Feryal Öney: 40 yıldır aynı hevesle şarkı söylüyorum

‘Notaların Öyküsü’ röportajlarımıza Feryal Öney ile devam ediyoruz. Sanatçı Öney ile müzikal yolculuğunu konuştuk.

Haden Öz

Sanatçı Feryal Öney, Konya Ereğli’sinde geçen lise yıllarında okuldaki amatör müzik faaliyetleri ile ilgilendi. Öney, bu faaliyetlerine Ereğli Sanatseverler ve Musikî Cemiyeti’nde devam etti. 1987 yılında Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanan sanatçı, üniversitede Folklor Kulübü (BÜFK) bünyesinde yürütülen müzik çalışmalarına katıldı. Folklor Kulübü’nde Şebnem Başar, Özcan Sönmez gibi eğitmenlerden ders alan Öney, daha sonraki yıllarda da Fidan Kasımova’dan şan dersleri aldı.

1996 yılında Azeri müzisyenlerle birlikte hazırladığı ve solistliğini yaptığı “Hardasan-Azeri Şarkıları” albümü Feryal Öney’in ilk albümüdür. Sonraki yıllarda “Kardeş Türküler”, “Kardeş Türküler-Doğu”, “Vizontele Film Müziği”, “Kardeş Türküler-Hemâvâz”, “Vizontele Tuuba Film Müziği” ve “Kardeş Türküler-Bahar” albüm çalışmalarında yer alan Feryal Öney, Bulutlar Geçer konser projesinde seslendirilen şarkıların bir bölümünün yer aldığı “Bulutlar Geçer” albümünü yayınladı. Sanatçı, 2018 yılında Hakan Gürbüz ile birlikte “İstanbul Kainat Radyosu” adlı grup kurmuş, grubun ilk albümü “Ay Açılsa”yı 2019 yılında Bgst Records etiketi ile yayınlanmıştır.

Feryal Öney için müzik nedir, hayatına ne katıyor, onsuz bir hayat düşünebiliyor mu, bu salgın sürecinde hayatı nasıl etkilendi? İşte tüm bu sorulara yanıt aradık.

Feryal Öney

Dinlediğiniz veya söylediğiniz ilk şarkı neydi, ne hissetmiştiniz?

Kendimi bildiğimde (4-5 yaşlarım olmalı), Konya Ereğli’sinin küçük bir köyü olan Melicek’te, küçük bir öğretmen lojmanındaydım. Pilli pikapla müzik dinlenen yıllar. Babamın ve annemin her akşam gaz lambası ışığında bize 45’lik plak dinlettiği yıllar… Daha 5 yaşımdayım, Zeki Müren’den Kamuran Akkor’a, Ajda Pekkan’dan Erkin Koray’a, şarkısını söylemediğim müzisyen yok. İlk söylediğim şarkının, Erkin Koray’a ait “Hop Hop Gelsin” olduğu rivayet edilir. Tabii ki göbek atarak… Çok anlatıldığı için olabilir, minnacık ve göbekli halimle söyleyişim gözümün önünde: “Hop hop gelsin, yârim gelsin, hemen gelsin, şimdi gelsin…”

Sonra biraz daha büyüdüm, Ereğli’ye taşındık; plakçıları keşfettim. Ufacıktı yaşım. Elimde bir listeyle gidiyor, “Bana şu şu şarkıcıların şarkılarından karışık kaset yapar mısın abi?” diyordum. Cem Karaca, Ajda Pekkan, Emel Sayın, Erol Evgin, Barış Manço, Erkin Koray… diye gidiyordu liste. Tam ortaya karışık. Sonra odama kapanıp saatlerce o şarkıları söylüyordum. Kaset bozulup sarıncaya kadar. “Alla beni pulla beni al koynuna yâr/Gözüm senden başkasını görmez oldu yâr…” Daha ilkokuldayken müthiş bir repertuarım vardı.

’40 YILDIR AYNI HEVESLE ŞARKI SÖYLÜYORUM’

Ne zaman müzikle uğraşmaya karar verdiniz?

Evde belli bir tedrisattan geçtikten sonra, ilk sahne deneyimimi ilkokul 4. sınıfta, öğretmenim Ümran Özhisarlı sayesinde yaşadım. Bana sihirli elleriyle dokunan, “Sen şarkıcı olacaksın, hissediyorum” diyen öğretmenim… Hep söylenir ya; hepimiz bir beceriyle, bir yetenekle doğuyoruz fakat birileri gelip el vermedikçe körelip gidiyor. Ben şanslı çocuklardandım, sanatçı ruhlu bir öğretmenim vardı. İşte o yaşlarda müzisyen olmaya karar verdim bence. Amatör – profesyonel diye ayrım yapmazsak, ilkokul 4. sınıfta ilk sahneye çıkışımın, aldığım ilk alkışların üzerinden 40 yıl geçmiş. 40 yıldır aynı hevesle şarkı söylüyorum.

Müzik yapmıyor olsaydınız ne yapardınız?

Bir dönem kısa bir süre öğretmenlik de yaptım. Türkçe-Edebiyat öğretmenliği. İyi bir okur olduğumu düşünürüm, fakat öğretmek farklı. O kadar yetkin hissetmedim kendimi. Yine müzikle ilgili alanlarda daha iyi bir öğretici olduğumu söyleyebilirim. Vokal eğitimi konusunda hem daha heyecanlı hem daha becerikliyimdir. Buradan da aynı yere geleceğim, iyi ki müzisyen olmuşum.

Keşke çalabilseydim dediğiniz bir enstrüman var mı?

Çaldığım ilk enstrüman blok flüttü. Talihsiz bir başlangıç bence fakat bizim dönemler öyleydi; ya flüt çalacaksın ya mandolin. Çok sıkılırdım ama çalardım: “Dostluğun biz sevgisiyle toplandık her an burada”. Sonra mandolin öğretmeni olan, öğrencileriyle konserler veren babam bana mandolin öğretti; o daha zevkliydi. Harmandalı’nı falan çalardık babamla birlikte. Lisede çok sevdiğim ve beni şarkıcı olma konusunda teşvik eden öğretmenim, rahmetli Yasemin Öztürk, keman öğreteyim sana, dedi. İstemedim pek. Azıcık bir heves eder insan, varsa yoksa şarkı söylemek… En son, lise çağlarımda devam ettiğim Ereğli Sanatseverler ve Musikî Cemiyeti’nden Celal Abi kanun öğretmek istedi. Çok seviyordum kanunu, bir iki çalıştık, onu da bırakıp şarkı söylemeye devam ettim. Enstrüman çalmama konusunda çok inatçı çıktım kısaca.

Müziksiz bir hayatı tarif edin desem…

Sait Faik, Haritada Son Nokta öyküsünde der ya; “Yazmasam deli olacaktım.” Öyküde başka bir bağlamda geçiyor ama ondan esinle söyleyeyim: Şarkı söylemesem yazık olurdu bana.

Kim ile, ölü veya sağ, aynı sahneyi paylaşmak isterdiniz?

Kardeş Türküler projesinde yer aldığım için kendimi hep çok şanslı görmüşümdür. Aramızda konuşuyoruz ara ara; Kardeş Türküler projesi fiziki sınırları kaldırmakla kalmadı, aklımıza hayalimize gelmeyecek “buluşmalar”a vesile oldu. O sayede, yaklaşık 30 yıldır, amatör/profesyonel, birçok müzisyenle, tiyatrocu ve dansçıyla aynı sahnede bulunma, birlikte söyleme şansım(ız) oldu. Hepsi büyük bir tevazuyla sahnemizde yer aldı: Neşet Ertaş, Sezen Aksu, Candan Erçetin, Ara&Onnik Dinkjian, Esma Redzepova, … Ama “keşke” dediğim biri var hâlâ tabii, Cem Karaca’yla da bir şarkı söyleyebilmiş olsam ya da vokal yapabilsem şahane olurdu. Bizim sanat çevresinden çıkmış, çok güzel bir proje vardı: 45’lik Şarkılar. Cem Karaca onların sahnesine konuk olmuştu 90’larda, hepimiz gözlerimiz dolu, imrenerek izlemiştik çocukluğumuzun, gençliğimizin büyük sesiyle bizimkilerin buluşmasını.

Sizin belirlediğiniz 5 müzik eseri insanlıktan geriye kalsaydı, listeniz ne olurdu?

5 tane yazmak çok zor. Hayatımın her döneminde vurulduğum bir iki şarkı olmuştur mutlaka. Şimdilik “buralı” olan günlerce, haftalarca başa alıp alıp dinlediğim beş ‘damar’ şarkıyı söyleyeyim: Edalı Gelin (Cem Karaca), Evvelim Sen Oldun Ahirim Sensin (Neşet Ertaş), Keskin Bıçak (Sezen Aksu), İlkbahar Geldi, Gelmedin (Selda Bağcan’ın sesinden), Tanrı Misafiri (Ajda Pekkan’ın sesinden).

‘SANATIN BİRLEŞTİRİCİ, UMUT VERİCİ GÜCÜNDEN KORKUYORLAR’

Tarih boyunca muktedirlerin diğer sanat dalları gibi müzikle de sorunu olmuştur. Müzisyenler, şarkıcılar, şarkılar yasaklanmış, baskılara maruz kalmıştır. Sizce muktedirler neden müzikten korkuyorlar?

Şarkıların bize verdiği “umut”tan, sanatın birleştirici, umut verici, iyileştirici gücünden, bizi güçlendirmesinden korkuyorlar. Bunlar muktedirler için çok korkutucu şeyler. Dokuz canlı gibi bir şeyiz onların gözünde, pes etmiyoruz bir türlü.

‘BU GÜNLER GEÇTİKTEN SONRA BAZI EV KAYITLARI DEVAM EDEBİLİR’

Salgın genel olarak hayatınızı ve özel olarak müzik hayatınızı nasıl etkiledi?

Kendimi domestik biri sanırdım, o kadar da değilmiş. Bu kadar kapalı kalmak biraz zorladı doğrusu; hem konser verememek, insanlarla buluşamamak hem de tüm kazanç kapılarının bir anda kapanması. Sıkıntılı süreçlerdi. Bunları her söyleyişimde, bizler gibi kendini evlere kapatamayan, işten atılma tehdidinden dolayı hayatını riske eden insanları anmadan geçemiyor, söyleniyor olmaktan sıkıntı duyuyorum. Süreç bitmiş gibi konuşuyorum ama hâlâ içerisindeyiz, sadece biraz daha alıştık belki. Genlerde Ortadoğululuk olunca, buna da alışmasak şaşardım. Öte yandan, ikinci dalganın yaklaşmakta olduğu konuşuldukça “daha kötü ne olabilir acaba” diye düşünmeden edemiyor insan.

Her zamanki gibi, şarkı söylemek, videolar yapmak, programımın (Çiçekli Perdelerin Ardı) çekimlerine devam etmek, bunlar iyi geldi bu süreçte. Çok hazırlıksız yakalandık; elimizde ne stüdyo olanağı vardı ne kameralarla çekim yapma şansı. Başlangıçta yaptığımız ses kayıtları hamamda söylemişiz hissini verse de, zamanla mikrofon edindik, bilgisayarlarımıza farklı programlar yükledik ve her şey daha kaliteli olmaya başladı. Abartmayayım ama bu günler geçtikten sonra bazı ev kayıtları devam edebilir gibi geliyor. En azından aklımıza bir şeyler geldiğinde daha pratik davranmayı öğrendik.

Son olarak hiç unutmayacağınız ve size “İyi ki de müzik yapıyorum” dedirten bir anınız var mı?

Somut bir andan, bir anıdan bahsedemem ama müzikle uğraştığım, sahneye çıktığım her an güzelmiş meğer. Hep derdim de, mahrum kalınca iyice anladım. En mutlu olduğum yerlerden birisi sahne. İyi ki müzisyenliği seçmişim. Bu süreçten sonra vereceğimiz ilk konseri, o an yaşayacağımız şeyi, ruh halimizi çok merak ediyorum.