Can Gox: Müslüm Gürses'in hislerine ortak olmak ağır bir yük

Müzisyen Can Gox, bu kez bir Müslüm Gürses parçası olan 'Senden Vazgeçmem' ile dinleyiciyle buluştu. Gazete Duvar'a konuşan müzisyen, “Bizim yaşadığımız gerçeklik onun yaşadıkları yanında tüy kadar hafif kalırken Müslüm Gürses şarkısı yorumlamak, onun hissettiğine ortak olmak çok ağır bir yük. Ben gerçekliğe inanıyorum ama onun yaşadığı gerçekliğe ne kadar uyar diye kaygı duydum” dedi.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Ömer Hayyam, Nesimi, Neşet Ertaş, Ahmet Kaya gibi ustaların parçalarını en az bir kez Can Gox yorumuyla dinledik. ‘Gönlümden süzerek söylüyorum’ dediği parçalara bir yeni isim daha eklendi: Hayat hikâyesi ve arabeske bakışı ile ‘Arabesk dinlemem’ diyene bile dinleten bir dönemin efsane ismi Müslüm Gürses. Gox, bu kez Gürses’in parçası Senden Vazgeçmem single’ı ile dinleyici karşısında. Bu cover’ın kendisi için korkuyla karışık bir heyecan yarattığını belirten müzisyen ile Gürses’i ve müzik yaşamını konuştuk.

Daha önce Ahmet Kaya, Nesimi ve Neşet Ertaş gibi sanatçıların parçalarını coverlamıştınız. Şimdi neden Müslüm Gürses’i tercih ettiniz?

Bu ismi biz bir sene öncesinden planlamıştık, büyük ustaya da bir selam göndermek istiyorduk. Özel sanatçılardan biri o da. Türkiye’ye mal olmuş, her kitleden dinleyici bulan üstadların yetişmesi çok zor Türkiye’de. Ön yargıları da kırmış bir kişilik. En son yaptığı albümü de hatırlarız. Rock soundundan tut, blues, caz ve arabeski de dibine kadar söyleyebilen çok büyük bir yetenek ve üstat. O yüzden biz de selam göndermeyi uygun görmüştük. Ama tam da filme denk gelmesi güzel oldu. Konserler yoğundu ve düğün hazırlığım vardı. Üst üste bitince kayıt ve aranjede aksamalar oldu. Onun için en son bu döneme denk geldi. Bir baktık iki hafta sonra filmi var. Kısmet bu işler, demek ki zamanı buymuş. Hem filmi selam gönderdi ustaya hem de biz. Film de şarkı da çok iyi gidiyor.

Müslüm Gürses, ‘”Hayatta arabesk dinlemem’’ diyenlere arabesk dinletti. Bu anlamda nasıl bir fark yarattı diğerlerine göre?

En büyük fark yorumculuğu, büyük bir ses olması. Yani Müslüm Gürses’ten sadece arabesk değil,yabancı kaynaklı şarkıların yorumlarını veya halk müziği de duyabiliyorsunuz. Bir bozlak da duyabiliyorsunuz, herhangi bir yöresel türkü de… Hem protest sözlere sahip olabiliyor hem de damar, acıtıcı aşk şarkıları da yapabiliyor.

Güncel meselelerle de iç içe olan bir adam. Halkın bağrından, içinden kopmuş bir sanatçı. ‘Baba’ ismini kazanmış ve bunu kendisi de üretmemiş. İnsanlar bu lakabı kendisine uygun görmüş. Hem kardeş hem bir dost olabilmiş nadir kişilerden. Farkı bence bu.

Can Gox

Müslüm Gürses parçasını coverlamanın sende korkuyla birlikte heyecan yarattığını söylediniz. Nasıl bir his bu?

Evet aynı bir Neşet Ertaş türküsü yorumlamak gibi beni çok korkuttu ilk başta. İşin altından kalkmak çok zor. Müslüm Gürses, kolay yorumlanacak bir müzisyen değil. Ben gerçekliğe inanıyorum ama onun yaşadığı gerçekliğe ne kadar uyar diye kaygı duydum. Bizim yaşadığımız gerçeklik onun yaşadıkları yanında tüy kadar hafif kalırken Müslüm Gürses şarkısı yorumlamak, onun hissettiğine ortak olmak çok ağır bir yük. Bunu üstlenmek zaten zor, altı ay kadar mikrofona yanaşmaya bile korktum, sürekli ‘Acaba oldu mu?’ sorusunu sordum kendime. Ben gönül süzgecimden süzdüğüm anda içime sinmesi çok zaman alıyor. Uzun süre denedik. En son hali de bu oldu. İnşallah dinleyici de beğenir. İnternetteki tıklanma sayısı güzel gidiyor, demek ki kabullendiler. Kabul etmeyenlerin de canı sağ olsun.

Daha popüler parçaları varken neden özellikle ‘Senden Vazgeçmem’ isimli parçayı tercih ettiniz?

‘Nilüfer’ gibi hit olmuş şarkısını söylemek biraz şarkıya yüklenmek sanki şarkıdan bir şeyler koparıp şarkı üzerinden yürümek gibi olur diye düşündüm. Neşet Ertaş ve diğer coverlarımda da aynı şeyi önemsedim. Yavaş yavaş bilinirliği artacak bir kitle daha da mutlu ediyor insanı. Türkiye’de daha çok bilinen şarkılar çabucak tüketiliyor. Kulaktan kulağa yayıldıkça hem şarkıcıyı hem dinleyeni mutlu ediyor hem de ömrü daha uzun oluyor sahnede.

Herkesin Müslüm filmiyle Müslüm Gürses’in hayat hikayesine odaklandığı bu süreçte çıktı cover. Siz filmi izlediniz mi?

Bu hafta gideceğim, yer bulamadım. Çünkü biletli seyirciyiz, bilet almak istiyoruz. Davete gitmedim, biletimi alıp izleyeceğim. Sanata saygı!

‘BEN ONUN GİBİ YAŞASAYDIM HAYATTA KALAMAZDIM’

Siz bir cover yaparken o müzisyenin hayatına derinlemesine giriyorsunuz. O süreçte onu yaşıyor ve yaşatıyorsunuz. Müslüm Gürses’in hayat hikayesinde sizi en çok etkileyen ne oldu?

Müslüm Gürses hayatta kırılma noktalarıyla tutunan bir insan. Hayatta belki 3-4 insanın yaşadıklarını yaşamış. Bir depresyon durumunu yaşayacakken dimdik ayakta durdu. Ailesindeki problemler, geçirdiği trafik kazası, sonrasındaki ağrılı, sancılı dönem… İlaçlarla ayakta kalabilmesi, hayatına devam etmesi, o aşkla müziğe devam etmesi ve bu kırılmalara rağmen ayakta kalabilmesi beni hayrete düşürüyor. Bu çok büyük bir yaşama sevinci ve tırnaklarıyla bağlanma durumu. Genelde sanatçıların hayatında bu tarz hikayeler var ama Müslüm Gürses’inki çok ekstrem bir durum. Ben bunları yaşasaydım hayatta kalabilir miydim bilmiyorum. Büyük ihtimalle kalamazdım. Ama o kendi ayakları üzerinde durabilmiş. Demek ki sevgiyle yaşayan ve aşkla hayata bağlanan biri. Tabii erken gitti, o ayrı. Takdir-i ilahi, söylenecek çok bir şey yok. Çok büyük yaşam sevincine sahip bir insanmış.

Müslüm Gürses şarkılarını kendi sesiyle değil, Timuçin Esen’in seslendirmiş olması eleştiri aldı. Bu konuyla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Bence eleştirilmemeli. Dünya sinemasında da bu şekilde pek çok örneği var. Oynayan kişi yetenekliyse ona söyletiliyor. Bu bir strateji değil. Bence izleyiciyi filmin içine almak için yapılan bir şey. Çünkü mimikler daha gerçekçi oluyor. Oyuncuyu yaşatmak için filme kendi söylemini

katıyorlar. Bence başarılı olmuş. Zaten Timuçin Esen iyi bir şarkıcı. Onu sahnede de izledim. Ama tabii ki Müslüm Gürses’in yanına koyunca aynı şarkıyı söylesem ben de sırıtırım, Timuçin de sırıtır. O Müslüm Gürses ve onun parmak izini kimse taklit edemeyeceği için başka bir kulakla dinlemek gerekiyor.

ARABESK SOKAKTAN GELEN ÖZ BİR DURUŞ

Sizce insan psikolojisi arabeske neden meyilli?

Ben rockn rolldaki protestliğe, progresif rocktaki protestliğe inanan bir adam değilim. Sokak müziğine, sokaktan gelen protestliğe inanan bir adamım. Sokaktan gelen isyana inanan bir adamım ve gerçekten arabesk, rock sokaktan gelen bir isyandır. Halkın dilini kullanmış arada hiçbir satış kaygısı olmadan içindekilere sokakta ne olduysa, tamirhanede ne olduysa, sanayi de ne olduysa, elinde ne olduysa insan içinde hiçbir kaygı olmadan şarkılarını söylüyor. O yüzden gündemi takip edip ona göre sözler yazıp da parçayı koparmak protestliğe uymaz, benzemez. Hayatın içinden kopmuş belki seyirciye çok sert bir dille anlatmış ama gerçeklikten hiç kopmadan, planı programı olmadan, para kazanmak amacıyla yapılmamış, insanın içinden gelen doğal sözlerdir, mimiklerdir. Bu şiirde de sokak şiirinde de vardır. Sokaktan gelen öz bir duruş diyebiliriz.

“Müslüm Gürses şarkısı yorumlamak, onun hissettiğine ortak olmak çok ağır bir yük.”

En son Kaybedenler Kulübü Yolda’da ve Dip dizisinde izledik sizi. Yeni bir oyunculuk projesi var mı?

Dip dizisinde İlker Kaleli ile bir rol vardı. 8 bölümlük bir deneyimim oldu. Oyunculuk sağ olsun Başar Başaran senaryoyu yazdığında ‘Sana da rol yazıyorum’ dedi. Ben de ‘Nasıl?’ deyince ‘Kendini oynayacaksın’ dedi. ‘Tam sana göre bir rol var, yazıyorum sürekli sen çıkıyorsun karşıma’ dedi. Ben de ‘Tamam, deneyelim’ dedim. Denedim ve çok hoşuma gitti. Doğal oldu çünkü ben de orada doğallığı tercih ettim. Set hayatı zormuş ama orada olmak beni mutlu etti. Gelecek projelere de bakarım, uygun, duruşumu çok etkilemeyecek, bana uyabilecek bir senaryo gelirse değerlendiririm.

 

Yapmayı çok istediğiniz, hayalinizde duran bir proje var mı?

Var, yakında olacak. Çok farklı soundda bir şey denemeye çalışıyorum. Sürekli yenilenme ve dünya müziğini araştırdığım için farklı bir soundda dinleyicilerimin karşısına çıkıp bu farklı gerçekliği yaşatmak istiyorum. Hayalimdeki soundu yakaladığımda da besteye kapanıyorum. Bir boşluğumuz var, o boşluk içerisinde önce eşimle bir tatile çıkıp sonra 15-20 gün içinde bitirmeyi düşünüyorum. Daha önce benim adıma yapılmamış, çok modern bir sound olacak. Şaşırtabilir, beğenilmeyebilir ama ben bu kaygıları yaşayan biri değilim. Bu riski tabii ki alırım, benim için belki bir kayıp olabilir ama umrumda değil. Çünkü yenilenme benim içimde olan bir şey.

Eskiden single yerine albüm daha çok tercih ediliyordu. Müzik piyasasında single’ın bu kadar yer etmesinin sebebi nedir?

Albümde 14 şarkı yapıyoruz. CD’si basılıyor, kartoneti dağıtılıyor, tanıtımı yapılıyor. Bunlar eskidi artık. Bir CD’nin bir tane araçla bir dükkana ulaşması çok büyük bir maliyet. Benim açımdan değil ama dağıtımcılar açısından öyle. İkincisi teknoloji zamanı olduğu için daha büyük kitlelere ulaşabilmek artık internet aracılığıyla oluyor. İnterneti de verimli kullanmak gerekiyor. 14 şarkı içinden internete koyarsak 3-4 tanesi yükseliyor, diğerleri az ilgi görüyor. Bunu ortadan kaldırabilmek için iki üç ayda bir cover yapacağız dedik ve yaptık. Sıra bestede. 15-20 gün içinde beste çıkaracağız. Duruşumuzu piyasanın durumu belirleyecek. Toplantısını yapar, istek nereye doğru gösteriyorsa ki dostlarımızın isteğini internetten ölçebiliyoruz, bu da bir avantaj. Arayı da sürekli sıcak tutmak istiyoruz. Bu sürekli kavuşmak anlamına geliyor.

“MEKANLARI AYAKTA TUTMAK GÖREVİNDEYİZ”

Ekonomik krizin müzik piyasasına etkileri neler? Nasıl olacak önümüzdeki süreçte sizce?

Krizler müziği etkilemez. Farklı yönlerini etkiliyor olabilir. Ama krizde de benim müziğimde bir kalıp olacak diye düşünmüyorum. Krizden de bahsedebiliyoruz şarkılarımızda. Sonuçta onu da paylaşmak için geliyor insanlar konsere. İnsanlara piyasadaki krizi unutturabiliyorsak zaten bu bizim için bir başarıdır. Bu da sonuç olarak bize sadece mekanlarla ilgili problem şeklinde dönebilir. Mekanların sıkı durması lazım. Biz de müzisyenler olarak mekanların yanında durup onları desteklememiz gerekiyor. Oradan gelecek olanlar bizim ekmek paramız, ekmeğimize de sahip çıkmak için mekanları desteklemeliyiz, yanında durmalıyız ki ayakta kalsınlar. Batarlarsa hepimiz ekmeksiz kalırız, oradaki personel de öyle. Biz orada bir gün konser veriyoruz ama personeller belki 50 kişi oradan ekmek yiyor. Onun için biz de biraz duruşumuzu şartlara göre planlayıp mekanları ayakta tutmak görevindeyiz. Krizi devlet nasıl kendini ona göre pozisyonlayıp duruşunu hazırlıyorsa biz de kendimizi ona göre planlamalıyız. Bu konuda bir iki senelik zorluğumuz var, atlatmaya çalışacağız.