Toplumsal cinsiyet rollerinin 'Dünyanın Öteki Yüzü'ne yansımaları

Dünyanın Öteki Yüzü çok katmanlı bir evrende fantastik/mitolojik öğeleriyle, gerilimli satırları, metaforik çizgisiyle bilimkurgu dünyasında kadın sorunsallarını başarıyla işliyor.

Fotoğraf: Birgün gazetesi
Google Haberlere Abone ol

Yasemin Şengör

Meltem Dağcı; ilk öykü kitabında kadının hayata tutunma ve birey olma savaşını, günümüz dünyasının kadınlarını, bilimkurgudan güç alan ve yer yer fantastik öğeler de barındıran gerçeküstü bir dünyada yaşatmaya çalışıyor. Özenle yarattığı öykü atmosferinde kadını, alışageldiğimiz biçimde ‘iradesi yok sayılan, rüyaları çalınan, engellenen, toplumsal cinsiyet eşitsizliği içinde birey olma hakkı yok sayılan’ olarak karşımıza çıkartıyor. Bu nedenle de bilimkurgudan güç alan olağanüstü bir dünyada kadını yabancılamıyoruz.

İlk satırlarla birlikte isimleri ve doğalarıyla gerçeküstü dünyasına adım attığımız öykülerde, kadınlar da gerçeküstü öğelerle tanımlanıp bizi şaşırtan anti-kahramanlara ya da tiplere değil, tanıdığımız ve bildiğimiz kahramanlara dönüşüyor. Olağanüstü kurgu içinde toplumsal cinsiyet ayrımcılığından sterilize edilmiş bir anlatı benimsememesi, yazarın kadın sorunsallarına duyarlılıkla yaklaştığını ve bu sorunsalları kalemine ‘dert’ edindiğini de gösteriyor. Öykülerde alışık olduğumuz mekanı ve atmosferi vurgulayan klasik anlatımın dışına bilimkurgu evreniyle çıkıyor. Böylece öyküler ortam kadar fikri, olayı ve karakterleriyle de vurgulanıp çok boyutlu bir özellik kazanıyor. Bu da biz okurlara Dağcı’nın bilimkurgu atmosferi yaratmanın çok ötesinde dertleri, ideolojik ve dünyanın nabzını tutmaya çalışan kaygıları olduğunu düşündürüyor.

YOLCULUĞUMUZA DÜŞLERİNİ ARAYAN KADINLARLA BAŞLIYORUZ

Dünyanın Öteki Yüzü’nde yolculuğumuza Rüya Görme Merkezi’nde düşlerini arayan kadınlarla başlıyoruz. Günün ilk saatlerinde RGM önünde hınca hınç sıraya girmiş ‘rüya göremeyen kadınlar’ içinden seçilen anne-teyze karakteri, kadının yaratılışını sorgulayan bir kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Artık malzemeden yaratılmış kadının karşısında kardeş rolü atfedilen Ba-Kadun, kadınların rüyalarını yiyen bir rolde tanımlanıyor. Okur olarak kadının daha güzel ve insancıl bir dünya hayallerini engelleyen bir rolde aç ve güzel bir başka kadını buluyoruz. Karaconsolos gibi folklorik öğeleri de kadın sorunsallarını evrensel bir tema olarak işlemek için malzeme olarak kullanıyor.

Dünyanın Öteki Yüzü, Meltem Dağcı, 80 syf., İthaki YAYINLARI, 2023.

Kitabın en çarpıcı öykülerinden Damızlık Birliği’nde Wo karakteri üzerinden kadının bu dünyadaki görevinin yalnızca doğurmak ve nesli devam ettirmek olarak görülmesine tepki gösteriliyor. Kadının adeta bir kuluçka makinası gibi görülmesi, bireysel değil toplumsal düzlemde bir sorun olarak ele alınırken erkek denizatlarının hayata dair bildiğimiz kalıpları yıkan doğaları metaforik olarak başarıyla işleniyor. Wo; evini terk etmesine de sebep olan, babasının annesinden sürekli çocuk doğurmasını beklemesini adeta bir çocukluk travması olarak yaşamına aktarıyor. Yerleştiği kasabada kadınları örgütlemeye çalışırken çıkarttığı gazetede yayımladığı ‘Erkekler de Doğursun’ yazısı ile erkeklerin düşmanlığını kazanıyor. Bu düşmanlık üzerinden kadın-erkek arasında tırmanan gerilim, Damızlık Birliği’nde deneysel bir çalışma içinde sonlanıyor. Burada En ve M merkezinde gelişen yaşantılarda, kadınların annelik sürecinde yaşadıklarına empatik bir yaklaşım arayan yazar; bilimkurgu yazını içinde erkeklere doğurganlık atfetmeye çalışırken onları gerçek dünyanın eril tepkilerinden soyutlayamıyor.

Eril zihniyetle kodlanan roller içinde kadına atfedilen bazı kalıplar Meltem Dağcı öykülerinin odağında da yer alıyor. Kadınlar arasında yaşayan çatışma ve kadının hemcinsleri üzerindeki yıkıcı etkisi, Yeraltı Odaları öyküsünde de baskın biçimde karşımıza çıkıyor. Öyküde kadının fedakarlığı ve hemcinslerine karşı yıkıcı kişilik örüntülerini işleyen yazar, kadına karşı yapılan kötülüğün bir döngü yarattığı gerçeğiyle de bizleri yüz yüze bırakıyor. Yeraltı Odaları öyküsünde yazar, bilimkurgu evreninde kadının fedakarlığının sınırlarını zorlamak için kullanıyor. Tek gözüne karşı kızı için kalp takas etmek isteyen annenin öyküsü, inandırıcılığıyla da dikkat çekiyor. Damgalı Yumurtalar öyküsünde beden algısı kavramının oluşmasında kapitalist kültür, kadınları gençleştiren ve güzelleştiren damgalı yumurta imalatı yapan SKT karakterinde karşımıza çıkıyor. SKT ile eşinin hediye ettiği damgalı yumurtaları değiştirmek isteyen öykü kahramanı, yumurtalarla ilgili çarpıcı bir bilgi alıyor. Burada yumurtaların parasını geri almak isteyen kahramanımızın gerçeklere karşı verdiği tepkide kendine olan güveni ve beklentimizin dışında tepkileri; kadınların tek görevinin kendini erkeklere beğendirmek olduğunu dayatan kültüre karşı başkaldırı olarak yorumlanabilir.

KAĞIT YİYEN EJHA

Meltem Dağcı’nın öykülerinde gelenekselleşmiş anlayışlar, alışkanlıklar, kadına atfedilen roller, kadın üzerinden oluşturulan kalıplaşmış düşünceler Cansız Mankenler’de tasarımcı rolüyle gerçeküstü bir dünyada yeniden işleniyor. Kadının doğanın dengesine karşı duyarlılığını ve soğuğun sebebini araştırmak için ansızın görevlendirilen Kış Mühendisleri’ni Bir Kar Tanesi öyküsünde okuyoruz. Kadının okumasını engelleyen zihniyet, çarpıcı bir anlatımla kağıt yiyen Ejha olarak karşımıza Kağıt Yiyen öyküsünde çıkar. Bu zihniyetle kadının silahının kitaplar olması okuru derin düşüncelere salıyor.

Genita’nın Batı Yakası öyküsü, sakin hayatlar yaşamak isteyenlerin yerleştiği Believ sahil kasabasında, çoğunlukla istedikleri yaşta ölme hakkına sahip ve yetmiş yaşında ölüm şeklini seçme özgürlüğü kazanan kadınlarla tanışıyoruz. Kadının mutlu dünyası, sakin yaşam tarzı; verandalarında kuş sesleri olan tek katlı evlerle, ağaçlı bahçelerle, seçim sistemi olmayan toplumla tasvir edilirken geride hiçbir iz bırakmadan gitmesi, yaşadığı dünyanın ötesinde bir dünya hayal edememesi eleştiriliyor. Bu çarpıcı öykü, bireyselliği yok sayılan kadınlar kadar huzurun içinde de olsa gizli güçleri yok sayılan kadınların da bu dünyayı verimsiz biçimde yaşadığı gerçeği olarak okunabilir. Öyküde mutlu yıllar yaşayan ancak bu yılların sonunda büyükleriyle aynı kaderi paylaşan ve çiçekleri sulamak dahi istemeyen yetmiş yaşında bir kadın için hayatta mecbur bırakıldığı tek ‘seçim’ ölüme gitmek oluyor. Genita’nın Batı Yakası’nı huzurlu hayatlar içinde ardında hiçbir iz bırakmadan giden kadın kahramanların yaşamına karşı bir başkaldırı sezmemek olanaksızdır.

Şapeldeki Gölge’de siyah şişlikleriyle çirkinleşen yüzü lanetlenmiş sayılan, bu nedenle de annesi tarafından evden kovulan bir kadın kahramanın şifa arayışı, Yunan mitolojisinde ‘kadın lanetli midir, değil mi?’ tartışmalarından Ortaçağ karanlığının cadı avına doğru yapılan bir yolculuğa dönüşüyor. Bu yolun sonunda kadının özgürlüğü ile tutsaklığa başkaldırışı arasında bir bağlantı kurulduğu da gözlerden kaçmıyor. Mitolojik öğeler, kadının doğayı ve yaratılışı temsil ettiği bir anlayış baskın biçimde işleniyor. Zehir öyküsünde de ‘TTG’yi lütfen zor durumda bırakmayınız’ uyarısıyla birlikte kadının mücadeleci yapısını ve karşı karşıya kaldığı korkularını görüyoruz. Ayrıca bu öyküsünde metaforik anlatım zirve yapıyor.

Dünyanın Öteki Yüzü çok katmanlı bir evrende fantastik/mitolojik öğeleriyle, gerilimli satırları, metaforik çizgisiyle bilimkurgu dünyasında kadın sorunsallarını başarıyla işliyor. Öykülerde başkaldıran, tepki veren karakterlerin baskın biçimde karşımıza çıkması ve yazarın karakterlerine boyun eğdirmemesi özellikle dikkat çekiyor. Bu anlamda Dünyanın Öteki Yüzü, yazarının bundan sonraki çalışmalarını da merakla bekletecek türden bir ilk kitap.