Ressam Mahmut Candeğer Aydın: Kendi gerçekliğimizi 'kaygılarımız' olarak sunduk

Ressam Mahmut Candeğer Aydın'la yeni çalışmalarını konuştuk. Fütürizm üzerine yoğunlaştığını belirten Aydın "Tabii onun dışında eserlerimin bazı yerlerinde soyut dışavurumsal bir yaklaşım veya enstalasyon olur" dedi.
Fotoğraf: Özgür Akkaya

Baran Erbeyi

DUVAR – Genç sanatçılara destek ve yeni ifade alanları yaratmak amacıyla açılan ‘Masterpiece Hall by QNB First On Bir’ sergi serisi 16 Ocak 2020 Perşembe günü ziyaretçilere kapılarını açtı.

Kreatif direktörlüğünü ve küratörlüğünü Ayça Okay’ın üstlendiği serginin içinde iki boyutlu resimlerden üç boyutlu resimlere, minyatür heykellere kadar birçok farklı sanat eseri var. İçinde Art- Talk’ların da yer aldığı sergi dizisinin sanat kurulunda ise; Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İskender, koleksiyoner ve iş insanı Agâh Uğur yer alıyor. Sergide yer alan sanatçılardan Mahmut Candeğer Aydın, serginin ana konusu üstüne yoğunlaştı. Aydın, “Karışık teknik üstüne çalışıyorum. Hepsini bir araya getirip bu yolda hareket etmeyi tercih ettim çünkü insan zihni kendini tek bir materyalle yansıtmakta zorlanır, farklı materyalleri bir araya getirip sunduğun zaman kendi benliğini de ortaya koymuş olursun. Sanat eserin de seni yansıtmaya başlamış olur. Yani bir nevi resmin altına imza atmak yerine “benim imzam tamamıyla resimimdir” yada “resmim benim imzamdır” diyebiliriz” dedi.

Galeriniz toplumsal yeniden üretim ve sanatta yabancılaşma üstüne yoğunlaşıyor. Bu noktaya değinerek başlayalım. 

Toplumsal yeniden üretim dediğimiz kısım aslında geçmişten günümüze, yapılan devrimler, halk hareketleri, teknolojik gelişmeler ve değişimler toplumun yeniden üretimi üstüne atılan adımdır. Çünkü geleceğe doğru adım atarken şekillendirebileceğimiz bir yapıya doğru gidiyoruz. Geçmiş, şekillenmiş olduğu için oraya müdahale edemeyiz ama geleceği dilediğimiz gibi şekillendirebiliriz.

Bu açıdan kullandığımız sosyal medya araçları Twitter, Instagram işte insanların kendilerini videoya alıp insanların beğenisine sunduğu programlar toplumun genel yapısını etkilemekte ve aynı zamanda orada insanlar para kazanma amaçlı ya da bağış amaçlı yaptığı sanat eserlerini sergilemekte.

Eskiden daha çok tekniğe, yoruma, felsefeye ağırlık verdiğimiz sanatta, ‘şimdi daha kolay nasıl kazanırım, en basit yönden durumu nasıl çözerim, süzemediğim durumda nasıl daha çabuk kaçabilirim’ düşüncesi ortaya çıkıyor. Bu durumda da hem toplum yeniden üretilmeye başlıyor hem de zamanla sanat kendisine yabancılaşmaya başlıyor.

Sanatçı sanat eserine, sanat eseri de sanata yabancılaşmaya başlıyor çünkü hiçbir söylemi, ideolojisi olmayan bir şey bize neyi aktarabilir.

bu sorunu irdeliyorum ben çalışmalarım da, aynı zamanda sanat eserini yorumlarken hep şunu göz önüne alırım ben ‘dili olanın dile getiremediğini dile getiren bir dilsizdir’ sanat eserinin eli, kolu, ayağı hiç bir şeyi yok ama yansıttığı bir şey var orada, ne yansıtıyor?

Sanatçı eserini yapıp izleyicinin önüne koyduktan sonra sanat eseri artık yapanın elinden çıkmış, tamamı ile izleyici dediğimiz insanla birebir ilişki noktasına getirilmiştir. Orada bakan insan oradan ne hissediyor, ne algılıyor, nasıl bir estetik kaygı yaşıyor, artık buraya döndü işimiz. Bizim önceliğimiz bu olmalıydı, orada yapılan bir işi alıp kolayca resmetmek olmamalıydı.

Tabii sanatın sosyolojisi, felsefesi, ontolojisi buna göre de şekillenmeye başlıyor. Ağırlığını verdiğimiz gene geleceğimiz nokta ilerde geçmiş dönemdeki resimler, Çünkü sanata ışık kaynağı olanlar onlar, yeni dönem güncel sanat eserleri değil.

Seçtiğiniz sanat tekniklerini ve sanat dönemlerini anlatır mısınız?

Ben şu anda fütürizm üzerine çalışıyorum. Tabii onun dışında eserlerimin bazı yerlerinde soyut dışavurumsal bir yaklaşım veya enstalasyon olur.

Karışık teknik üstüne çalışıyorum. Hepsini bir araya getirip bu yolda hareket etmeyi tercih ettim çünkü insan zihni kendini tek bir materyalle yansıtmakta zorlanır, farklı materyalleri bir araya getirip sunduğun zaman kendi benliğini de ortaya koymuş olursun. Sanat eserin de seni yansıtmaya başlamış olur. Yani bir nevi resmin altına imza atmak yerine “benim imzam tamamıyla resmimdir” ya da “resmim benim imzamdır” diyebiliriz.

Sergideki resimlerden yapmakta en  çok zorlandığınız ya da zaman harcadığınız resim hangisidir?

“Çağ” isimli resmimin üzerinde çok yoğunlaştım çünkü sergimizin küratörü sayın Ayça Okay’la birlikte resim üstüne çok fazla toplantı gerçekleştirdik. Nasıl daha farklı, daha iyi bir şekilde sunabiliriz tartışmalarını konuşurken bir anda Ayça’nın sunduğu fikir benim çok hoşuma gitti.

Ben eserde Anadolu Barok anlatmaya çalışıyorum ve o dönemde benim aralamam gereken bir perde olması gerekiyor, geleceğe bir adım atmamı sağlayacak bir şey olması lazım…

Resmi bir tünel gibi ele aldık ve tünelin de önünü açmamız lazım ki bir şekilde geçebilelim, arkadaki ışığı görebilelim. Ayça’nın burada bana vermiş olduğu perde fikrini kullanıp bir çağa perde aralıyormuşuz düşüncesi motive etti ve iş üstünde değişiklikler yapmama sebep oldu. Bu açıdan Ayça’ya teşekkür ediyorum.

Buradaki diğer eserler ne kadar fütürizmi konu almış durumda?

Aslında hepsinin kapsadığı bir gelecek kaygısı var, burada tarzları fütürizm olarak yada başka bir yapı olarak algılamak yerine neyi anlatmak istiyor, neyi irdeliyor onu daha iyi algılamamız lazım.

Çünkü geçmişi irdeleyen işlerimiz var sergide… Nasıl bu hale geldiğimizi ya da nasıl daha iyi olabileceğimizi gösteren işler de var, daha farklı felsefi yaklaşımda bulunan işler de…

Serginin anlatısına gelirsek,  11 genç sanatçıdan oluşan ve hiçbir başlığı olmayan bir sergi. Küratörlüğünü Ayça Okay yapıyor.

Kendisinin de sunduğu fikirlerle, diğer sanatçı arkadaşlarımızın da durumlara olan yaklaşımıyla güncel, modern, klasik ya da herhangi bir teknik ya da fotoğraf tekniği hiç fark etmeden herkesin kendi kaygısını net bir şekilde sunabileceği bir sergi oldu.

Eserlerinize gelen yorumlar nasıl? 

Genellikle sergiye gelen izleyicilerimiz bir gerçeklik arıyorlar. Aksine biz burada kendi gerçekliğimizi kaygılarımız olarak sunduk ve bu kaygıda size neler yansıtıyoruz bunları merak ediyoruz. Merak ettiğimiz konu sizde uyandırdığı duygu, eserin gerçekliği ya da soyutluğu değil…

Sizden öğrenmek istediğimiz şeyler, kaygılarınız nelerdir? Eser size ne hissettirdi? Ne tür bir ilişki kurdunuz eserle? İyi yada kötü demek yorum değildir.