YAZARLAR

Picasso, Picasso’nun yerinde yemek yer…

Picasso, doğrudan Hitler ve Franko’cuların uçaklarından atılan bombaların yıkım ve ölümü getirdiği bir kenti, yaşanan acının ağıtı, bir anlamda “çağın bir çeşit mitsel portresi” Guernica’yı bu görünümde yapar. Öyle ki, “Tablolarım, yıkımların toplamıdır” dediği çağa gelinmiştir…

Yazar Ernest Hemingway 1920’li yılların Paris’i için “Paris Bir Şenliktir” demişti ve uzun yıllar yoksulluk yaşayan Pablo Picasso’nun şenlikli denilebilecek günleri aynı yıllarda yeni başlamıştı… Paris’e ilk geldiği yıllardaki yaşantısını çağrıştıran, yani yoksul Montmartre sakinlerini resmettiği “mavi” ve onların yerini akrobat kadınlar ve hokkabazların konu aldığı “pembe” döneminin sonu olan 1907 yılına dek maddi sıkıntılarla boğuşmuştu. Sadece o değil, yakın dostu ressam Matisse de benzer yaşam sürüyordu.  Picasso’nun kübizm döneminin başlangıcı gösterilen “Avignonlu Genç Kızlar” resmini yapmasıyla her şey değişir…

Paris’te yaşadığı ilk yıllarda ucuza kiraladığı stüdyosuna tüm dostları girip çıkmakta, ocakta yanan canlı ateşte yemek pişirildiği için sık sık çalışması bölünmekte, eşya olarak içeride kırık bir koltuk, herkesin uyuduğu bir divandan başka eşyası da yoktur. (*)

Solda-Pablo Picasso (1907), sağda Henri Matisse (1909)

Matisse ve Gris, Braque,  Ernest Hemingway ve daha birkaç sanatçıya evini/sofrasını açan Amerikalı yazar Alice B. Toklas (ve tabii ki Gertrude Stein)  Picasso ile birlikte öğle yemeği yiyecektir ve o nedenle ikram edeceği balığı onun hoşuna gidecek biçimde süslediğinden söz eder -Picasso’nun Sofrası kitabında “Alice B. Toklas’ın Çizgili Levreği” tarifiyle yer alır-. 

“İyi, çizgili bir levrek seçtim ve balığı büyük annemin tarifine uygun pişirdim. (…) sek beyaz şaraptan, tüm biber baharatlarını, tuzu, defneyi, bir dal kekiği, muskatı, karanfilli soğanı, havucu, pırasayı ve ince ince kıyılmış yeşillikleri kullanarak balık bulyon yaptım…”

Picasso’nun yeni bir sanat evreni kurduğu bu süreçte natürmortları çoğalır. Ayrıca deniz ürünleri, et, kaliteli şarapları satın alabilmesine karşın sofrasına “renk, haz ve derinlik katan”, yemek ve yaratıcılık arasında bir bağ kuran bir başka ressam da görünürde yoktur.

Pablo Picasso - The Restaurant, 1914

Bu bağı keşfetmek için Ermin Herscher’in yazdığı “Mutfaktaki Sanat Şöleni, Picasso’nun Sofrası” kitabına bakmalıdır.

“Picasso’nun Sofrası”, Picasso’nun yemek kültürü üzerine çocukluk günlerinden, 1896’da yaptığı “Mutfak” ve birkaç yıl sonra kardeşi Lola’yı pasta yaparken çizdiği desenlerden başlar. Barcelona’ya oldukça uzak kırsal Horta’da köylülerle birlikte zeytin toplar, zeytinyağı üretimine katılır. Dini bayramları onlarla kutlar, birlikte sarhoş olur, içe kapanık mizacını kırar. Çok sonraları ona sürrealist bir tablo gibi gelen yaşantıdan işte izler:

Patates ve yumurtalara kuru sebzeler, bir miktar sosis, domuz sucukları, ülkenin gurur duyduğu boutifares (bir tür sosis) ve sobresadas’lar (kırmızı biberli kurutulmuş sosis) ve de pirinç eklemek gerekir. Özellikle de pirinç. ‘Pirinç taneleri, pilav, yağlı pilav lapa, sütlaç ve pirinç çorbası.’ Bu mütevazi nişastalı besin değişik biçimlerde tuhaf bir tarzda sıralanır.”

Pablo Picasso (1939)

Pablo Picasso’nun Horta’da öğrenmeye çalıştığı şeylerden biri de yemek pişirmektir, sık sık denemeler yapar… Safran yaşamına girer. Safran rengi Picasso’nun peyzajlarına özel bir çeşni katacaktır.

El mas del Quiqueti (Horta peyzajı) kaplayan sarı ve kırmızılara bakıldığında, Pablonun paletine tüm bu izleri kokularıyla beraber yerleştirdiği düşünülebilir." * Paletinde Horta safranının rengi olacaktır daima.

Picasso’nun bir süre sonra ‘Kübizmin Akropolü’ adı verilecek Bateau- Lavoir’daki kışın buz, yazın hamam gibi, üç köpek ve masanın çekmecesine yerleşen beyaz bir fareciğin yer aldığı stüdyosunu hayal edin... Yaşadığı açlık günleri, “aziz dostu” şair Apollinaire’in yönlendirdiği, dönemin birkaç resim alıcısından biri olan Vollard’ın onun çoğu pembe döneminden (1906) resimler satın almasıyla sürpriz biçimde değişir.

Picasso henüz tanınmayan Gümrük Memuru Henri Rousseau'nun Bir Kadının Portresi  (Portrait of a Woman) ilk kazandığı parayla satın alacaktır. (1895-97)

Picasso resimlerini satmıştır, peki üç yıl yetecek denli sahip olduğu bu servetle (!) ne yapmıştır? Dostlarına evinde gerçek ‘fiestas’lar (partiler) düzenler, hatta gelecekte çok tanınacak, naif üslupta resimler yapan Gümrük Memuru Henri Rousseau’nun Bir Kadın’ın Portresi resmini satın alır. Yeni keşfettiği ressam Henri Rousseau için otuza yakın arkadaşını çağırdığı ve geleneksel İspanyol yemeği paellanın stüdyoda ateş olmadığı için komşuda pişirildiği bir ziyafet düzenler.

Ve bir süre sonra para kazanan sanatçıların yeni yerleşim yeri Montparnase’a taşınır. Burası sanki canlı portreler galerisidir: 1917’den önce Bolşevikler, sonra beyaz Ruslar’dan Chagall’a, Troçki’ye, Meksika’nın duvarlarını halkının mücadelesiyle ölümsüzleştireceği dev freskler yapacak Diego Rivera’dan  ozan Mayakovski’ye, Max Jacop’a, kendisine “uçarı prens” adını takan Paris salonlarının gözdesi Cocteau’ya rastlanacaktır. Şair, yazar ve sanat eleştirmeni Guillaume Apollinaire tüm bu kişilere geleceğin insanları” adını vermiştir.

Birçok sanatçı gibi “savaşın anlamsızlığını” protesto için savaşa giden ve ne yazık başından aldığı ağır bir yara ile dönen Apollinaire’in şerefine de 1916 yılında verilen, ‘Kübizm yandaşlarıyla muhalifleri’ arasında bir meydan savaşına dönüşecek ziyafet de Montparnase’da gerçekleşir.

Picasso'nun gözüyle Max Jacop

Mönü, tüm hayal gücünü kullanan modern şiirin öncülerinden Max Jacop tarafından hazırlanır:

Kübist, orfist ve fütürist mezeler, Ahbap Méritarte’ın balığı, Kronyamantal usulde kontrfile, Heresiyark usulde tirit

Estetik düşünceli salata, Orfeusun peynir korteji

Ezopun meyve ziyafeti
Maskeli süvarinin bisküvileri
Fareli Köyün Kavalcısı’nın beyaz şarabı

Armon kulübesinin kırmız şarabı

Topçuların şampanyası

Paris akşamları kahvesi

Bol miktarda alkol”

Ve Picasso 1918’de yaptığı yağlıboya “Meyve Sepeti” adlı resminin içindeki meyveleri artık kolayca satın alabilmektedir.

Üstelik, Cocteau’nun yazdığı oyunun kostüm, dekorlarını hazırlamak için gittiği Roma’da tanıştığı, sonra da evlendiği Rus asıllı balerin Olga’nın isteğiyle konuklarını sık ağırlayabilmektedir. Ama üzücüdür ki yakın dostu Apollinaire İspanyol gribinden vefat edecek, Olga yıldızı barışmayan Max Jacop’a evininin kapısını açmayacaktır. Picasso, oğlu Paulo’nun doğumu sonrası Olga’nın gittikçe sıklaşan sinir krizlerinden kurtulmak için evin rahat mutfağı yerine “okuma yazma bilmeyen sebzelerle, kullanılmayan objelerin şaşırtıcı şenliğini” yönettiği atölyesinin mutfağına sığınacaktır…

Pablo Picasso ve eşi Olga Khoklova

Boşanma gerekçesi bir cümledir: Olga çay, pastalar ve havyar severdi, bense Katalan sosisi ve fasulyesi.” Sonrası, Picasso yeni eşi Marie Thérèse ve kızı Maya ile mutludur. Mutluluğunun göstergesi olarak da Limonun dudakları”, Demir telli portakallar”, İncir ve üzüm dolu tabak” gibi şiirsel başlıklı natürmortlar yapar. Ancak İspanya'daki yasam iç savaşla çok farklılaşmış ve Avrupa’da belirginleşen faşizm/Nazizm ile tarihin şafağı kararmaya başlamıştır.

Picasso, doğrudan Hitler ve Franko’cuların uçaklarından atılan bombaların yıkım ve ölümü getirdiği bir kenti, yaşanan acının ağıtı, bir anlamda “çağın bir çeşit mitsel portresi” Guernica’yı bu görünümde yapar. Öyle ki, “Tablolarım, yıkımların toplamıdır” dediği çağa gelinmiştir… Guernica eseri dışında vahşetle kasabanın bombalaması etkilerini anlatan “Ağlayan Kadın” gibi, kadın imgesi kullandığı resimlerini sürdürür

Pablo Picasso'nun Guernica tablosu

Bir süre sonra Paris’te Nazilerin işgalini görür, kendini atölyesine kapar ve başı dönmüşçesine, o karanlık yıllar boyunca korkutucu “bıçak, çatal ve kaşıkların bastırılmış çığlıklarıyla dolu” natürmortlar yapmayı sürdürür.

İlginçtir, 1941 yılında açlık ve korkuyu yenmek için tüm karakterlerin yiyeceklerden oluştuğu ve ilk tiyatro eseri Kuyruğundan Tutulan Arzu’yu yazar.

Savaş yıllarında yaşadığı tinsel/düşünsel ‘boğulma’nın ve sevdiği dostu Max Jacop’un toplama kampında öldüğü haberinin de etkisiyle, savaş sonrası kendini yenileme isteği, onu “içlerinde yemek yenebilen” seramik çanak-çömleğe yöneleceği, Cocteau’nun alaycı tanımlamasıyla Vallauris’te “gösterişli bir basitlik” ile yaşayacağı süreç için Paris’i terk edecektir.

Picasso seramik tabağını fırınlamadan önce boyuyor, ünlü yıldız Brigitte Bardot izliyor

Yeni atölyesine La Fabrique (Fabrika) adını verir ve büyük bir ziyafetle kutlar. Ocağın üzerinde duvara asılı flamada Picasso, Picassonun yerinde yemek yer” yazmaktadır.

Ve orada geleneksel İspanyol yemeği paella yeniden keşfedilir. Onun becerisi Paul Eluard’ın dediği gibi “objeyle ona bakan sanatçı arasındaki ilişkiyi yeniden kurmuş” olmayı başarmasıdır. Yemek kültürünü, sanat üretme sürecinin objesine dönüştürür. Tersi de olur, yerleştiği Vallauris’teki fırıncılar yaptıkları minik ekmeklere “Picassos” adını verirler.

Édouard Manet 1863 (Solda) ... Pablo Picasso 1960 (Sağda)

Picasso 1960 yılında yaptığı buradaki resim ile kendisinin de içinde bulunduğu modern sanat çağını ya da kendisinden önce gelen ustaları yok saymadan geleneği kırabilen ilk sanatçı Manet'yi selamlamaktadır. Görüldüğü gibi sağdaki resimi Manet'nin Kırda Öğle Yemeği uyarlamasıdır. Gerçekte Picasso, gıpta ettiği Kırda Öğle Yemeği'nin yirmi yedi farklı tablo versiyonunu ve 140 eskizini çizmiş ve üç maketini yapmıştır. 

Picasso mönülerin üzerine resim çizer, üzerlerine kimi zaman (1966 yılı) şunları yazar: “…yaşamak ne güzel! Hele aykırılıkları bildiğin zaman.”

Ermine Herscher kitabını duygusal bitirir, sofrası ve konuklarının Picasso’nun yaşamının bir parçası olduğunu belirtir ve şunu söyler:

“Bütün konuklar, 8 Nisan 1973’te terk edeceği bir masanın etrafında toplanmış, Picasso, onları bu masada bir daha kalkmamak üzere otururken bırakıp gitmiştir.”

————————————

Peynirli tavuklu omlet 

200 gr Labne peyniri, 4 patates, 3 yumurta, 50 gr. un, 250 gr. füme tavuk, 40 gr. tereyağı, tuz, karabiber.

Füme tavuğu uzunlamasına (jülyen) kesin ve kaynamakta olan suya atın. Ateşi kısıp 40 dakika pişirin. Süzgece alıp suyunu süzün. Patatesleri iyice yıkayın. Bir tencerede kabuklarıyla pişirin. Labne peyniri bir kaseye alın. Azar azar tuz ekleyin. Çatalla hızlı hızlı çırparken teker teker yumurtaları ekleyip çırpmaya devam edin. Patateslerin kabuklarını soyup ezin ve karışıma ilave edin. Tavuk fümeyi ekleyip tuz ve karabiber serpin ve hepsini iyice karıştırın.

Fındık büyüklüğünde tereyağını yanmaz tavada eritin. Hazırladığınız tavuk hamurundan tavaya 4-6 çorba kaşığı döp önlü arkalı pişirin. Malzeme bitinceye kadar işleme devam edin. Tavuk hamurlarını kâğıt havlu üzerine alıp fazla yağını çektirin. Sıcak olarak servis edin.

 

Not 1: Sayın Doğan Hızlan 4 Ocak 2003’te “Picasso'dan yemek tarifleri” başlıklı bir yazı yazdı. Orada verdiği ve “Picasso Sofrası “kitabında yer alan tarifi (sayfa 115) yapması hepimize kolay geleceği için ben de yineledim

Not 2: Picasso evinde yemek yemeyi tercih ederdi belki ama, Barselona’da yemek yediği yer 4 Gats adını taşıyan ve tarihi iç dekorasyonuyla 1897 yılından bugüne hizmet veren restoran (adresi: Carrer de Montsio, 3, 08002 Barselona, +34 933 02 41 40).

* Picasso, Bateau-Lavoirdan getirdiği eşyaları ve mobilyaları, La Californiede bir sandığın içinde saklamaktadır. Bunlar ileride müzenin malı olacaktır. Bununla birlikte, o günlere tanık olan birçok kişinin anlattığına göre, bu eşyaların, Ravignan Meydanı’ndaki atölyenin yoksul dekoruna pek iyi uymalarından başka bir özellikleri yoktur.  J. P. Crespeelle, Yaşayan Montmartre, İzmir: Sanat Koop, 1984

** Picasso'nun Sofrası, Ermine Herscher, Çevirenler: Emine Çaykara-Şeyda Taluk, İş Bankası Kültür Yayınları


Oğuz Makal Kimdir?

Sinema alanında ilk doktora yapan öğretim üyesi. 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde profesör oldu. Yemek ile sinema arasındaki ilişki yeni ilgi odağı, bu alanın filmlerini ve toplumsal-kültürel tanıklıklarını kitaplaştırmak için araştırmaya devam ediyor. Sinema Tarihi, Film Kuramı, Türk Sineması, Sinema ve Diğer Sanatlar, Sinema ve Tarihi İlişkisi gibi dersler veren, tezler yöneten Makal, Uluslararası İzmir Film Festivalini kurdu, 2001 yılına dek on bir yıl yönetti… Kısa, uzun, belgesel filmler yaptı, son yıllardaki birkaç belgeseli: El Cezeri, Eğitmenler, İstanbul’da Bir Gizli Bahçe-Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi, Uzak ve Yakın, Suriye Mutfağı İstanbul’da, Merdiveni Arayan Adam. Bazı kitapları ise: Sinemada Yedinci Adam, 1895-1950/İzmir Sinemaları Tarihi, Fransız Sineması, Beyazperde ve Sahnede Nazım Hikmet, Sinemada Tarihin Görüntüsü, Yönetmenleri ve Filmleriyle Gülmenin Sineması.