YAZARLAR

Televizyonun görünmeyenleri

Türkiye’nin ciddi bir eğitim sorunu olduğunu kabul etmemiz lazım. Yükseköğretim bu çok katmanlı ve çok karmaşık eğitim sorunu zincirinin son halkası. Bu sorun yumağının yaşandığı biçimi ile ekranlarda yer bulmaması bence bir anlam ifade ediyor.

Üniversite adayları için tercih dönemi başladı. Geçtiğimiz 12 yılda tercih dönemini üniversite adaylarıyla iç içe geçirdim. Binlerce öğrenci yakınıyla görüştüm. Bu yaz tercih dönemine biraz mesafede dururken üniversitelere, üniversite öğrencilerine ekran üzerinden bakalım istedim. Ekranda hiç olmayan üniversite öğrencilerinden ve üniversitelerden bahsedelim mi biraz?

Çalıştığım bölümde verdiğim derslerden birinde üniversitenin ilk yılındaki öğrencilerle kimlik, kültür, kültürel haklar, şehir kültürü gibi kavramlar üzerine tartışırken üniversite kavramını da tartışmaya açarız. Modern üniversite sistemine bugünkü şeklini verdiği düşünülen Berlin Humboldt Üniversitesi’nden bugünün 3. nesil üniversitesinde bilgi-toplum-sanayi ilişkilerinin nasıl değiştiğini, üniversitenin ürettiği bilginin kim için olduğunu sorgularız. Bu değişimin içinde öğrenci olmak ne demek tartışmasının bir kenarına öğrencilerime "ekranda kendinizi görüyor musunuz" sorusunu eklerim. Bu sorunun cevabında genellikle çok az örnek buluruz. Bu örnekler de çoğunlukla bir haberdir ya da yeni neslin artık pek hatırlamadığı Kampüsistan dizisidir. Dizinin afişini gösterdiğimde karakterler üzerine konuşur ve tipleri tahmin etmeye çalışırız. Bu karakterlerde genellikle çok başarılı ama üniversite okumak için parası olmayan bir genç, akademik başarısı düşük ama zengin bir ailenin mensubu bir genç ve bu çatışmaların kahramanı güzel, genç bir kız öğrenci vardır. Onun başarısından, çalışma isteğinden ziyade fiziksel özellikleri ön plandadır. Bu denkleme karşın, toplumun önemli bir kısmını temsil eden gençler ve üniversite öğrencileri ile toplumun önemli kurucu unsurlarından biri olan üniversitenin ekranda daha fazla olmasını bekleriz. Ekranla kurduğumuz ilişkide ‘gerçekçilik’ arayışımız hiç bitmiyorsa bu temsiliyet evreninde üniversite öğrencisi neden yoktur? İşin olgusal boyutunda yani haberlerde yer almak için ya büyük bir başarı ya da “gençler yine olay çıkarttı” benzeri bir içerik karşımıza çıkar. Oysa ki Türkiye’nin en başarılı üniversitesinde (başarı görecelidir tartışması bence Boğaziçi Üniversitesi için geçerli değil) belki de her gün ekranda görmemiz gereken bir direniş var. Ama bu yazıda haberlerden değil dizilerden bahsedeceğim.

Ekranda devam eden yaz dizilerinde gençler başrolde ama tatildeler. Tatilde çalışanlar da az sayıda. Tatilde memleketine dönüp ailesiyle birlikte mevsimlik işçi olarak çalışan bir karakter hatırlamıyorum. Ya da depremden etkilenmeyen bir şehirdeki üniversite yurdundan depremzedelerin yerleşmesi için çıkartılan ve depremzede ailesinin yanına dönmek zorunda kalan bir öğrenci hikayesi de hatırlamıyorum. Geçtiğimiz sezondan hatırladığım en belirgin üniversite öğrencisi Kızılcık Şerbeti dizisindeki Doğa idi. Diş hekimliği bölümünde okuyan ve çocuk sahibi olmak üzere olduğu ve evlendiği için okuluyla ilişkisi koparılmaya çalışılan Doğa. Neyse ki Doğa okulunu bırakmamanın mücadelesini veriyor.

Yıllar önce Genco dizisi vardı. 2007-2008 yılları arasında Kanal D’de yayınlanan dizi İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kuştepe Kampüsü’nde çekiliyordu. O sırada araştırma görevlisi olarak çalıştığım üniversitemin adı dizide Kent Üniversitesi olmuştu (şimdi aynı isimde bir üniversite var). Üniversitede kat görevlisi olarak çalışan yetenekli Genco ile varlıklı bir ailenin öğrenci olan kızı arasındaki ilişkinin anlatıldığı dizide tam ofis kapımın önünde ismimle ekrana çıkmışlığım bile var. (Evet, bu ekran görüntüsünü hatıra olarak sakladım.)

Medcezir’deki üniversite öğrencileri de zengin-yoksul çatışmasıyla ekrana geldiler. Yoksul öğrencinin yeteneği, kaynaklara erişimin eşitsiz olduğu ülkede ancak üstün bir yetenek olarak görüldüğünde destek bulur. Sıradan olanın, yani hepimize ait olan gündelik hayatın ekranda yeri yoktur. Daha sıklıkla gördüğümüz öğrenci karakterler lise öğrencileri -biraz ilkokul- olarak karşımıza çıkıyor. Arka Sıradakiler, Öğretmen, Hayat Bilgisi, Güneşi Beklerken, Aşk 101 ilk aklıma gelenler. Burada üniversiteyi anlatmak, üniversite öğrencisini göstermek, hepimizin dahil olduğu bu sürecin (üniversite okumayı ve Türkiye’de üniversite okumanın bir şart olarak görülmesini kastediyorum) anlatılmaması nedendir? Anlatıldığı zamanlarda da üniversitedeki hiyerarşik titr’ler hep bir karmaşa içindedir. Profesörler öğretim görevlisi olur, bölüm başkanları rektör olur. Bunun neden çözülemediğini, öğretim üyesi-öğretim görevlisi ayrımının neden anlaşılamadığını bilmiyorum. Ancak açık olan bir şey var ki üniversitenin arka plan olarak anlatıldığı bu hikayelerde sınıf önemli bir çatışma aracı. Üniversitenin, eğitimin, öğrenciliğin sınıfsal bir düzlemde hikaye içinde kurulması bizi bugünün Türkiye’sine getiriyor.

Türkiye’de bugün 3,5 milyona yakın öğrenci sınav sonucunu aldı ve üniversitelerin 1 milyondan fazla kontenjanlarına yerleşmek için tercih yapmaya başladı. Sınava giren öğrenci sayısı her yıl arttığı gibi üniversitelerin kontenjanları da biraz biraz artıyor. Bazı üniversiteler size özgür bir akademik ortam vadediyor, bazıları özgür bir kampüs hayatı, bazıları da ayrımcı, kutuplaştırıcı ve hatta nefret söylemine açık bir idari vizyon vadediyor. Oysaki öğrenci olmak, ‘talebe’ olmak talep eden olmak anlamına geliyor. Üniversitenin özgür olması talebi meşru bir taleptir. Üniversiteden talep eden öğrenci olmak da meşru bir durumdur.

Yurt dışına gitmek isteyen gençlerin sayısı giderek artıyor. Vakıf üniversitelerinin ücretleri artıyor. Devlet üniversitelerinde harçlar geri geldi. Bir yandan ‘ne evde ne istihdamda’ tanımıyla üniversite mezunu işsizlerin sayısı da artıyor. Her yanımız komedi dizisi olsa neyse ama bu ortamda bu gençlerin hikayesini anlatmaktan daha iyi drama olur mu bilemiyorum. Şehnaz Tango dizisinde Şehnaz'ın kızlarının üniversite hikayesi ekrana geldiği dönem için gerçekçi bir yaklaşım sunuyordu. Hatırla Sevgili dizisinde tarihsel anlatının içindeki öğrencilik dönemi de aynı yaklaşımla anlatıldı. Bugüne ait olanın gerçeği ekonomik sınıfsa, bunun da daha çeşitli bir temsiliyetle erkana gelmesi gerekir.

Türkiye’nin ciddi bir eğitim sorunu olduğunu kabul etmemiz lazım. Yükseköğretim bu çok katmanlı ve çok karmaşık eğitim sorunu zincirinin son halkası. Bu sorun yumağının yaşandığı biçimi ile ekranlarda yer bulmaması bence bir anlam ifade ediyor. Bu eksiklik, toplumun zihin haritasında genelde eğitimin ve tabii yükseköğretimin hangi büyüklükte yer kapladığını (ya da kaplamadığını) anlatıyor olabilir. Tamam, aşk ve sınıf farkı bu haritanın vazgeçilmez bileşeni. Siyaset ve ekonomi de öyle. İronik biçimde hem ekonomi hem de siyaset uzmanları sıklıkla eğitimin şart olduğunu söylüyorlar. Ama galiba eğitim bir siyasal söylem olarak şart, bir istihdam aracı olarak şart. Eğitim maalesef karar vericilerin gözünde toplumun gönlüne ve ruhuna nakşedilmesi gereken bir yükselme fırsatı, bir dünyayı yakalama fırsatı, bir özgürlük alanı olarak şart değil. Bu nedenle farazi arz talep dengesi eğitimi ekranlardan uzak tutuyor olabilir.

Tüm üniversite adaylarının gönlünden geçen üniversitelere ve bölümlere yerleşmesi, sonra da serin serin diziler izlemesi dileğiyle.


Aylin Dağsalgüler Kimdir?

Lisans eğitimini Celal Bayar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. City University of London’da Uluslararası İletişim alanında yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde Radyo-Televizyon-Sinema alanında doktora derecesini aldı. 2005 yılından itibaren İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü’nde çalışıyor. Medyanın ekonomi politiği, ağ toplumu, televizyon kültürü ve izleyici çalışmaları alanında dersler ile medya için proje üretimi dersi veriyor, bu alanlarda akademik çalışmalar yürütüyor. Avrupa Birliği, İstanbul Kalkınma Ajansı ve Poynter Institute destekli projelerde yönetici olarak çalıştı. 2015-2022 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Dekan Yardımcısı olarak görev yaptı. Akademik çalışmalarına ek olarak RGB YouTube kanalında Diziwiz ismiyle dizilerle ilgili 45 bölümlük bir sohbet programını öğrencileriyle birlikte hazırlayıp sundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Toplum Ruh Sağlığı Bilim Kurulu üyesidir.