Cengiz Cengisiz: Hastanede insana yakışmayan bölümleri kapattık

Gazete Duvar'da yayımlanan haberlerin ardından Manisa Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Cengiz Cengisiz hastaneye davet etti ve çalışmaları anlattı.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR- Gazete Duvar’da yayınlanan “15 günde 5-6 kez elektroşoka götürülenler oldu”, “Hasta rızası yoksa elektroşok kullanılamaz” başlıklı haberlerin ardından Manisa Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Cengiz Cengisiz, iletişime geçerek hastaneye davet etti. Cengisiz’le hem hastaneyi gezdik hem de söyleştik.

Cengisiz’in hastanede göreve başlamasının ardından hasta sağlığını olumsuz etkilediğini düşündüğü E ve F servislerinin kapatılmasına ön ayak olması sevindirici bir gelişme. Hasta rehabilitasyonuna uygun olmayan bu binaların artık kullanılmıyor olması iç rahatlatıcı olsa da, bu hastaların şimdi nerelerde ve ne durumda olduklarını da düşündürmüyor değil. Yani servis kapatmakla bulunan çözüm yeterli mi? Bu hastalar gönderildikleri yerlerde nasıl bir ortamda tedavilerini görüyorlar? Bunlar da ayrı birer soru işareti.

Başhekim Cengisiz’e göre hastanenin küçülmesi gerekiyor

Hastane gezimiz esnasında RUSİHAK tarafından atılmış önemli bir başlık olan sanatsal ve sportif faaliyetlerin yapıldığı sosyal alanları işlerken gözlemleyemedik. Başhekim Cengisiz’in saat 14.00’a kadar faaliyet halinde olduğunu belirttiği sosyal alanların hastalar tarafından kullanıldığını görememiş olmanın ziyaretimiz için büyük bir kayıp olduğunu belirtmek isteriz.

‘KARANLIK VE REHABİLİTASYON HİZMETİ SINIRLI OLAN BİNALARI KAPATTIK’

Ne zamandan beri bu hastanede çalışıyorsunuz?

2018 Ocak ayından itibaren başhekim yardımcısı olarak çalıştım. 2019 Mart ayında da asaleten başhekim oldum.

2013 yılında depo hastanelerin durumunu anlatan RUSİHAK raporu yayınlandı. Rapor sonrası yapılan değişikliklere dair bir bilgilendirme yapabilir misiniz?

RUSİHAK Raporu ülkemizin depo hastaneleri için yazılan bir rapor. Ben depo hastanelerinde çalışmadım. İhtisasım da üniversite hastanesiydi. 2013 yılında psikiyatri uzmanı oldum. Bahsedilen yıllarda benim eğitimim asistan olarak devam etmekteydi. İnanın ruh sağlığı hastanelerini ben de bu süreçle beraber tanıyorum. Dolayısıyla 2013’te uzman olan biri olarak geçmişe ilişkin nitelikli yorum yapmam, çıkarımlarda bulunmam çok isabetsiz olur.

Raporda bahsi geçen adli servis koşullarında değişiklik oldu mu?

Bizim adli servislerimizden bir tanesi rehabilitasyon ve tedavi hizmetinin nitelikli verilemeyeceği yerlerdi. O yüzden bunları 2019 Nisan ayında kapattık. Bunlar şu anda aktif değiller. O hastaları da niteliklerine göre sağlık müdürlüğümüzün bilgisi ve oluruyla yeni yapılan tedavi ve rehabilitasyonların verilebileceği şehirlere naklettik.

Çünkü mevcut ortamlarda kişilerin rehabilitasyonları olamazdı ve kendi adıma hekimliğimi icra ederken merkeze aldığım değer insan onuru. Orada o kadar hastanın kalamayacağına kanaat getirdik. Bu süreç benim açımdan sıkıntılı oldu. Bu anlamda birçok eleştiri aldık. “Bu hastalar neden gidiyor? Ne gerek var?” diye. Sonrasında yine hastaneyi değerlendirirken sağlık mimarisine uygun olmadığı için bipolar hastaların kaldığı servisin de problemli olduğuna kanaat getirdik. Karanlık ve rehabilitasyon hizmetleri sınırlı olduğu için orayı da kapattık.

Kurumda kalan kişilerin servis içinde şikayetlerini iletebilecekleri bir mekanizma var mı? Örneğin şikayet kutusu varsa ne sıklıkla açıyorsunuz?

Şikayet ağır bir söylem. Şikayet yerine biz dilek kelimesini tercih ettik. Ben böyle diliyorum, böyle olsa daha iyi olur anlamında ‘dilek’ kelimesini tercih ettik. Hastalar için ihtiyaç halinde zaten rehabilitasyon birimlerinde kağıt-kalem var. Sorumlu hemşire geldiğinde dilek kutusuna atabiliyorlar.

Sorumlu idareciler ayda bir kez bunları alır. Kontrolden sonra da başhekim yardımcılarımız, idarecilerimiz her hafta bunları toplar. Aylık olarak da zaten hepsi sisteme girer. Bizim için önemli bir şikayetse hızlı bir şekilde takip ederiz.

Peki, değerlendirilip cezai işlemle sonuçlandırılan herhangi bir vaka oldu mu?

Hastalarımızın şikayeti daha çok bu şekilde olmuyor. En azından benim bulunduğum 6 aylık dönemde böyle bir şikayet söz konusu olmadı. Çünkü kamera sistemlerimiz var. Böyle bir beyan geldiğinde yazılı olarak gerekli birime sorarız. Ona göre bunu değerlendiririz. Son 6 ay için soruyorsanız yok ama öncesi için de bilgim yok.

‘TOPLU BANYO İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR ŞEY DEĞİL’

Hastaların ne sıklıkla ve ne kadar süre ile banyo yaptığı da merak edilen sorulardan birisi…

Evet, bu soruyu bana çok soruyorlar, hastalarımız da bunu gündeme getirmiş. Herhalde bu konu da 2013’ten önce olan ve anladığım kadarıyla RUSİHAK raporlarında geçen bir ibare. Ben hastaneye gelmeden önce buna benzer şeyleri bana da söylemişlerdi. Ama geldiğimden beri zaten hastanenin bu anlamda altyapısı tam. Bir hasta gerçekten yaz döneminde kötüyse ve banyo ihtiyacı varsa her saat banyo yapabilir. Bu anlamda bir sıkıntı yok. Nasıl ki siz bir otelde kaldığınızda 24 saat sıcak su varsa şu anda bizim hastanemiz için de bu geçerli. Kendimize ait kazan sistemimiz, ona göre yapılanmamız var. Hastalarımız her saat banyo yapabilirler. Bu, kişinin kendisiyle alakalı bir durum. Bizim için hastaların rutini 20 dakika, yarım saati geçmez. Kesinlikle süre kısıtlamamız yok, zaten olamaz.

Toplu banyo yaptırılması gibi fazlasıyla rahatsızlık yaratan mahremiyet ihlaline karşı siz nasıl bir çözüm geliştirdiniz?

Şu anda kendi adıma öyle bir şeyin olmadığını size net olarak söyleyebilirim. Kaldı ki bu insan onuruna yakışır bir şey değildir. Zaten oralarda, kameranın olmadığı perdeli bölümler var. Hasta, orada tüm işlemlerini yapıp banyosunu yapar, giyinir. Saçını kurulamak ve taramak için odasına gider.

Mesela bugün banyo günü. Ne zaman soyunmaya başlıyorlar anlatabilir misiniz? Buna izin vermeyen hasta olduğunda nasıl müdahale ediyorsunuz?

Bir kere kadın servisiyse eğer sorumlu olan hemşire ve yine klinik destek ekipleri var. Bu personel sadece o kadının yıkanmasından, kişisel hijyeninden sorumlu. Çünkü bazı hastalarımız yıkanmıyorlar.

Yıkanmak istemeyen bir hasta olduğunda birinci öncelik hastayı sözel olarak ikna etmek. Hekiminin, sorumlu hemşirenin, psikologun sözel olarak ikna etmesinden bahsediyorum. Ama bu süre kabul edilebilir sürenin üzerine geçerse hem kendi hem de diğer hastalar için çok ciddi sıkıntılar yaratabilir. Yine hemşire tarafından ikna edilerek banyo yaptırılır. İkna edemezseniz zaten bir şey yapamazsınız. Orda sizin yapacağınız uygulamalar da bir yere kadardır.

Çalışanların en zorlu uğraşı, hastaları ikna etmek

‘BİRİNCİ ÖNCELİK HASTAYI SÖZEL OLARAK İKNA ETMEK’

Siz hastaların kişisel eşyalarının olmamasını bir sorun olarak görüyor musunuz? Buna dair bir çözüm ürettiniz mi?

Bu, kişinin tanısıyla alakalı bir şey. Mesela çocuk servisinde olan hastalarımız gördüğünüz gibi çok ağır hastalar değiller ya da AMATEM hastalarımız. Ama bazı servislerimizdeki kişiler gerçekten çok kötü durumda, yani o hastanın zaten temel gereksinimi kitap, ayraç değil. Bu anlamda onun ihtiyacı öz bakımı, temizliği. Onun tedavisinin bir an önce başlaması ve tedavisinin bitmesi lazım. Tedavi bitiminde bunlar gündeme gelebilir. Kime, hangi önceliğin olacağı önemli bence. Yani genel bir şey demektense kişi özelinde, o hasta özelinde konuşmak daha doğru. Mesela bu bir kitapsa ve dini sanrıları olan birine verilecekse tabi ki de hekim verilmesini uygun görmeyebilir. Ama bunu bir kişisel hak ihlali yapıyorlar, bu hastanede benim kitabıma karıştılar gibi düşünmek yanlış olur.

Tabi ki en büyük detay buradaki uygulamaların bir kapalı psikiyatri hastanesi ve gerçekten öz bakımı olmayan zor hastalar, taşkın hastalar için olduğunu hatırlamak. Normal bir depresyon hastası üzerinden değerlendirme yapmak burada isabetsiz olur ve bizi bambaşka bir sonuca götürür.

‘HASTA İSTEMEZSE EKT YAPILMAZ’

Suriyeli/yabancı hastalar için dil bilen personeliniz var mı? Bu kişilerle nasıl anlaşıyorsunuz?

Göçmen ruh sağlığı apayrı bir kavram. Hasta, hastanemizde kabul edildiği andan itibaren gerek kendi gelsin, gerek mahkemece gönderilmiş olsun, öncelikli olarak sosyal hizmet birimine haber verilir. Sosyal hizmet birimi il sağlık müdürlüğümüzün göçle ilgili olan bölümüne haber verip kişi hakkında bilgilerini aktarır. Sonrasında kişinin diline ve geldiği yerin uyumuna göre göç idaresiyle temasa geçilip tercüman istenir. Ama velev ki bu göçmen hastamızın gecenin ikisinde geldiğini farz edelim. Yine bakanlığımızın göçmen destek telefon hatları var. Çalışan personelimiz bu hatları arayarak santralimizden bağlatır. Göçmen iletişimini bu şekilde kurar.

Aydınlatılmış onam formlarınız var… En çok merak edilen sorulardan birisi de EKT uygulanacak kişi bu formu görüyor mu ya da kendisine okunuyor mu? Bu işlem için hastanın rızası alınıyor mu?

Eğer ki bu kişi dediğim gibi dışarıdan getirilen, çok taşkın bir hastaysa sosyal hizmet, vasisine sorar. Ama taşkın bir hasta değilse tabii ki onaylamak zorunda. İstemezse yapılmaz. Yapılamaz zaten.

Örneğin hekim EKT yazdığı halde hasta kabul etmediği için EKT uygulanmayan kaç kişi oldu? EKT zorla uygulanıyor mu? Zor kullanımı ne sıklıkla?

Tabi ki istemeyen hasta oldu. Hekim hastayı değerlendirince hasta yakınına EKT uygulanacağı söylenir. Genelde böyle olur. Hasta yakınlarının bazısı ben bunu istemiyorum diyebilir. O zaman hekim EKT yapmaz zaten.

EKT endikasyonları çok nettir. Bizim tıbbi olarak EKT elzemdir dediğimiz 4-5 endikasyon vardır. Özellikle çevreye ve topluma zarar verme riski olan bipolar, mani dönemdeki ağır mani geçiren hastalarımız; tedaviye dirençli, tekrarlayıcı intihar teşebbüsleri olan depresyon hastalarımız, hareketliliğin bittiği katafonik şizofreni denen bir durum vardır. Katafonik şizofrenide EKT endikasyonu vardır. Nöroloptik mani sendrom diye bir tıbbi durum vardır. Nöroloptikmanisendrom da endikasyondur. Yani bu aralık dışında kullanmanız zaten tıbben mümkün değildir. EKT 1938’de İtalyan bilim adamları tarafından bulunmuş bir uygulamadır. Sonrasında tıbbi uygulamaya girdi. 2006’dan beri ülkemizde anestezi altında yapılır. Zaten hastanemizin kadrosunda anestezi uzmanı var.

‘EKT SAYISINDA YARI YARIYA DÜŞMELER OLDU’

Peki, siz hastanedeki görevinize başlamadan önce ve başladıktan sonraki EKT sayısı oranlarında bir farklılık gözlemlediniz mi?

Yarı yarıya düşmeler oldu. Neden diyeceksiniz? Biz bu noktada arkadaşlarımıza bunu anlatmaya başladık. Manisa Ruh Sağlığı olarak hastalarımızın da artık sayısını azalttık. Birçok servisimiz kapatıldı. Sevkler görece azaldı.

Bunun dışında zaten belli periyotlar halinde yapılır bu tedaviler. 15 günde 5 EKT zaten rutin bir algoritmadır. Yani siz şu anda Romanya’ya da gitseniz EKT uygulaması böyledir. Ancak 2013’ten önce bu hastanede değildim. Ne şekilde, nasıl yapılıyordu? Bunun üzerine yorum yapmam yanlış olur. Ama sonuçta ne olursa olsun şu andaki durum bu.

Şu anki güncel uygulamalarımızda hatalar eksikler olabilir. Ama arkadaşlarımızın bütün tutum ve davranışlarını biliyorum. Kimse bunu bile isteye yapamaz. Biz de zaten bunu onaylamayız. Amacımız sadece ve sadece insan onuruna yakışır tedaviler noktasına gelmek ve bunu merkezde tutmak.

Fiziksel tespit odasına aldığınız hastalar ne kadar süreyle bağlı kalıyorlar? Bir süre sınırınız var mı?

Bir kere fiziksel tespiti bir yöntem olarak kabul etmek ilk etapta başvurulan bir yöntem olamaz zaten. Personel, önce bu hastanın yanında olur, destekler. Diyelim bir hastanın böyle bir riski var, onu rahatsız olmayacağı bir şekilde takip eder. Kendine zarar verecek mi? Taşkınlık yapacak mı? Diye. Ondan sonra sözel ikna olur. Ama buna rağmen kişi gerçekten tehlikelilik noktasına geliyorsa o zaman bu yapılır. İdeal olan 2 saatte bu işlemi bitirmektir. Ama şimdi ilgili uzman hekim diyor ki: ‘’Ben iki saatte bu noktaya getiremedim, farmakolojik müdahalem yetersiz kaldı, tedaviye dirençli’’. O zaman ‘Bu hastayı iki saatte bir değerlendir” deriz. “Hastanın başına gel, muayeneni yap ve onu bu şekilde değerlendir”. Tabii bunun da bir üst sınırı olması lazım. Üst sınır 24 saattir. Bu noktada yasal sınırımız da budur. Yoksa asla bunu böyle düşünmeyin; ‘’Ortalama 24 saat tespiti gerekir’’ bu yanlış bir çıkarımdır. İdeal olan hastanın üçüncü saatte sakinleşmesidir. Bir daha bunun uzatılmaya gerek duyulmamasıdır.

‘YENİ VE DAHA KÜÇÜK BİR HASTANE OLMAMIZ LAZIM’

Odaların belli bir saate kadar kilitlenmesi ve hastaların koridorlarda zaman geçirmek zorunda kalmaları konusunda ne diyorsunuz?

Bu konuyu sadece bu hastane gibi düşünmeyin. Açık serviste olsa bugün zaten bir hastanın yatağında vakit geçirmesi istenmez. Çünkü amacımız hastanın topluma, hayatın içine katılmasıdır. Şu anda öyle bir uygulama yok. Odaların kapısı zaten kilitlenmez psikiyatri içerisinde. Niye kilitlenmez? Çünkü eğer ki siz kilitlerseniz o kapıyı ve hasta içeride kendine bir şey yaparsa bu noktada yetişemezsiniz.

İçeriye sokmamaktan ziyade şunu yapabilir hemşireler; “odana girip yatma, bahçeye çıkmaya çalış, rehabilitasyona git, etkinliklere katıl.” Temelde hastanın bahçeye çıkması istenir. Hayatın içine katılması, rehabilitasyona gitmesi beklenir. Gerçekten bu hasta fiziksel olarak rehabilitasyona uygun değilse, kişi gerçekten dışarıya çıkamayacaksa odasına gider zaten. Hemşireler, sağlık çalışanı asla “Ben seni yatağına yatırmıyorum, sen yatağına yatamazsın” demez.

Benim hissettiğim kadarıyla o söylemlerin hepsi 2013-2015 aralığında olan şeyler. Son bir iki yıl içerisinde çok değişim oldu hastanelerde ve daha da olacak. Geçmişteki kötü örnekler zaten RUSİHAK tarafından raporda belirtilmiş. O raporlardan sonra çok şey olmuş. Halen de olmaya devam ediyor. Daha da iyi örnekler istiyoruz. Ama o algının ve baktığımız bakış açısının bu tarafa kayması lazım bence.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kapatma kararımızla birlikte hastanede kapasite anlamında düşme oldu. Meslektaşlarımızdan buna hala katılmayan var. Bahsettiğim bölümleri kapatıp hasta sayısı azaldığında ben çok tepki aldım. Çünkü şöyle bir şey istenildi benden: ‘Böyle gelmiş, böyle gitsin’’. Ama o zaman siz bunları sorduğunuzda ben bunlara cevap veremeyecektim. Kısa zamanda iki tane farklı servisin kapatılmasına o servislerin doktorları, hemşireleri tabi ki tepkili oldu. Siz oranın hemşiresi olsanız, ‘bir düzenimiz vardı’ diyerek emin olun siz de bana kızardınız. Ama bunu bizim anlatmamız çok zor. Sizin gibi kişilerin gelip görmesi lazım.

Zamanında hastanenin kötü olduğuna dair haber yapmışlar. Çağırdık, ‘bakın bunları kapattık’ demek için. Ama basından hiç kimse gelmedi. Kötü bir şey olunca geliyorlar. Evet, doğru kapatıyorum, bunu kabul ediyorum zaten. Hatta daha da kapanması lazım bence. 600-700 yataklı hastaneler değil, daha küçülerek, hastaya daha fazla hakim olacağımız yerler oluşturmamız lazım. Zaten şu anki yeni hastane planı da böyle.

Sonuçta iki tane servisin kapatılmasıyla her şey çözüldü mü derseniz tabii ki çözülmedi. Çözülemez de zaten. . Eskiye göre hasta sayısı azaldı ama daha da azalması lazım. Yeni ve daha küçük bir hastane olmamız lazım. Biz psikiyatri ve davranış bilimleri hastanesi olmak istiyoruz. Yani hastanenin isminden başlamalıyız bir takım iyileştirmeler yapacaksak. Daha da iyileştirmeler gerekli ve bunlar olacak. Biz de hastanede çalışan tüm ekip olarak dikkatimizi bu noktaya vermiş durumdayız