YAZARLAR

'Old school' bir romantik komedi…

"Büyü de Gel", başı sonu belli olan, bilindik kuralların ve basit bir gidişatın pek dışına çıkmayan ama üst düzey bir konsantrasyona ihtiyaç duymadan, tatlı bir ‘yaz esintisi’ yaşamak ve hoşça vakit geçirmek isteyen sinema severler için birebir!

Hollywood sineması doğuşundan beri dönem dönem bazı film türlerine önem veriyor. 40’lı yıllarda 'Altın Çağ'ını yaşamış bir film endüstrisinin daha sonra tek bir türe 'sıkışıp' kalmaması tabii ki anlaşılır bir durum. Söz konusu 'romantik komediler' olursa bu 'parlak dönemin' ve dolayısıyla parlak örneklerin biraz geç geldiğini söyleyebiliriz.

Kuşkusuz romantik ve duygusal olarak adlandırabileceğimiz filmler her zaman Hollywood sinemasının bünyesinde bulundu ancak bildiğimiz anlamda, 'safkan', yaş almamış ve basit bir gönül ilişkisinin sınırlarından dışarı taşmaya çalışan 'romantik komedilerin' parlak örnekleriyle buluşmamız 80’li yılların sonunda başladı. Artık bu türde neredeyse 'referans' alınan "When Harry Met Sally"(1989) ve "Pretty Woman"(1990) filmlerinin hem sinematografik hem de özellikle 'gişe' başarılarından sonra hareketlenmeye başlayan bu akım sonrasında 'nefesini' çabuk kaybetmeye başladı ve verdiği örnekler çoğunlukla ne yazık ki vasattı. Hatta zamanında bu tür filmlerle 'zaferler' kazanmış ve adeta kariyerlerini 'başlatmış' Meg Ryan veya Richard Gere gibi ünlü isimler bile asla aynı başarıyı yakalayamadılar.

Farrelly Kardeşler veya Gary Marshall gibi deneyimli isimler göreceli olarak 'akılda kalır' filmler çıkarsalar da romantik komedilerin, 'alakasız iki kişinin karşılaşması, birbirlerini tanıması, zorluklara rağmen yakınlaşmaları, bir ara uzaklaşmaları ama nihayetinde gerçek aşkı bulmaları' süreçlerini içeren, sarsılmaz şablonlarının dışına çıkmak yapılması zor bir işti ve sıra dışı örnekler giderek azalıyordu.

Bu hafta sinema salonlarımızı ziyaret eden Gene Stupnitzky imzalı "Büyü de Gel" (No Hard Feelings) de belli bir mizah ve 'tazelik' taşıyan, ilk defa bu türde şansını deneyen bir büyük oyuncudan destek alan ama son kertede izleyicilerin hafızasında ciddi izler bırakmayacak sempatik bir romantik komedi…

Kısaca konudan bahsedecek olursak: Maddie, Montauk adında bir taşra kasabasında, annesinden ona kalan evde yaşayan, Uber şoförlüğü yapan ama ödemediği vergi borçları yüzünden ciddi maddi sıkıntılar yaşayan, 30’lu yaşlarda genç bir kadındır. Borçları yüzünden arabasını da kaybeden Maddie’nin acil olarak paraya ihtiyacı olur ve tesadüfen 19 yaşında çocuklarını hayata hazırlayacak, eşlik edecek hatta gerekirse onunla yatacak genç bir kadın arayan zengin bir çiftin ilanına ulaşır. Tabii ki profesyonel anlamda seks işçiliği yapmayan ama birçok tek gecelik ilişki yaşayan Maddie karşılığında bir Buick araba verilen bu işi kabul eder ve çiftin genç oğlu Percy’yi önce tavlamaya sonra tanımaya başlar. Tabii ki bu yakınlaşma süreci hiç de beklenildiği gibi gelişmeyecektir.

ANTİ-KAHRAMAN BİR KADIN OLURSA…

Konusundan da anlaşılacağı üzere çok beklendik 'sularda' gezinen bu romantik komedi asıl gücünü kadın baş karakterinin negatif tarafından alıyor.

Daha önce, yine bu filmin yönetmeni Stupnisky’nin senaryosunu yazdığı "Bad Teacher" (2011) gibi veya "Young Adult" gibi filmler, romantik komedilerdeki kadın karakterleri farklı bir yöne sürüklemeye başlamıştı. Daha önce hikâyelerdeki asıl inisiyatifi ele alan erkek karakterler her ne kadar tamamen ikinci plana atılmasalar da karşılarındaki kadın portreleri her zaman masum, saf ve sıcakkanlı kişiler gibi çiziliyordu ve ister istemez daha edilgen bir pozisyonda kalıyorlar, zaman zaman biraz tek düzey performanslar sergiliyorlardı. Değindiğimiz filmler neredeyse durumu tamamen tersine çevirdi ve sadece kadın kahramanları bu basmakalıp formattan çıkartmakla kalmadı aksine hikâyenin kuvvetini onların eline verdi. Bu kuvvet değişimi beraberinde bir art niyet, bir iticilik ve bir kötü yön de taşıyordu ve her biri adeta birer anti kahraman haline dönüştü. Hatta 'doğuştan' masum görünen Julia Roberts bile "My Best Friend’s Wedding" filminde bu yönünü ortaya çıkarıyordu.

Bu filmde de Maddie karakterinde benzer bir tutum var: Belki hemen fark edilen bir kötü yanı yok ama hikâye ilerledikçe Maddie’nin biraz sorumsuz, aksi ve bencil bir karakter olduğunu anlıyoruz. Bu 'art niyetli' duruşu doğal olarak 'eğitmek' zorunda kaldığı toy, çekingen ve masum Percy ile hoş bir tezat yaratıyor ve senaryonun 'dinamosu' haline geliyor.

Ancak şunu da belirtmekte yarar var: Maddie’nin bu görevi üstlendiği ve Percy’ye adeta 'yapıştığı' filmin ilk çeyreği zaman zaman komik sahneler sunsa da biraz 'vulgaire' kokuyor. Ne zamanki bu ilişki gelişmeye ve karakterler katmanlarını açık etmeye başlıyor hikâye daha tatlı ve daha az zorlama bir hale dönüşüyor.

ARTIK Z KUŞAĞINDA DEĞİLİZ!

"Büyü de Gel"de senaryoya hoş bir açılım getiren ama sonuna kadar gidilmemiş bir jenerasyon eleştirisi de mevcut. 32 yaşında olan Maddie zaman zaman kendinden bir alt jenerasyon olan Z kuşağını, onların değer yargılarını ve önceliklerini anlamakta zorluk çekiyor. Dijital ortamda giderek daha fazla 'takılan' bu kuşak, farklı bir hayatı olan Maddie’ye bile fazla değişken, fazla hızlı ve fazla suni geliyor. Maddie’nin yaşadığı bu 'hazırlıksız' durum, onun bastığı bir ev partisinde, girdiği her odada gençlerin sadece bilgisayarla uğraştıklarını görünce: "Bunlar asla sevişmiyorlar mı?" sözleriyle veya içine kapanmış Percy’nin "Çok arkadaşım var… Dijital ortamda!" itiraflarıyla bize yansıtılıyor. Ama bu konu yeterince işlenmiyor sadece hikâyeye eğlenceli sekanslar katıyor. Ancak belki hedeflenen de sadece bu!

Filmdeki önemli bir eksiklik bizce etkin yan karakterlerin azlığı oluyor. Değindiğimiz "When Harry Met Sally" veya "Pretty Woman" gibi filmlerde, baş karakterlerin arkadaşlarını, ailelerini hatta eski sevgililerini bile canlandıran oyuncular hikâyede etkin bir rol oynar, olaylara renk katarlar. Burada ise ne Maddie’nin arkadaşı genç çift, ne Percy’nin evhamlı annesi ve babası (Matthew Broderick tarafından oynanmasına rağmen) ne de başka bir yan karakter hikâyeye ciddi bir katkı yapıyor. Genelde silik kompozisyonlar çıkarıyorlar.

Bu, biraz yazık bir durum çünkü hem Percy’yi canlandıran Andrew Barth Feldman hem de özellikle Maddie’ye hayat veren Jennifer Lawrence etkileyici performanslar gösteriyorlar. Kariyerinde ilk defa ‘safkan’ bir romantik komedide yer alan Lawrence hem ruhen hem de bedenen (her anlamda!) rolüne kendini tamamen vermiş durumda!

Sonuç olarak "Büyü de Gel", başı sonu belli olan, bilindik kuralların ve basit bir gidişatın pek dışına çıkmayan ama üst düzey bir konsantrasyona ihtiyaç duymadan, tatlı bir ‘yaz esintisi’ yaşamak ve hoşça vakit geçirmek isteyen sinema severler için birebir! Özellikle de 90’lı yılların romantik komedilerini anımsamak için…


Kerem Bumin Kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Gazete Duvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .