HDP: Kışanak'ın da İmamoğlu'nun da mazbatasına el koyan zihniyet aynı

HDP Sözcüsü Günay Kubilay, İstanbul seçimlerinin iptal edilmesine ilişkin, "YSK eliyle İstanbul seçimlerinin yenilenmesini isteyen bir sandık darbesi yapıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı iken Gültan Kışanak'ın ve 6 belediye başkanının mazbatasına el koyan zihniyet ne ise Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasına el koyan zihniyet de aynıdır. Herkes HDPye soruyor, 'yahu siz ne yapacaksınız?' diye... HDP'nin ne yapacağı bellidir" dedi.

Google Haberlere Abone ol

ANKARA - 31 Mart yerel seçimlerinin ardından HDP'nin 6 belediye eş bakanına ve 56 belediye meclis üyesine KHK'li oldukları gerekçesiyle mazbatalarının verilmediğini hatırlatan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Günay Kubilay "6 Mayıs’ta İstanbul’da YSK eliyle İstanbul seçimlerinin yenilenmesini isteyen bir sandık darbesi yapıldı. İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi YSK eliyle yapılmış bir sandık darbesidir" dedi.

Kubilay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu:

ONLAR AYNI TORNADAN ÇIKMIŞ İKİZ KARDEŞLER: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı iken Ekim 2016’da Gültan Kışanak'ın ve 6 belediye başkanının mazbatasına el koyan zihniyet ne ise Sayın İmamoğlu’nun mazbatasına el koyan zihniyet de aynıdır. Onlar aynı tornadan çıkmış ikiz kardeşlerdir.

ÖCALAN İLE GÖRÜŞME GEÇ KALINMIŞ AMA ÖNEMLİ BİR ADIMDIR: Bildiğiniz gibi 2 Mayıs’ta Sayın Öcalan avukatlarıyla, 27 temmuz 2011 tarihinden beri 8 yıl sonra 810 başvuru sonrasında bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşme adımını biz HDP olarak geç kalınmış ama doğru ve önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Sayın Öcalan ile avukatları arasında yapılan bu görüşmeyi çok değerli ve önemli buluyoruz, bir kez daha altını çizerek söylemek isterim ki avukat görüşmesinin bundan sonra da devam etmesi gerektiği açık şekilde ortadadır. Sayın Öcalan’a bu zamana kadar uygulanan bu mutlak tecrit anayasaya da yasalara da ilgili uluslararası sözleşmelere de aykırı bir uygulamaydı.

HÜKÜMET YANLIŞTAN DÖNMELİ: Tecrit her şeyden önce insanlık suçu ve insanlık dışı bir uygulamadır. Kimi nasıl cezalandırıyorsanız cezalandırın ama bugün tutuklu ve hükümlülerin her düzeyde, uluslararası düzeyde kabul görmüş ve garanti alınmış hakları vardır. Ve burada da Sayın Öcalan de için istenen bu haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasıdır. O bakımdan da Sayın Adalet Bakanı ve hükümet cesur bir adım atmıştır, bunu önemli buluyoruz ve bunun arkası getirilmelidir. Nitekim uzun zamandır süren bir yanlıştan dönülmüş, iyi bir şey olmuştur. Dolayısıyla Sayın Öcalan avukatları ile düzenli görüşmelere başladığı zaman, ailesi ile görüşmelerini düzenli olarak diğer tutuklu ve hükümlülerde olduğu gibi yaptığı zaman, görülecektir ki açlık grevcileri de eylemlerini sona erdirecektir. Zaten temel amaç da budur.

AÇLIK GREVLERİ İÇİN GEREKLİ ADIMLAR ATILSIN: Sayın Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi 184. gününde. Avrupa’da, Hewler'de, açlık grevleri artık 170’inci günü aşmış durumda. 1 Mart’tan beridir binlerce siyasi tutuklu ve hükümlü açlık grevinde. Ve nitekim geçen günlerde ölüm orucuna başlayan 15 kişi de, ölüm orucunun 11. gününde. Bugün ikinci bir 15 kişilik grup da ölüm orucuna başlayacağını duyurmuştur. Bizim isteğimiz odur ki Sayın Adalet Bakanı ve hükümet 2 Mayıs’ta attığı bu cesur ve olumlu adımı devam ettirmeli ve siyasetin gerilimlerinden bağımsız olarak HDP’ye bakışları nasıl bir karşıtlık içinde olursa olsun, hatta bunu düşmanlık düzeyinde çıta yükseltilmiş olursa olsun, bu ölüm oruçları, açlık grevleri ve tecrit konusu bunlardan bağımsız olarak değerlendirmelidir. Bu son derece insani ve hukuki bir konudur. Gerekli adımlar atılarak ölüm oruçları kırılma yaratmadan açlık grevinin sona ermesini, tecrit konusunun Türkiye’nin gündeminden kalkmasını bekliyor ve istiyoruz.

TECRİT VE AÇLIK GREVİ SADECE HDP VE HÜKÜMETİN SORUNU DEĞİL: Bu sorun yani tecrit, açlık grevleri ve ölüm oruçları konusu elbetteki yalnızca Adalet Bakanı ve hükümetin bir sorunu değildir. Yalnızca HDP’nin de sorunu değildir. Bu sorun aynı zamanda CHP’nin ve diğer partilerin de sorunudur. Bütün STK’ların, emek örgütlerinin ve sendikaların sorunudur. Çünkü burada istenilen yeni bir yasa yapılması değildir, Anayasa’da olmayan herhangi bir maddenin Anayasa’da değişiklik yapılarak düzenlemesi değildir, uluslararası sözleşmelerde olmayan herhangi bir hakkın yeniden düzenlenmesi de değildir. Bütün bunların hepsinin sadece bu zamana kadar yasalara, Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olan bir hakkın tekrar uygulanmasıdır. İstenilen budur. O bakımdan da bu konuya herkes eğilmelidir.

YSK ELİYLE SANDIK DARBESİ YAPILDI: 31 Mart yerel seçimleri sona erdikten sonra olağan dışı gelişmeler söz konusu oldu. HDP’nin 6 belediye eşbaşkanı ve 56 belediye meclisi üyesi olmak üzere mazbatalarına el konuldu. KHK'li oldukları için bu arkadaşlarımızın mazbataları verilmedi. Dün akşam itibariyle gene Kürt illerinde 10 muhtarın mazbatasına el konulmuş. Bununla yetinilmedi, arkasından 6 Mayıs’ta İstanbul’da YSK eliyle İstanbul seçimlerinin yenilenmesini isteyen bir sandık darbesi yapıldı. İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi YSK eliyle yapılmış bir sandık darbesidir. Darbeler sadece üniformayla, silahla yapılmıyor. Bunların her biri kendi içinde farklı araç ve yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla 6 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleştirilen Saray darbesi ne ise bizim 6 belediye başkanımızın, 56 belediye meclis üyemizin mazbatasına el koyan anlayış da aynıdır. Halkın sandıktan çıkmış siyasi iradesine saygı göstermeyen zihniyetin aynı olduğunu düşünüyoruz. Biz İstanbul kararının AKP ve MHP iktidar blokunun siyasi operasyonu olduğunu düşünüyoruz. YSK kararları bir kez daha hukuka ve YSK içtihatlarına ters, direktiflerle verilmiş siyasi kararlardır. Hukuksal dayanağı yoktur ve gayrı-meşrudur.

SİYASİ SORUMLULUĞU MHP VE AKP'YE AİT: O kadar ilginçtir ki YSK iktidar blokunun siyasi baskısı ve kuşatması karşısında o kadar çaresiz kalmıştır ki kendi belirlediği sandık kurullarının yasadışı olduğunu ilan etmek zorunda kalmıştır. O bakımdan da bu kararın yasal sorumluluğu YSK’ya aitse siyasi sorumluluğu da AKP ve MHP’ye aittir. Dolayısıyla İstanbul halkının iradesine nasıl saygısızlık yapılmışsa, YSK kendisine karşı da suç işlemiştir. Siyasal koşullar değiştiğinde, bugünkü gerilimler azaldığında, kutuplaşmalar yerini bir toplumsal uzlaşmaya bırakmaya başladığında, demokratik siyasetin ilkeleri süreci yönlendirmeye başladığında, bunların olağan davranış biçimleri değil olağan dışı atılan kritik adımlar olduğu görülecektir. Ama YSK’nin İstanbul kararını sadece yasadışı ya da kanunsuzlukla açıklamak mümkün değildir. 31 Mart seçimlerinde Türkiye ekonomisinin,turizminin yüzde 70’ine hitap eden başta İstanbul olmak üzere Ankara, Adana, Mersin, Antalya gibi büyük metropollerde seçimi kaybetmiş olmasının AKP-MHP iktidar blokunda büyük bir kan kaybına yol açtığı ve bu kan kaybını durdurabilecek en başat olgunun İstanbul olduğu ve dolayısıyla İstanbul’da seçimi yenileyerek bu kan kaybının durdurulabileceği düşünülüyor.

AYNI TORNADAN ÇIKMIŞ İKİZ KARDEŞLER: Seçimlerin yenilenmesi, İstanbul halkının iradesine el konulması ve Sayın İmamoğlu’nun mazbatasına el konulmasının temel politik nedeni budur. Bütün toplumsal muhalefete Parlamento içi ve dışı muhalefete şu hatırlatmayı yapmak isterim. Ekim 2016’da Sayın Gültan Kışanak'ın mazbatasına ve 6 belediye başkanının mazbatasına el koyan zihniyet ne ise Sayın İmamoğlu’nun mazbatasına el koyan zihniyet de aynıdır. Onlar aynı tornadan çıkmış ikiz kardeşlerdir.

EKONOMİK KRİZİ PEYZAJ ÇALIŞMALARLA ÇÖZEMEZSİNİZ: Türkiye ekonomisi sadece görüntüyü kurtaracak peyzaj çalışmalar ile bu yapısal krize çözüm bulamaz. Burada çok köklü bir yapısal değişikliğe ihtiyaç vardır. Bakınız işsizlik 7 milyonu aşmıştır. Hazine ve Maliye Bakanı, tüketici enflasyonunda binde 2’lik düşüş oldu diye ayakları yerden kesiliyor, oysa bugün tüketici enflasyonu yüzde 30’un üzerindedir. Seçim öncesinde de görüldüğü gibi zabıta tedbirleriyle, tanzim satış kuyruklarıyla çözülebilecek mesele değildir. Çünkü buradaki sorun arz talep meselesi değil, maliyetlerin yüksek olmasıdır. Tarımda maliyetler yüksek olduğu için, yani mazot, gübre, nakliye pahalıdır. Dolayısıyla yüzde 30 üzerinde bir gıda enflasyonunun olduğu bir ülkede zabıta tedbirlerle enflasyonu geriletemezsiniz, krizi çözemezsiniz. O yüzden de köklü değişiklik şudur; bugün 3-5 büyük yandaş sermaye grubunun çıkarını temel alan ekonomi politikalarından vazgeçilmelidir. Toplumsal ihtiyaçları temel alan yeni bir dayanışmacı sosyal ekonomik modele hızla geçilmelidir.

HDP'NİN NE YAPACAĞI BELLİ DEĞİL Mİ?: Dün bunu kayyımla yapıyorlardı, bugün başka bir araçla yapıyorlar, yarın başka bir araçla yapacaklar. Bugün otoriter bir rejimin yerini demokratik rejim almaksızın, baskıcı siyaset tarzının yerini demokratik siyaset almazsa bu süreç böyle devam edecektir. Bu sadece HDP’nin bir sorunu değildir. İstanbul sorunu bunu göstermiştir. Herkes HDPye soruyor, 'yahu siz ne yapacaksınız?' diye... HDP’nin ne yapacağı belli değil mi? HDP’nin ne yapacağı bellidir. Belki de en az soru sorulması gereken HDP’dir. Bir otoriterleşme sürecinin, bir despotik siyaset tarzının uzun zamandan beri bu ülkeyi kasıp kavurduğunun altını sürekli çizen HDP’dir. Bunun karşısında demokrasiden, barıştan, özgürlükten, haktan ve hukuktan yana olacak HDP’nin bundan başka politikası ne olabilir?

'TÜRKİYE İTTİFAKI' TÜRKİYE'Yİ KAPSAMIYOR: “Türkiye ittifakı” diye dile getirilen bakış açısının da Türkiye’yi kapsamadığını düşünüyoruz. O ittifak sadece bugünkü kan kaybetmeye başlayan iktidar blokunu güçlendirmeye yönelik yeni bir dayanak arama çabasıdır. Bunu bulup bulamayacaklarını bilmiyoruz. Bizim sorunumuz da değil. Biz demokrasi kulvarındayız ve bununla ilgileniyoruz.

(DUVAR)