YAZARLAR

Küresel hukuksuzluk tehlikesi

Dünya tarihinde ilk kez, küresel muhalefet var. Bugünün farkı, küresel muhaliflerin haberleşebiliyor, fikriyat-hissiyat paylaşabiliyor -dolayısıyla plan program, eylem de paylaşabilecek- oluşu. İsrail’in katliam harekâtına karşı gösterilen kitlesel tepkiler, uluslararası ortak muhalefet zemininin ve ortak değerlerin doğrudan siyasî alana kolaylıkla yayılabildiğini gösteriyor.

İsrail’in, eğer durdurulamazsa tam teşkilatlı soykırım ve tehcire dönüşecek hamlesi, dünyayı hayatî bir soruya karşı karşıya bırakıyor. Belki şöyle ifade etmek daha doğru: Ne yazık ki hâlâ pek az insanın gerçek boyutlarıyla farkına vardığı büyük sorudan kaçış olamayacağını gösteriyor. Hayatî meselenin farkında olanlarımızın gücü, seslerini her tarafa duyurmaya yetmiyor. Sesi duyup kulak kabartanlar ne edeceğini bilemiyor. Hep birlikte uçuruma sürüklendiğimizi az buçuk hissedenler, her şey bugün bildiğimiz şekilde sürecekmiş gibi davranmayı tercih ediyor. Müstakbel felaketlerle ilişkileri, metro istasyonunda bizimle birlikte bekleyen gergedanın varlığına hiç takılmayıp hangi vagona bineceğini merak etmeyi andırıyor.

İsrail’in halen Gazze ve Batı Şeria’da sürdürdüğü operasyon, düpedüz soykırım girişimi ve apaçık tehcir. Soykırım tanımını istediğiniz kadar gevşetin, yapılan eylemi kapsamasın diye eğin bükün, belirli bir insan grubuna aidiyeti topluca öldürme sebebi saymaya dayalı bir harekât, soykırımdır. İlle hafifletme peşindeysek, “henüz başlangıcı” diyebiliriz. Bu mevzuda gaza gelmemek ve -bizde sık sık yapıldığı üzre- bu önemli kavramı uluorta kullanmamak için olağanüstü dikkatli davrandığıma sizi temin ederim, muhterem okurlar. “Başlangıcı” da deseniz suç hafiflemiyor.

ŞÜPHE YARATAN İKİ OLGU

Burada çoğumuzu şüpheye düşüren iki olgu var: İlki, İsrail’in -Nazilerin Yahudilere yaptığı gibi- topyekûn imha peşinde koşar gözükmeyişi; ikincisi de Gazze’deki katliamın kendisine karşı girişilmiş saldırıya karşılık niteliğinde oluşu. Ancak bunlar soykırım teşhisinde tereddütü haklı kılmıyor.

Soykırım, işlenen suçun niteliğine, yani niyet, hedef ve icraat bütünlüğüne dair bir yargı ve tanım. DAİŞ Ezidi’leri yok etmeye kalkıştı, fakat amacına ulaşamadan engellendi diye yaptığı işin soykırım olmadığını kimse iddia edemez. Hedef buydu, becerilemedi. İsrail’inkinde bundan farklı bir yan bulunduğu, Filistinliler Kuzey Kutbu’na yerleştirilse gidip onları yeryüzünden silmek için harekete geçmeyeceği ileri sürülebilir. Tabiî bu söylenir söylenmez çoğumuzun aklına düşen, yolunu bulup İsrail’e yönelik herhangi bir eylem yapacak ilk Filistinli’nin sahneye çıkışıyla birlikte İsrail jetlerinin buzulları paramparça edeceğidir. Bu durumda, İsrail devletinin, kendine yer açmak için yurdundan ettiği Filistinliler diye bir insan grubunun yaşamasına ancak belli koşullarda izin verdiği-vereceği öne sürülebilir ki, bu soykırım teşhisini güçlendirmekten başka sonuç vermez. Nitekim “kendini savunma hakkı” olarak önümüze konan sahtekârlık malzemesinin hâlihazırda kazandığı öz bu. İğdiş edilmiş bu hakkın icabı olarak yürütülen katliam ve imha harekâtı, hakka hak sahibinin verdiği içeriğin canlı tasviri. İsrail devletininki bir Apartheid rejimiydi, şu anda yürüttüğü de soykırım. Bu yargıya karşı yapılabilecek güncel savunma şundan ileri gidemez: “Canım, bebekleri öldürmedik ki, hastanenin elektriğini kestik!”

İkinci maddede işimiz daha kolay: İsrail’i yöneten faşistler, harekâtı uğradıkları saldırıya karşılık olarak yaptıklarını ileri sürüyorlar. Ne neyin karşılığıdır? Hamas’ın akla vicdana sığmaz eylemine karşılık, zaten onyıllardır türlü eziyet ederek canından bezdirdiğin insanları çoluk çocuk katletmek nasıl karşılık sayılabilir? Bir ayda on bir bin kişi öldürmeyi de, işte, savaş koşullarının sonucu vesaire, sıradan hadise mi saymalıyız? “Canım, biz insanları öldürmedik ki, binayı bombaladık; onlar yıkıntının altında kalmış. E, gidin dedik, gitmemişler!” Bu inkâr zaten suçu kanıtlıyor. Tıpkı “aralarında Hamas militanları var” bahanesinin topluca katletmeyi meşrulaştırsın diye arsızca tekrarlanması gibi.

'İNTİKAM' MOTİFİ 

Bazıları, İsrail’in giriştiği işin “intikam harekâtı” kimliğine büründüğünü ileri sürüyorlar. Bu eleştirel hüküm, ne kadar gerçek payı barındırırsa barındırsın, asıl büyük suçu örtme tehlikesi yaratıyor. Çünkü hedefi gizliyor. İsrail’in, Filistinlilerden öldürebildiği kadarını öldürüp gerisini çöle sürmeyi öngören bir etnik temizlik planını uyguladığı gözlerden kaçırılabiliyor. Sanki onca insanı öfkeden gözü dönmüşlükten ötürü katlediyorlarsa anlayış gösterilmesi gerekecek. Sırf Batı Şeria’da fırsat bu fırsat ordu eşliğinde harekete geçen paramiliter “yerleşimci” çetelerinin yarattığı sistematik terör, yürütülen harekâtta “Hamas’ı ezme” unsurunun hiç de belirleyici olmadığının kanıtı. Batı Şeria’da yüz elli civarında Filistinli öldürüldü, her gün bir-iki köy saldırıya uğruyor, yağmalanıyor, yakılıyor, Filistinli köylüler göçe zorlanıyor.

Kaldı ki, İsrailli faşistlerin etnik temizlik harekâtı, intikam harekâtı olduğu kabul edilse bile büyük suç. Hem de insanlığa karşı suç. Ancak burada da harekâtın gelişigüzel katliam ve yakma yıkma eylemlerinden ibaret görülmesini engelleyen, nitelik belirleyici bir gerçek var: İsrail devleti adına birinci dereceden birçok yetkili, evlerini yıktıkları, yurtlarını yaşanmaz hale getirdikleri, topluca öldürdükleri, yıkıntılar altında yaralı bıraktıkları, göçe zorladıkları, her şeyi sadece yakma yıkma yok etme eylemi olarak değil aynı zamanda aşağılama, onur kırma süreci olarak yaşattıkları insanları kendileriyle eşit görmediklerini, hattâ insan olarak görmediklerini açıkça ifade ettiler. “İnsanımsı hayvanlar”, daha ilk gün savunma bakanınca telaffuz edildi, Gazze’de “masum sivil” diye kimsenin bulunmadığı sık sık tekrarlanıyor, “İkinci Nakba’yı yürütüyoruz” diyen hükümet üyesi bile çıktı. Bunlar delildir.

Peki “dünya”, bütün bunlar karşısında ne halt ediyor? Mevzuya geliyoruz.

İSRAİL’İN 'TEZ SUNUMU'

Denebilecektir ki, İsrail zaten kendini uluslararası hukukla şununla bununla bağlı görmüyor, sınır ihlal ediyor, başka ülkelerin topraklarını bombalayabiliyor, zaten Apartheid ve işgal-ilhak rejimi uyguluyor, insanlık dışı baskı pratikleriyle Filistinlilere hayatı zindan ediyor; dolayısıyla, hernekadar bu defa aşırıya kaçtıysa da hukuktan muafiyet konumunda yeni bir şey yok.

Halbuki var. Şu anda göz yumulan, hasıraltı edilen tekil eylemler değil, adı üstünde, soykırım ve tehcir sözkonusu. Ve bunlar demokrasi ve insan hakları bakımından gelişmiş devletlerin yalnız göz yummasından, hasıraltı etmesinden yararlanılarak değil, onların açık desteğiyle yapılıyor. Üstelik “yeni bir şey yok”ta da meselenin koskocamanı var! Fakat şimdi göz yumma riyakârlığı, açıkça sahip çıkma küstahlığına dönüşüyor.

Cansız çocuk bedenlerinin zorlukla seçilebildiği toz duman içerisinde silikleşiyor, bunların varlığını gösterdiği olgu. Ancak önümüze dikilmiş duruyor. Çarpıp kafamızı gözümüzü yardık, hâlâ yokmuş gibi davranıyoruz. Size soruyorum, ey bilmişler, ey dünyayı çözmüşler, hayatın sırrına ermişler, ey maksatlı şuursuzlar, ey gafiller: Eskisini mumla aratacak bir insanlık durumuna mı geçiliyor?

Bunu fazla okkalı buldunuz. Peki, ayağımızı yere basarak alan daraltalım: Hukuksuz uluslararası ortama mı geçiliyor? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin imtiyazı kurumlaştıran vetolu yapısı başlıbaşına şikâyet konusu ve apaçık insanlık suçlarını önlemeye yetmezken, o yapının yerle bir edilmiş Gazze mahallelerine benzer halinin bile yoktan iyi olduğu mu düşünülecek? Tek veya iki kutuplu bir güçler hiyerarşisine bile tâbi olmayan, ölçütsüz, hukuksuz uluslararası ortam, bugüne kadar İsrail’in mutlak şekilde yararlandığı imtiyazın peşine düşmüş çok sayıda bölgesel-yerel zorbanın zayıfları ezerek itiştiği tepiştiği bir kanlı cesetli dumanlı tozlu yıkıntılar âlemine mi dönecek?

İsrail, kendine tanınmış mutlak serbestlik alanında, uluslararası hukukun görece sağlam zamanlarında sayısız defalar dayatılmış net kararları takmaksızın eyleyebilmesiyle, böyle bir konumun pekâlâ mümkün olduğunu her türlü zorbanın aklına sokmuştu. Şimdi yürüttüğü soykırım ve etnik temizlik harekâtını istediği yere vardırabilirse, âdetâ jüri önünde tezini savunup kabul ettirmiş gibi olacak. Jüri de kanka zaten, biliyorsunuz.

İsrail’in gözü kapalı destekçisi haline gelmiş Batılı siyasetçilerin, vicdansızlığı bir yana, akılsızca da olan tavırlarının gerisinde, biraz huzursuzluk da yatıyor anladığım kadarıyla: Filistinlilerin onyıllardır hangi insanlık dışı koşullarda yaşatıldığı, nelere sırt çevrildiği, göz yumulduğu ortaya dökülüyor şimdi. Bu yüzden, Filistinlilerin kendilerine yaşatılanları bir şekilde hak ettiklerini imâ etme adiliği pek revaçta.

Korkutucu olan, bugün fırsatçı, ilkesiz, çapsız küçük insanlardan meydana gelen Batılı siyaset kadrosunun boyaların dökülmesi gibi dertlerinin bulunmaması ihtimali. Göçmen akınını durdurmaya takılmış kalmış bu kadro, yer yer farkında olmadan, ancak çoğu yerde basbayağı bilinçle, dünyayı ikiye bölecek “tedbir”ler peşinde. Gerçekten, somut olarak ikiye bölmekten sözediyorum. Siyasetin, aşılmaz duvarların ardında sürdürülecek ayrıcalıklı yaşamı dışarı atılmışlardan korumaya indirgendiği beyaz polis devletleri midir Avrupa’nın, diyelim Kanada’nın, Avusturalya’nın istikbali? İsrail’in soykırımcı faşistleri de böyle bir medeniyet tasavvuruna dahil, anlaşılan. Filistinliler de karakafa, doğal olarak.

KÜRESEL MUHALEFET

Hukuksuzluktan ancak başkalarını ezecek güce sahip olan ve gücünü başkasını ezmekte kullanmaktan çekinmeyen alçaklar yararlanır. Dolayısıyla, uluslararası düzen, devletlerin ve egemenlerin iştigal alanı olarak gözükse de aslen adalet-eşitlik derdi olanların mecburî faaliyet alanı. O halde dönüp kendimize bakalım.

Felaketler bazen çarelerin daha berrak görünmesini sağlarlar. Dünya tarihinde ilk kez, küresel muhalefet var. Zaman zaman yeryüzünün çeşitli yerlerinde yayılan ortak hissiyat veya tepkiler görülmemiş şey değil. Ancak bugünün farkı, küresel muhaliflerin haberleşebiliyor, fikriyat-hissiyat paylaşabiliyor -dolayısıyla plan program, eylem de paylaşabilecek- oluşu. Devletler kendi alanlarında uluslararası eşitsizlik sisteminin bölge sorumluları olarak üstlerine düşen ezme, bastırma, haysiyet kırma operasyonlarını yürütecekler ve şüphesiz kendi asıp kesme sınırları içindeki muhaliflerin başkalarıyla ilişkisini kesmeye özellikle gayret edeceklerdir. İklim krizi gibi küresel olgular yeryüzü çapında adaletçi, eşitlikçi bir muhalif akıma zemin yarattı, bu zemin genişliyor. İsrail’in katliam harekâtına karşı gösterilen kitlesel tepkiler, uluslararası ortak muhalefet zemininin ve ortak değerlerin doğrudan siyasî alana kolaylıkla yayılabildiğini gösteriyor.