YAZARLAR

Siyah ırkçı, Kürt faşist

Her türlü faşizan baskıya maruz kalan bir kimlikten faşist çıkmasının teknik olarak da mümkün olmayacağı açık. Bunun aksini öne sürmek Biko’nun ifadesiyle, olsa olsa “vasilik dayanaklarının ayaklarının altından kaydığını hissedenlerin” yaptığı çarpıtma veya başka siyasi hırsları için kullandıkları bir perdeleme olabilir.

Denzel Washington’un canlandırdığı biyografik filmin bir sahnesinde Malcolm X, arkadaşlarıyla bir üniversitenin bahçesinden geçerken yanlarına heyecanlı bir beyaz kadın yaklaşır ve şu soruyu yöneltir: “Konuşmalarınızdan bazılarını okudum ve söylediklerinizin çoğunun doğru olduğunu düşünüyorum. Atalarımın yaptıklarına rağmen iyi bir insanım. Benim gibi beyaz bir kadın size yardım etmek için ne yapabilir?” Malcolm X bu uzun soruya “hiçbir şey” demekle yetinir ve uzaklaşır. Hayal kırıklığına uğrayan genç kadın arkasından bakakalır.

Güney Afrika’nın 1977’de henüz 31 yaşındayken gözaltında işkenceyle öldürülen siyah liderlerinden Steve Biko da Malcolm X keskinliğinde olmasa da beyazların desteğine şüpheyle yaklaşır; “Ne siyahların ne de beyazların gözünden düşmek istiyorlar. ‘Beyaz üstünlüğü’nü en az ‘siyah gücü’ kadar kötü addedip ‘aşırıcılığın’ her türlüsünden sakınmak istiyorlar. (…) Ama bir an için onlardan benimsemeye meylettikleri somut, anlamlı bir program vermelerini isteyin, o zaman ne tarafta olduklarını gerçekten görürsünüz.” Biko bu görüşlerini paylaşsa da bu, beyazlarla temas kurmasının önünde engel değildir, hatta en yakın arkadaşlarından biri ülkedeki siyah mücadeleye katkı sunan bir beyaz olan gazeteci Donald Wood’dur.

Amerika’daki bir başka siyah lider Stokely Carmichael de meseleye Malcolm X’e benzer bir çerçeveden yaklaşır ve “ezenlerin gelip de biz ezilenlere ezenlerden nasıl kurtulacağımızı anlatmalarına karnımız tok” der. Carmichael “söylediklerimizden yardım ya da dost istemediğimiz anlaşılmasın” diye de ekler ve şu yorumla devam eder; “devrimci bir görüş olan siyah halkın kendi başının çaresine bakabileceği fikrini, sadece siyah halkın kendisi tebliğ edebilir. (…) Bu toplumun yeniden inşası mümkün olacaksa, bunun asıl sorumluluğu da -siyahlara değil- beyazlara düşmektedir.”

Türkiye’de Kürt meselesi etrafında doğan çoğu tartışma farklı yönleriyle siyahların Amerika ve Afrika’daki mücadele ve tartışmalarını akla getiriyor. Amerika’da Malcolm X’le, Güney Afrika’da Steve Biko ile siyahların eşitlik mücadelesinde beyazların yer alıp alamayacağı veya ne şekilde olabilecekleri, dolayısıyla rolleri sıklıkla gündeme gelmiştir. Türkiye’de de Kürt solu ile Türk solu arasındaki çekişme veya tartışmalarda benzer hususlar belli aralıklarla görünür olabiliyor.

Siyasetçi Ahmet Şık’ın bir seçmenle yaptığı konuşmada geçen “Yeterince Türk faşist var, bir de Kürt faşistlerle uğraşamam” şeklindeki ifadesi de Emek İttifakı içinde ve dışında ciddi tartışmalar yarattı. Her yönüyle siyasi etikten yoksun ifadeler sonrası başlayan tartışmanın seçim ittifakına dair boyutu bir tarafa “Kürt faşisti”nin ne veya kim olduğu, böyle bir kimliğin hele ki HDP bağlamında olup olamayacağı, ezilen ulus mensubunun “faşist” olup olamayacağı ayrı bir başlığa dönüştü. Aynı partiden Sera Kadıgil’in de 2016’daki bir tweet’inde bu ifadeyi kullandığı fark edilince gerçekten en azından toplumun bir kesiminde “Kürt faşisti” ifadesinin kullanıldığı anlaşıldı. HDP’li Sırrı Süreyya Önder tartışmayı "Birine ezilen ulusun faşisti olur mu olmaz mı dersini vermek bizim işimiz olamaz” sözleriyle değerlendirdi.

GELELİM SİYAHLAR IRKÇILAŞIYOR İDDİASINA…

Steve Biko, “Siyah Bilinci” isimli kitabında, ta 1970’lerde ülkesindeki benzer bir tartışmaya dikkat çekiyor. Orada da beyaz liberallerce hakları için mücadele eden siyahların “ırkçılaştığına” dönük eleştiriler yapılıyor ki Biko, siyahlarla dayanışma içinde olan liberal beyazları kendilerini siyahların vasisi olarak görmeye başlamakla eleştiriyor ve şu cümleleri kuruyor: “Gelelim siyahlar ırkçılaşıyor iddiasına. Bu iddia vasilik dayanaklarının ayaklarının altından kaydığını hisseden hüsran dolu liberallerin en favori eğlencesidir. Siyahların menfaatlerinin bu kendi kendilerini atamış vasileri, siyahların hakları için yıllardır verdikleri kavgayla övünürler. Her şeyi siyahlar için, siyahlar adına ve siyahlar dolayısıyla yapmaktadırlar. Ama ola ki siyahlar, ‘her şeyi kendi başımıza ve kendimiz için yapma vakti geldi’ desinler, beyaz liberallerin hepsi kıyameti koparır; Hey bunu yapamazsınız, ırkçı davranıyorsunuz.” 

Steve Biko, Güney Afrika’daki bu ilginç tartışmayı aktardıktan sonra siyahların neden ırkçı olamayacağını anlatıyor: “Bilenler, ırkçılığı bir grubun diğerine boyun eğdirmek ya da bunu sürdürmek amacıyla ayrımcılık yapması olarak tanımlarlar. Bir diğer deyişle, hiç kimse, boyun eğdirecek gücü yoksa ırkçı olamaz.” 

Amerikalı siyahların da Güney Afrika’dakiler gibi “tersten ırkçılık” yapma suçlamasıyla karşı karşıya geldiğini Stokely Carmichael’in “Siyah İktidarı” isimli kitabından öğreniyoruz. “Beyaz Amerika’ya gelecek olursak, o belki de artık ‘siyah üstünlüğü’nden, ‘siyah milliyetçiliği’nden, ‘tersten ırkçılık’tan yakınıp durmayı kesip gerçeklerle yüzleşmeye başlamalı. (…) Acaba bizi suçlamaktan vazgeçip kendi sistemlerini suçlamaya başlayabilirler mi? Olur da içlerine, sonunda devrimci bir duyguya dönüşebilecek bir utanç yerleşebilir mi?”

Steve Biko, “hiç kimse, boyun eğdirecek gücü yoksa ırkçı olamaz” derken haksız değil. Faşizm ve faşist kavramları da güçle, iktidarla ilişkili olageldi. Faşizm kelimesinin kendisi “ulusu ve genellikle ırkı bireyin üzerinde yücelten ve diktatör bir lider tarafından yönetilen merkezi otokratik hükümeti” ifade eder. Faşist ideolojinin ilk olarak ortaya çıktığı 1920’lerin İtalya’sından, daha sonra yayıldığı Almanya ve İspanya’ya kadar esas olan; egemen bir ulusun devlet aygıtını kullanarak diğer kimlikleri baskı altına alması, mümkünse yok etmesiydi. 

Güçlü bir lider ve devlet kontrolüne dayalı, ülkesi ve ırkını başkalarından üstün gören, muhalefete veya farklılığa izin vermeyen sistemler bu ideolojiyle birlikte güç kazandı. Ulusal Faşist Parti’yi kuran Mussolini, İtalyanların üstün bir ırk olduğu düşüncesiyle Balkanlardan Afrika’ya kadar bir imparatorluk kurmayı istiyordu, bu amaç için diğer milletleri ezip geçmek meşruydu. Franco da otoriter rejimle birlikte ülkede İspanyol kültürü dışında bir kültürün kendini ifade etmesini engellemeye çalıştı. Hitler’in yaptıkları ise tüm dünyanın malumu.

Dolayısıyla faşizm doğduğu günden bu yana bir milletin diğerine veya diğerlerine olan üstünlüğünü, militarizmi, aşırı sağcılığı ve tabii otoriteryanizmi esas aldı. Bu araçlardan yoksun, aksine yok edilmeye çalışılan kimliğini yaşatmaya çalışan, bunun için her türlü faşizan baskıya maruz kalan bir kimlikten faşist çıkmasının teknik olarak da mümkün olmayacağı açık. Bunun aksini öne sürmek Biko’nun ifadesiyle, olsa olsa “vasilik dayanaklarının ayaklarının altından kaydığını hissedenlerin” yaptığı çarpıtma veya başka siyasi hırsları için kullandıkları bir perdeleme olabilir.

Sırrı Süreyya Önder, Şık’ın ifadelerini “eğitim meselesi, eğitim eksiği” olarak tarif etse de Amerika ve Afrika’daki yüzyıllık deneyimler ile Türkiye’de farklı dönemlerde farklı vesilelerle kendini gösteren bu tartışmalar meselenin bundan çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.


Hamza Aktan Kimdir?

Avukat. 2001-2016 yılları arasında Bianet, Birgün, Nokta ve İmc Tv gibi yayınlarda muhabirlik, editörlük ve haber müdürlüğü yaptı. Express, Birikim, Radikal gibi yayınlarda yazıları yayınlandı. 2012'de yayınlanan “Kürt Vatandaş” isimli kitabın yazarıdır. 2018'de avukatlık mesleğine başladı. Çalışma alanları arasında ceza hukuku, iş hukuku, idare hukuku, mülteci hukuku ve tazminat hukuku bulunuyor.