Farhadi'yi herkes biliyor!

‘Everybody Knows’ herkesin bildiği ama dillendiremediği, dillendirdiğinde de ağır bedeller ödediğini sözlere işaret eden, yönetmenin fetiş temalarını ve ahlaki sorgulamalarını sağlam bir senaryo eşliğinde sunan, büyük bir film… Farhadi’nin önceki başyapıtlarını tercih edenler tabii ki çıkacaktır ancak bizce bir filmde kamera arkasında onun gibi bir yetenek varsa, orta derecede başarılı bir filmi bile her has sinemasever için kaçırılmaz bir fırsattır. 

Kerem Bumin  kbumin@hotmail.com

DUVAR – İranlı büyük yönetmen Asghar Farhadi’nin bizce hem büyük bir yeteneği hem de inanılmaz bir şanssızlığı var! Büyük yeteneği, filmlerindeki kilit noktalara ‘kusursuz örnek’ gibi gösterilebilecek yönetmen dokunuşları, nakletmek istediği duyguların seyirciler tarafından iliklerine kadar hissedilmesi, olay örgüsü ve karakterlerde büyük bir hakimiyet sahip olması gibi birçok alanda kendini gösteriyor.

Ancak bu üst düzey yönetmenlik başarısının yanında yer alan şansızlığı ise kendine has bu sinema dilini, çok sayıda önemli yönetmen yetiştiren ama birçok kısıtlama ve sansür problemi yaşayan İran sinemasında var etmeye çalışmasından kaynaklanıyor.

Ancak bu kısıtlamalar onun filmlerinde vermek istediği mesajları ve düşünmeye ittiği konuları asla gölgelemiyor ve Farhadi ister filmini ülkesinde çeksin isterse de daha önce ‘The Past’de yaptığı gibi Fransa veya bu filmde olduğu gibi İspanya’da çeksin, yapımlarındaki vuruculuk, gerçeklik ve derinlik asla kaybolmuyor. Yabancı ülkelerde sinema dünyasını kurunca belki değindiğimiz başarılar biraz azalıyor ancak, tekrar edelim, asla kaybolmuyor.

Buenos Aires’te yaşayan Laura, iki çocuğuyla beraber kız kardeşinin düğününe katılmak için İspanya’daki aile köyüne gelir. Nadiren görüştüğü ailesi ve eski dostlarıyla eğlenceli zamanlar geçiren Laura yine de ayrı kaldığı bu süre zarfında bazı şeylerin değiştiğini, devredildiğini, bazı ilişkilerin koptuğunu, bazı bağların ise yıprandığını gözlemler… Düğün beklendiği şekilde başlamış ve güzel bir şekilde sürerken kasabanın elektrikleri kesilir ve bu esnada Laura’nın büyük kızı İrene ortadan kaybolur. Bütün aile İrene’i aramaya başlarken, eski hesaplar açılır, bastırılan sırlar ortaya çıkar ve insanların içlerine attıkları sözler dudaklardan dökülmeye başlar.

İSPANYA’DAKİ BİR DÜĞÜN VE ÖTESİ…

Asghar Farhadi’nin daha önce çektiği filmler, özellikle ‘En iyi yabancı film’ Oscar’larını kazanan ‘A Separation’ (2011) ve ‘ The Salesman’ (2016), yönetmenden beklentimizi öyle bir noktaya çekti ki, sonraki filmlerinin aynı seviyeye ulaşamaması ve ister istemez ufak bir hayal kırıklığı yaratması kaçınılmazdı… ‘Everybody Knows’ u izledikten sonra bu hayal kırıklığını kısmen yaşıyoruz çünkü bizce bu film, yönetmenin en iyi filmlerinden biri değil ve önceki filmlerinin koyduğu çıtayı göz önüne alırsak, biraz sönük ve zayıf kalıyor diyebiliriz. Ancak bu zayıflık bizce göreceli bir zayıflık çünkü Farhadi’nin yine duygularımızı titreten, suçluluk, bağışlama, ahlak, aile bağları gibi derin konulara parmak basan sinema dili, yerli yerinde duruyor.

Bunun izlerini Laura’nın uzun süre sonra buluştuğu sekanslardaki samimi konuşmalarda, bütün karakterler hakkında akıcı bir şekilde ön bilgi aldığımız sahnelerde hatta bazı can yakıcı noktaları eşeleyen ufak takışmalarda görüyoruz. Ailede yaşlanmış babanın eski hamiyetini ve mallarını kaybetmesi, ailenin bir kızının kocasından ayrılmış olması ve çocuğuyla yalnız başına kalması, Laura’nın kendisiyle düğüne gelmeyen kocasıyla gözle görünen sallanan bir evliliği olması gözümüze çarpsa da, sonuç olarak bu ailede olması gerekenden daha sancılı bir ortam, göze çarpan bir karamsar hava veya ailenin bütün dengelerini bozan çekişmeler bulunmuyor.

Tam burada Farhadi sinemasının ‘alametifarikası’ öne çıkıyor: Yönetmen asla bir şeyi olandan daha kötü gösterme uğraşısında değil. Bu yüzden sinemasıyla bir bağ kurmamız ve anlattığı hikayelere inanmamız gerçekleşebiliyor çünkü dünyasında sunduğu ortam ve karakterler asla zorlama veya kurulmuş gibi değil sadece gerçek kokuyor. Ancak bu ‘gerçeklik’ duygusu asla bir ‘ilginç olay’ eksikliği gibi değil, normal olayların ‘ ilginç yorumlanması’ şeklinde bize yansıyor.

Kuşkusuz bir çok filmde konunun merkezini oluşturan hassas bir aile ortamı sağlam bir başlangıç noktası oluşturur ve bazı durumlarda bu aile ne kadar problemli olursa senaryonun anlatacak hikayeleri o ölçüde çoğalır. Fakat bu filmde olduğu gibi ailenin en azından dışarıdan ‘sağlıklı’ görünmesi, seyircide hem bu görüntüyü bozacak beklenmedik olayı ve hem de karakterlerin bu olaydan dolayı yaşadığı dönüşümleri görme merakını uyandırır. Filmin gidişatı bu açıdan hedefini tutturuyor çünkü beklendiği gibi, Laura’nın genç kızının kaybolması karakterler arasında genel bir paranoya ve akıllarında soru işaretleri yaratıyor, bunun yanında ailede adeta uykuda olan kızgınlıklar, pişmanlıklar ve suçluluk duyguları tekrar uyanıyor.

KİM DEĞİL, NEDEN?

Filmde bütün olayların fitilini ateşleyen olayın yani İrene’nin kaybolmasının aslında bir kaçırılma olayı olduğu kısa bir süre zarfında öğreniliyor. Bu olası kaçırılma olayı aklımıza yönetmenin önceki filmlerinden ‘About Elly’i (2009) getiriyor… Hatırlanacağı üzere bu filmde de, birkaç aile kısa bir tatil yapmak için bir kır evini kiralamış ve çocuklarıyla ilgilenmesi gereken genç bir kadın yani Elly çocuklardan biriyle aniden ortadan kaybolmuştu… Aile o filmde burada olduğu gibi klasik bir kaçırılma ve fidye isteme olayıyla değil daha çok bilinmezlerle dolu bir endişe dünyasıyla karşı karşıya kalıyorlardı. Bu genç kızın kim olduğu, ne istediği, çocuklardan birinin kaybolmasıyla ne kadar ilgili olduğu hakkında onlarca olasılığı değerlendirmek zorunda kalıyorlardı.

Bu filmde ise bilinmezler çok daha az ve ortadan kaybolma nedeni çok daha açık… Ancak İrene’nin gidişi klasik bir kaçırılma gibi koksa da ortada kızı kaçırılan ailenin çok zengin olmamasına, İrene’nin ideal bir hedef görünmemesine ve kaçıranların ‘içeriden’ yardım alabileceğine dair sorular var. Dolayısıyla bu sefer asıl soru, ‘Kaçıran(lar) kim ?’den ziyade ‘Neden kaçırıldı ?’ oluyor. Yönetmen bizi bilinmeyen topraklara değil, bilinen ama anlam kazanmayan topraklara sürüyor. Belki yönetmenin anlatmak istediği şey, bazı şeyleri bildiğimizi sanmanın hiçbir şeyi bilmemekten daha korkutucu olduğudur.

İDEAL OYUNCULAR…

Farhadi’nin filmlerinin gücünü yaratan etkenlerden biri de tabii ki yönettiği son derece başarılı oyuncularının performanslarıdır. Bu filmde de ilk defa yönetmenin kamerası karşısına çıkan Laura’nın eski aşkını canlandıran Javier Bardem, kocasını oynayan Ricardo Darin ve ortalarında kalan kadını canlandıran Penelope Cruz, karakterlerine çok ciddi bir gerçeklik ve derinlik katıyorlar. Gerçekten onlarla eğleniyor, onlarla endişeleniyor, onlarla nefes alıyoruz.

Bu üç ana karakterin arkasındaki her yan karakterin çizilme şekli de gerçekten bir yönetmen ustalığı ve hakimiyetinin eseri… Hiçbir karakter gereksiz, aksesuar veya hikayeye katkı vermez bir şekilde durmuyor ve biraz geri planda kalanlar bile sonunda senaryoda yerini buluyor.

‘Everybody Knows’ herkesin bildiği ama dillendiremediği, dillendirdiğinde de ağır bedeller ödediğini sözlere işaret eden, yönetmenin fetiş temalarını ve ahlaki sorgulamalarını sağlam bir senaryo eşliğinde sunan, büyük bir film… Farhadi’nin önceki başyapıtlarını tercih edenler tabii ki çıkacaktır ancak bizce bir filmde kamera arkasında onun gibi bir yetenek varsa, orta derecede başarılı bir filmi bile her has sinemasever için kaçırılmaz bir fırsattır.

Yönetmen: Asghar Farhadi
Oyuncular: Penelope Cruz, Javier Bardem, Ricardo Darin, Eduard Fernandez, Barbara Lennie, Inma Cuesta, Elvira Minguez, Ramon Barea…
Ülke: İspanya, Fransa, İtalya