6 soruda: Tebriz Çarşısı'ndan Kapalıçarşı'ya

'Çarşı, Pazar, Ticaret ve Kapalıçarşı' kitabının yazarları Prof. Kenan Mortan ve Prof. Önder Küçükerman bir yangınla harap olan Tebriz Çarşısı'nı ve ondan hareketle Kapalıçarşı'yı anlattı: Çekiç sesi duyulmayan bir Kapalıçarşı ancak Orhan Pamuk'un kurduğu, “Masumiyet Müzesi”nde yer bulabilir.

Kenan Mortan*
Önder Küçükerman**

Tebriz Çarşısı’nda geçen hafta yaşanan yangın için ne söyleyebiliriz?

Yangının nasıl çıktığını bilmiyoruz, soruşturma sürüyor. Ancak tarihi çarşıların hepsinin ortak bir sorunu var: Büyük alana oturuyorlar ve genelde mimari anlamda düşük kaliteli yığma yapı olan özellikleriyle sigorta şirketlerince sigortalanma kapsamı dışında kalıyorlar.

Bu nedenle her yangın genelde bir tarihi çarşının ölüm nedeni oluyor. En büyük etkense, elektrik kontakları. Restorasyonlar, hem maliyet hem de yetersiz restoratör nedeniyle ortaya ne yazık ki çok anlamsız ucubeler çıkarıyor.

İran’ın restoratör mimarisi iyi olarak tanınır, bu onarımla önemli bir sınav verecekler, ancak İran ambargosu nedeniyle ciddi bir fon sıkıntısı yaşanacağı da kesin.

Bu çarşıyı diğerlerinden ayıran özellikler var mı?

Tarihi Tebriz Çarşısı (Bazar-e Tabriz ) alan olarak dünyadaki en büyük kapalı alanını oluşturuyor. Bu ilk farklılaşma. İkincisi, pazarın içinde yer alan Mozzafarieh dünyanın en büyük halı pazarı. Halı bizzat dokunmaz ama alım- satımıyla el’an dünya ticareti üstünde etkilidir. Marko Polo, 1275’de geldiği bu şehrin İpek Yolu üstünde çok uygun olarak konumlanmasından söz eder. Cenevizli tacirlerin bile buraya mal almaya geldiğini Seyahatname’sinde anlatır. Üçüncüsü, Aşure Günü bağlamında 10 gün kapanır, kültürel yaşamda çok etkili bir çarşıdır. Nitekim, UNESCO 2010’da bu çarşıyı Dünya Mirası listesine alırken mimari özelliğini değil, sosyo-kültürel özellikler ile ticari özellikleri buluşturan yapısını gerekçe gösterdi. Dördüncüsü, politikada çok öne çıkmış bir çarşıdır. ”Bazari” olarak nitelenen esnafı sıkça dükkan kapatarak ve protestolar gerçekleştirerek İran dini lideri Humeyni’nin İran’a dönüşünde bu ülkede ilk hareketlenmeyi yarattı. Beşincisi, dünyada bilinçli restorasyon uygulanan ender geleneksel çarşılardan biridir. 2000’de başlayan ve esnaftan maddi katılım katkısı alınarak yürütülen bu proje için 2013’de Ağa Han Ödülü verildi.

Peki İstanbul’da Kapalıçarşı ekonominin kalbi mi?

Hayır, Kapalıçarşı Cumhuriyet döneminde ekonominin kalbi olmadı, çünkü bu kalp cumhuriyet ilan edilmeden durmuştu! Esnaf loncaları İttihat Terakki Partisi yönetimin kararıyla kaldırılmıştı. Bunun yerine ‘modernlik’ adına esnaf dernekleri kuruldu.

Keşke modernlik bu kadar kolay olsa, bir isim değişikliğiyle yeni bir düzen başlayabilseydi. O gün de bu işler böyle olmuyor, bugün de bu öyle… İttihatçılar bu ‘modernleşme’ kararıyla, koca bir zanaatkarlık düzenini, kurallarıyla toprağa gömmüş oldular.

Bu ‘kırık kalp’ Cumhuriyet döneminde yine de çok işler gördü! Evlenecek olanın çeyizi, söz kesecek olanın bilezik tedarik yeriydi.
Derken 1980’ler sonrası ekonominin normal akışına uygun olarak İstanbul’da alt ticari merkezler oluştu. Bu alt merkezler çarşı ne satıyorsa onu satmaya başladı. İşte o günden sonra Kapalıçarşı uyumda çok zorlandı!

1983’te önemli bir karar var ki, bu çarşının önünü açtı. Bu da hurda altının teminini ‘kaçakçılık fiili’ olmaktan çıkaran karardır. En az bu kadar döviz alım–satımını serbestleştiren karar da çarşının yeniden hayata dönmesi üstünde etkili oldu. Kapalıçarşı’nın ibresi yükseldi. Türkiye’de altın ticaretinin yarıdan fazlası bu Çarşı içinde ya da ve onun ekonomik ağı içinde pazarlanıyor. Bu oran ihracat için de geçerli. Yüzde 50 çok yüksek bir orandır. Türkiye ihracatının mal esaslı dökümünde altın/mücevherat ilk beş içindedir. Demek oluyor ki, Kapalıçarşı’ya ekonomik anlamda burun bükme hakkına sahip değiliz.

Bu çarşının bir de tarihi ‘karkas değeri’ var: UNESCO Dünya Mirası Listesi’nin içinde adıyla olmasa da alan olarak burası anılıyor. Çarşı, bir turizm mücevheri olarak, İstanbul’u ziyaret eden her yıl yaklaşık 15 milyon insanın 10-12 milyonunun ana ziyaret güzergahı. Bu güzergahın yarattığı parasal karşılığın tarifini arifine bırakıyor, sadece ‘Aman, Çarşı yaptığı ticaretten ibaret olarak görülmesin!’ diyoruz.

Kapalıçarşı’da bazı meslek grupları işlevlerini kaybediyor ve adları sadece sokaklarda yaşatılıyor. Bu süreci nasıl değerlendirmek gerekir?

Hayvanlar alemine bir bakın, ölümü yaklaşan bir canlı orta yerde ölür mü? Kendine göre öleceği bir yer seçer. Oraya siner ve yaşam faaliyetine son verir. Çarşıda eğercinin ya da samur kürkü üreticisinin ekonomik faaliyet eğrisi dolmuşsa, zaten neden yaşamaya dirensin ve dursun ki?

Onlar çarşıyı terk etmiyor, ölüm için bir köşeye çekiliyor. Bu iş, dünyanın her yerinde böyle yaşanır! Bu yüzden bu çarşı için özelde hayıflanmaya gerek yok. Ancak dikkatli bir göz Kapalıçarşı’da sayıları bir elin parmakları kadar olsa da geleneksel zanaatkarlık dallarının hemen tamamının yine de icra edildiğini görecektir.

‘Çarşı, Pazar, Ticaret ve Kapalıçarşı’ adlı bir kitap fikri nereden doğdu?

Ordinaryus Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın 50 yıl önce ‘Bir tez konusu için çok ötelere gitmeyin, Kapalıçarşı sizi bekliyor’ sözleri kulağımızda çınlıyordu. Bu işi bir vazife olarak gördük ve yola çıktık.

Bu kadar basit ama bunun ötesinde bir de bu işte büyük bir yayıncı katkısı var. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, yazarına/yazarlarına proje sipariş ediyor. Ya da yazarını mevcut çalışmaları üstünden yönlendiriyor. İş Kültür’ün bu yapıcı yaklaşımı yayıncı-yazar ilişkisini bambaşka bir potaya taşıyor. Bizim Kapalı Çarşı çalışmasının ilk hali Frankfurt Kitap Fuarı için Kültür Bakanlığı’nca basılmıştı. İkinci baskıdaki farklılıkların ve yeni eklemelerin tümü İş Kültür yönetiminin özeninin sonucudur.

Kitabın hazırlık sürecinde yaptığınız araştırmalarda çarşının ekonomik yapısıyla ilgili olarak karşılaştığınız en ilginç gözlem ne oldu?

Gözlem çok… Bunca yıl bu Kapalıçarşı’ya gider geliriz. Altında ve etrafındaki hanlarda bu denli ciddi altın/gümüş ve mücevher üretildiğini doğrusu bu çalışma sırasında öğrendik. Aslında Çarşı sadece bir ticari odaklanma değil, ondan çok öte her türlü ekonomik faaliyetin iç içe olduğu bir ‘ekonomik kümelenme merkezi’dir.

Çarşı paha biçilmez bir değer taşıyor. Çünkü dünya üzerinde sembolik değil ama fiilen üretim yapan “tek” geleneksel çarşı durumunda…

Ne Tebriz, ne Kahire, ne Şam ne de iç savaş öncesi haliyle Halep, İslam Dünyası’nın hiçbir çarşısında bu üretme özelliği yoktur. Üretim adına, sembolik anlamda 3-5 zanaatkarın tıkırtısını duyarsınız. Kapalıçarşı’yı ‘anlamlı’ kılan bu üretimle ticareti buluşturan kümelenme faaliyetidir. Bu yüzden yerel ve merkezi yönetimlerin bu üretim işini ‘pislik yaratıyor’ ve ‘gürültü yapıyor’ gerekçeleriyle oraya/buraya taşıma niyet ve kararları önünde dikilmemiz ve ‘dur’ dememiz, hayatiyet taşıyor. Çekiç sesi duyulmayan bir Kapalıçarşı ancak Orhan Pamuk’un kurduğu, “Masumiyet Müzesi”nde yer bulabilir.

Kapalıçarşı’nın dipdiri 550 yıllık bir geçmişi ve yaşayan bugünü varken, buna gerek var mı ?

* Prof., Ecole Internationale des Sciences du Traitement de L’Information (EİSTİ) öğretim üyesi
** Prof., Haliç Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekan Vekili