'Nihilizm’den Kefarete' çıkan zorlu yokuş

Büyük bir soyguncunun peşine düşen bir dedektifin hikayesini konu eden Destroyer'ın yönetmen koltuğunda Karyn Kusama oturuyor. Filmin ana konusunu nihilizmin kol gezdiği bir coğrafyada kefaretçi bir bakış açısıyla bağışlanma yollarında geriden geriye bir zaman yolculuğuna çıkan, yıkılmış, onun için de yıkabilen bir kadının hayatı oluşturmakta.

Google Haberlere Abone ol

Hamid Farazande

Konusu, anlatım biçimi, aykırı baş oyuncusu gibi birçok yönden alışılmadık bir polisiye “Destroyer” filmi.

Bir cinayet sonrası sahnesi ile açılan filmde cinayetin gerçekleştiği yere doğru uzaktan yaklaşan kadın dedektif, daha önceki birçok filmiyle kafamızda güzelliğiyle özdeşleşen Nicole Kidman’den başkası değildir, fakat bu sefer, yüzünde, endamında bildiğimiz o güzellikten bir iz taşımıyordur, yüzü yaşlanmıştır; yaşlanmaktan öte, hatları yokluğa doğru kaçışan, hasta, çirkin bir yüze bürünmüştür Hollywood’un en güzel kadını. Bütün bunlar başlıbaşına Kidman’in farklı bir performansa hazırlandığını müjdeler niteliktedir. Yüzünün çizgilerinde, yıllanmış bir öfkenin bıraktığı derin hüzün, kendi-yerinde- olmama duygusunu verdiği, insomniak göz bakışları ve katatonik vücut dili ile yürüyüş tarzı bütünüyle deprem sonrası bir yıkıntı ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürür bize.

Destroyer, Karyn Kusama, 2018.

‘Destroyer’, ne intikam, ne de pişmanlık hakkında bir film, gerçi bunları da bünyesinde barındırır. Filmin ana konusu, bize kalırsa, nihilizmin her yerde kol gezdiği bir coğrafyada kefaretçi bir bakış açısıyla bağışlanma yollarında geriden geriye bir zaman yolculuğuna çıkan, yıkılmış, onun için de yıkabilen bir kadının hayatını işlemektedir.

'NIETZSCHE'YE ÖRTÜLÜ BİR GÖNDERME'

Bu, filmin başından sonuna dek flash- back’ler içinde flash- back’lerle dolandığı biçimini belirler ve ana teması dediğimiz içeriğiyle de örtüşür. Bunu yaparken yönetmen Karyn Kusama bildik teolojik vâhalara uğramaksızın ortamın sert, gaddar koşullarına uyum sağlayarak kefarete doğru giden yolu gene nihilizmin içinden aramaya, bulmaya koyulur. Soğuk sesiyle, belki de Nietzsche’ye örtülü bir gönderme yapan çete başı, Silas’ın “izleyenimiz yok bizim”, diye sarf ettiği söz, neredeyse bütün film boyunca yayılır durur.

'YIKIMIN İÇİNDEN GELEN BİRİ'

Dedektifimiz Erin’in duruşu, insanlara, iş arkadaşlarına ve yakınlarına, kızına bile yaklaşımı çok umut vaat etmez, nihilizmin, yıkımın içinden gelen biri o çünkü. Yine de, on yedi yıl önce,son derece acımasız soyguncu bir çeteye, başka bir polis arkadaşıyla sızmayı başaran Erin’in başından geçen olaylar, onu o günden beri sarsmaya, yıkmaya devam etmektedir. Çete içindeki polis arkadaşına aşk vaat eder, onunla, ajanı olduğu polis teşkilatına karşı, geleceği için, çete içinde çete kurar, ama daha sonra olayların hep bildik ters gidişatı ile birlikte sevgilisini istemeyerek ölüme sevk eder ve artık bir daha bunun altından kalkamaz hale gelir Erin. Alkole sığınmakla yıkımını hızlandıran bu nihilist anti-kahramanımızın hiçbir hareketi, sözü bizim empatimizi kazanmazken- aslında öyle bir gayesi de yok- seyirci olarak bizler onunla bir şekilde özdeşleşme yollarını aramaya koyuluruz adım adım. Çevresinde dolaşanların hiçbirinin, kızı dahi, en ufak bir loş ışık bile bize sunmaması bunda önemli etken olabilir.

'BİR BATAKTAN UMUTLA ÇIKMA METAFORUNA DÖNÜŞEN RÜYA GİBİ'

Erin’in karanlık ruhunun derinlerinde bir şeylerin kıpırdandığını baştan beri sezinler gibi oluruz, özellikle filmin sonlarına doğru kızıyla birlikte bir kafede geçirdiği anları düşündüğümüzde ve kızının anlatmaya koyulduğu çocukluk döneminden bir anısı bu sezgimizi pekiştirir: Kışın ortasında, karla kaplı bilinmeyen bir orman içinde, Erin kızını sırtına almış, ayak bileklerine kadar kara batmış haliyle bir yamaçtan tırmanmaya çalışır. Bu işin bütün zorluğu bir yana, Erin’in gözlerinde beliren ve bütün film boyunca ilk defa tanık olduğumuz ışık bizi yakalar gibi olur; bir bataktan umutla çıkma metaforuna dönüşen rüya gibi bu anı, ona son yolculuğunda da eşlik edecektir. Çete başının dediği gibi, Erin’in bir izleyeni olmazsa da, artık kefaret gerçekleşmiştir, bağışlanmıştır o.