YAZARLAR

Mavi Vatan'da bir ara bilanço

Erdoğan yönetiminin Batı karşısındaki direnç noktasının çok düşük, dayanma gücünün çok sınırlı olduğu bu krizle ortaya çıktı. Son krizin en öğretici kısmı iktidar için bu olmalı. Durumun farkına varan Erdoğan ve Çavuşoğlu, “elimizden kaza çıkmaz, gereğini yaparız”, “Sevilla haritasını yırttık” söyleminden sessizce geri çekilmeye başladı.

Doğu Akdeniz’de yaşanan ve şimdilerde sönümlenen gerilim hem Türkiye’nin dış politikasını, hem de kamuoyu gündemini uzun süre meşgul etti. Daha önceki yazılarda, Türkiye’nin dış politikadaki militarizasyonunun Mavi Vatan fikrinin AKP hükümeti tarafından benimsenerek Doğu Akdeniz’e de kaydırıldığını, güvenlikçi dil ve pratiğin hakim olduğu bu yeni İslamcı-Ulusalcı-Avrasyacı ittifakın, bu bölgede yeni bir hamle yaptığını ileri sürmüştüm. Bunun AKP yönetimi açısından iç politikada birçok işe yaradığı herkesin malumu. Devam niteliğindeki bu yazıda, AKP yönetimi altında şimdiye kadar dış politikaya yönelik olarak iki doktrinin gündeme geldiğini, bunlardan ilki olan Komşularla Sıfır Sorun doktrininin çöktüğünü, günümüzde de Mavi Vatan doktrininin aynı akıbete uğramak üzere olduğunu tartışacağım.

 KISA BİR HATIRLATMA

Komşularla Sıfır Sorun AKP içinden çıkan ama samimi olmayan bir doktrindi. Temel sorunu komşularla ilişkilerdeki sorunları çözmek değildi. İlk olarak, dış politika üzerinden Kemalizm’le hesaplaşmayı amaçlıyordu. Sıfır sorun, modernist Cumhuriyet projesinin bizatihi sorun ürettiğini ima ediyordu. İkincisi, AKP’nin amacı sorun çözmek değil kendi iktidarında bölge üzerinde (eski Osmanlı toprakları) nüfuzunu kurmak için yumuşak güç tipi liberal bir söylem geliştirmekti. Bir söylem olarak kamu diplomasisi girişimiydi. Arap Baharıyla birlikte, AKP iktidarı, boyundan ve kapasitesinden büyük bir işe kalkışarak, bu projeyi daha açık bir şekilde hayata geçirmeye çalıştı ve büyük bir çöküş yaşadı. Öyle ki, şu an bu politikanın hiçbir sahibi yok, ne hükümet ne de bunu ortaya atan Ahmet Davutoğlu bir sorumluluk üstleniyor ve bu politikanın yarattığı olumuz sonuçlar hâlâ çözülebilmiş değil. 

MAVİ VATAN NEYDİ?

AKP iktidarının 2019’dan itibaren gündeme aldığı Mavi Vatan doktrini ise Türkiye’nin bu kez deniz merkezli olarak bölgede üstünlük kurması gerektiğini savunuyor ama söylem ve uygulama olarak daha güce dayalı bir siyaset öngörüyordu. Mavi Vatan hem içeride yeni bir ittifak kurgusu üzerine şekillendi hem de dışarıda daha aktif bir görüntü verilerek milliyetçi duyguları güçlendirmeye, kamuoyunu aylarca meşgul etmeye yaradı.

Mavi Vatan kapsamlı bir güvenlik ve dış politika stratejisi sunmak yerine, deniz yetki alanlarının gerekirse donanma aracılığıyla korunmasını öneren, dar bir siyaseti savunuyor. Mavi Vatan doktrinini savunanlar, geçmişten tanıdık olan, bütüncül bir Batı ile Türkiye arasındaki mutlak karşıtlık olduğu fikrinden hareket ediyorlar. Batı’nın, Türkiye ile bitmeyen bir hesabı olduğunu, bunu Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve güney Kıbrıs’ın tezlerine destek vererek, Suriye’de ise bir Kürt devleti kurdurarak görmeye çalıştığını varsayıyor. Batı’nın bu politikalarına karşı da diplomasiyi değil askeri gücü kullanmayı savunuyor. Deniz yetki alanları vatanın bir parçası ise masada görüşülecek bir şey yoktur ve dahası, yine geçmişten kalan bir söylemi yineleyerek, sahada kazanıp masada kaybeden bir ülke olduğu endişesini gündeme getiriyor. Bu yüzden Mavi Vatan doktrini, meselenin deniz alanlarına ilişkin yönü matematiksel bir boyut da içerdiği için, konuyu bir sıfır toplamlı oyun olarak görüyor. Deniz alanlarında başlayan bir çözülme ve gerilemenin varoluşsal bir tehdit yaratacağı varsayımına dayanıyor ve bunu “denizde Sevr” olarak tanımlıyor. Oysa, Türkiye’nin bölgedeki diplomatik yalnızlığı AKP’nin zaman içinde kendi inşa ettiği bir süreçti ve ABD özellikle İsrail ile ilişkileri bozmasının bedelini Yunanistan ve güney Kıbrıs’a yakınlaşarak ödetti. Bu süreç hâlâ devam ediyor. Sonuçta, kendisine ait anlamsız “değerli yalnızlık” dışında bir söylem ve strateji geliştirmeyen, bir boşluk ve arayış içindeki AKP iktidarına, amiraller bir dış politika stratejisi sundular ve Erdoğan yönetimi bunu, kendi seçtiği bir zamanda hayata geçirmeye çalıştı.

MAVİ VATAN’IN ZAYIFLIKLARI

Mavi Vatan doktrini, daha önce belirttiğim gibi, kapsamlı bir siyaset felsefesine dayanmıyor, siyasete, topluma, ekonomiye dair bir yön çizmiyor. Türkiye’nin donanma gücüyle bölgedeki taleplerini dikte ettirebilme gücüne sahip olduğu varsayımına dayanıyor. Oysa, günümüzde gücün bileşenleri çok karmaşık hale geldi ve Türkiye’nin Batı sistemi içindeki yerini, içinde bulunduğu bağımlılık ilişkisini yeterince dikkate almıyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de değil oyun kurucu, oyun bozucu olma kapasitesinin bile sınırlı olduğunu hesaba katmıyor. Türkiye Suriye ve Libya’da, sahayı askeri güç kullanarak lehine çevirebilme kapasitesine güvenerek, aynısını donanması aracılığıyla Doğu Akdeniz’de de gerçekleştirmeye çalıştı. Ama olmadı. Burada karşısında PYD, Hafter gibi devlet-altı aktörler değil NATO, AB üyeleri, hem Batı sistemi içinde hem de ittifak içinde hareket eden ülkeler grubu vardı. Oysa, Mavi Vatan, Batı sistemi içinde bulunan ve NATO üyesi olan Türkiye’nin kuvvet kullanamayacağı bir mücadelede, donanmayı yani askeri güç kullanımını öneriyor. Doktrinin en büyük açmazlarından biri bu.

Mavi Vatan doktrininin ikinci zayıf noktası, doktrini geliştirenlerle uygulayıcı hükümetin farklı ideolojik zeminde hareket etmesi ki, bu durum Komşularla Sıfır Sorun'dan farklılık gösteriyor. Zaten Mavi Vatan Doktrinini ortaya atan ve savunanlar arasında da Avrasyacı ve ulusalcı ayrımlar mevcut. Dolayısıyla, doktrini ortaya atanlar, uygulama için, doğrudan kendi dünya görüşlerini tam olarak paylaşmayan AKP yönetimine muhtaçlar. Sonuçta, bu doktrinin ömrü AKP ve Erdoğan’ın iç ve dış siyasetteki ihtiyaçlarına bağımlıydı.

Mavi Vatan’ın bir diğer zayıflığı, anti-emperyalist bir mücadele yürütüldüğünü savunurken ve Avrasyacı bir çizgiyi benimserken, tam bir yalnızlık içinde kalması, Rusya ve Çin gibi aktörlerin hiçbirinin diplomatik olarak arkasında bulunmaması. Özellikle Rusya Doğu Akdeniz’deki deniz alanları konusunda derin bir sessizliği tercih etti.

Doktrin ile ilgili bir başka sorun ise siyaseten, Türkiye’nin yapacağı hamlelerin karşılığının olacağının öngörülememesidir. Askeri tatbikat, donanmayı bölgeye gönderme, Navtex ilanı ve Libya ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması Türkiye’nin kullanabildiği araçlardı. Yunanistan, hem de yanına ABD, resmen AB ama tekil olarak Fransa’yı, Mısır’ı, İsrail, BAE’yi alarak aynı araçları kullandı, hatta Mısır ile sınırlandırma anlaşması imzalayarak, bir bakıma Türkiye’yi zor durumda bıraktı. Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşmayla örtüşen bu sınırlandırma karşısında Türkiye son dönemde keşfettiği “yok hükmünde” söylemi dışında bir şey yapamadı. Yapılacak fazla birşey de yoktu, bu ihtimal belli ki pek öngörülemedi.

MAVİ VATAN’IN SESSİZ ÖLÜMÜNE DOĞRU?

Erdoğan yönetiminin Batı karşısındaki direnç noktasının çok düşük, dayanma gücünün çok sınırlı olduğu bu krizle ortaya çıktı. Son krizin en öğretici kısmı iktidar için bu olmalı. Durumun farkına varan Erdoğan ve Çavuşoğlu, “elimizden kaza çıkmaz, gereğini yaparız”, “Sevilla haritasını yırttık” söyleminden sessizce geri çekilmeye başladı. Bunun ilk işaretini temmuz sonunda Merkel’den gelen telefon sonrasında, Oruç Reis için yayınlanan Navtex’i ertemesiyle gösterdi. Ardından, neredeyse Mavi Vatan’ın simge gemisi haline gelmiş olan Oruç Reis’i Antalya Limanı'na demirledi.

İkinci olarak, Oruç Reis gemisi, Mısır ile Yunanistan’ın anlaşmayla sınırlandırdıkları bölgeye giremedi. Bunun anlamı, söylem olarak bu anlaşmayı tanımadığını ilan etse ve BM’ye bu konuda bir mektup verip kayda geçirse de, fiilen, o alana girmekten çekindi, AB’den daha fazla tepki gelmesini göze alamadı. Mavi Vatan’ı savunanlar bile bu noktayı görmezden geldiler, geçiştirmeyi tercih ettiler.

Mavi Vatan’dan sessizce çark etmenin üçüncü aşaması, Erdoğan yönetiminin “ön koşulsuz” görüşmeye hazır olduğunu açıklamasıyla geldi. Eğer hükümet medyasının iddia ettiği gibi bütün bu gerilim Yunanistan’ı masaya oturtmak için yaşandıysa, yani bilinçli bir strateji ise bu da Türkiye’nin dış politikada düştüğü durumu gösterir. Türkiye için diplomatik başarı çıtası Yunanistan ile masaya oturabilmek ise bu, kitaplara geçecek bir çöküş olur. Eğer Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları istişkafi görüşmelerde gündeme gelirse, bu durumda Mavi Vatan tamamen terk edilmiş olacak. Mavi Vatan’a dair bütün tezler tamamiyle çökecek.

Yunanistan ile istişkafi görüşme, Macron ile uzlaşma ve füze alımı iddiaları Mavi Vatan’dan uzaklaşmanın işaretleri.

Türkiye’nin AKP yönetiminde İhvancılara dayanarak bir nüfuz alanı kurma ihtirasından sonra, daha savunmacı bir güdüyle başlayan, içte kurduğu ittifakın bir uzantısı olarak uygulamaya çalıştığı Mavi Vatan da aynı sona doğru gidiyor.


İlhan Uzgel Kimdir?

1988’den itibaren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde çalıştı. Bölüm başkanı iken Şubat 2017’de ihraç edildi. Ankara ve Cambridge Üniversitelerinde yüksek lisans yaptı, Ankara Üniversitesinden doktora derecesini aldı. LSE, Georgetown gibi üniversitelerde doktora ve doktora sonrası araştırmalar yaptı, Oklahoma City Üniversitesinde dersler verdi. British Council, Jean Monnet ve Fulbright gibi burslardan faydalandı. Daha çok ABD dış politikası, Türk dış politikası, Balkanlar gibi konularla ilgilendi. Ulusal Çıkar (2004, İmge), Türkiye’nin Komşuları (derleme, 2002, İmge) ve AKP Kitabı (derleme, 2009 Phoenix) gibi çalışmaları vardır.