebilmek için poşetlerin gramajı azaltılıyor. Dünya genelinde poşetin ağırlığı 4 ila 5 gr. olarak değişiyor. Ancak bazı ülkelerde, halen 10 gramlık poşetler üretiliyor.

.

GİDİN BİR KAFEYE OTURUN VE BAŞLAYIN

Peki, şeker poşetlerinin kültürel tarihe yansıması nasıl?

2004 yılından itibaren Avrupa Birliği’nde şekerin açıkta satılması ve kullanılması yasaklanınca poşet tüketimi çoğalmaya başlıyor. Üreticiler pazar paylarını artırmak için sosyal ve kültürel tasarımları ön plana çıkararak poşetleri birer iletişim aracı olarak kullanmaya başlıyorlar. Poşeti kullandıktan sonra üzerindeki görsele merakla bakıyorsunuz. Bazılarının üzerindeki ülke fotoğraflarına bakarak kendinizi oralarda hayal edebiliyorsunuz. Dönemin kahramanlarını yansıtan poşetler ile hatıralarınız canlanabiliyor. Üreticiler “sosyal ve kültürel temalı” poşetler üreterek istedikleri tüketici kitlesine mesaj verebiliyor. Daha sonra poşetlerin üzerine cafe ve restaurant’lar kendi reklamlarını en ucuz şekilde yapmak üzere konseptlerine uygun logolar kullanmaya başlıyor.

Mesela siz, lokantada benim yaptığım gibi bir tanesini kullanıp bir tanesini de cebinize koyuyorsunuz. Bu şekilde reklam amacı olarak kullanılacağı için dükkânlar bu poşetlerin daha kalitelisini daha renklisi ve daha cazip olanını üretmeye başlıyorlar. Çocuklara hitap eden görsellerin de kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla şeker poşetleri o dönemlerde ve hala en ucuz reklam aracı olarak kullanılıyor.

Türkiye’de şeker poşeti biriktiren nadir bir koleksiyoner olarak geniş bir koleksiyona sahipsiniz. Son olarak şeker poşeti biriktirmek isteyenlere neler söylemek istersiniz?

Benim şu anda 65 ülkeden ve Türkiye’deki 50 şehirden topladığım on bin civarında poşetim var. Yurt dışıyla bağlantım olduğu için malzemelerim çoğalıp çeşitlenebiliyor. Sadece Türkiye’deki kaynaklardan beslensem olduğum yerde kalırım. Bir de bu, tek başına yapılabilecek bir şey değil. Çevrenizi organize etmeniz lazım ki gezen arkadaşlarınız sizin için şeker toplasın. Bana şeker poşeti toplayan 20-30 kişilik bir grubum var. Her gittikleri yerden daha sonra takas edebilmem için her birinden en az ikişer tane getiriyorlar. Başka türlü koleksiyonunuzu zenginleştirme şansınız yok. Her yere her zaman ulaşamazsınız.

Bunun yanında en ucuz koleksiyonerlik olduğu da bir gerçek. Hiç para harcamıyorsunuz. Öyle ki gidin bir kafeye oturun ve poşetinizi alarak başlayın! Bu koleksiyonun bir sonu yok. Her gün bir yeniliği, çeşitliliği var. Her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz. İnanılmaz bir keyif. Her köşede, her yerde yeni bir poşet bulabilirsiniz.

Ancak önemli olan biriktirip bir kenara koymak ve unutmak değil. Onu kendinde saklamaktansa kitlelere ulaştırmak önemli. Beni her geçen gün daha da etkileyen bu renkli, küçük poşetlerden oluşan koleksiyonumu herkese öneririm.