12 Eylül’ün kara defterini kapatmak…

Türkiye 1974 -80 yılları arasında iç savaşa doğru sürüklendi. Türkiye’yi bu savaşa 78’lilerin temsil ettiği sol sürüklemedi. Aksine sol bu dönemde bütünüyle, iktidar perspektifine sahip olmayan tek gücü oluşturdu. Konumu meşru savunma konumunu hemen hemen aşamadı. Buna karşılık, bu iç savaş koşullarında önüne iktidar perspektifini koyan faşist hareket ile darbeci güçler, onları destekleyen büyük sermaye ve ABD, Türkiye’yi bilerek bu ‘kargaşaya’ ittiler ve amaçlarına da ulaştılar.

Celalettin Can*

Resmi tarih 12 Eylül öncesi dönemi “anarşi ve terör dönemi” olarak tanımladı. Bu tanım demagojiktir, kara propagandadır.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, Türkiye’de egemen oligarşik zümrelerin politik güçleri arasında kıyasıya bir iktidar kavgası ortaya çıktı.

Özellikle faşist hareketin iktidar kavgasında güçlenmek ve gündemi belirlemek için iktidar aygıtı içindeki odakları da harekete geçirerek silahlı çatışmaya dönüştürdü. Bizim kuşağımızın sol, devrimci güçlerine saldırarak, Ecevit’e dolaylı darbeler indirerek, iktidar yolunu döşemeye başladı.

Bizim kuşağımızın sırtından yürütülen iktidar kavgasında, 78’liler bütün güçleriyle halkın demokratik hak ve özgürlüklerini ve ülkenin bağımsızlığını savundular. Giderek iç savaşa doğru dönüşen bu iktidar kavgasında demokrasinin, özgürlüklerin ve bağımsızlığın biricik tarafı haline geldiler.

Hızla iç savaşa doğru sürüklenen Türkiye’de gerek darbe yanlıları, gerekse ABD ve Türk sermaye çevreleri, iç savaştan bir darbeyle çıkışı teşvik ettiler.

Evren çok sonra, ‘darbe koşullarını olgunlaştırabilmek için sıkıyönetim güçlerini harekete geçirmediğini’ söyledi. Amerikan Başkanı Carter, “bizim oğlanlar darbe yaptı” diyerek darbeye ve darbecilere sahip çıktı.

Bu konunun bütün yönleriyle incelenmesini tarih araştırmalarına bırakarak şunu vurgulayalım:

Türkiye 1974 -80 yılları arasında iç savaşa doğru sürüklendi.

Türkiye’yi bu savaşa 78’lilerin temsil ettiği sol sürüklemedi.

Aksine sol bu dönemde bütünüyle, iktidar perspektifine sahip olmayan tek gücü oluşturdu. Konumu meşru savunma konumunu hemen hemen aşamadı.

Buna karşılık, bu iç savaş koşullarında önüne iktidar perspektifini koyan faşist hareket ile darbeci güçler, onları destekleyen büyük sermaye ve ABD, Türkiye’yi bilerek bu ‘kargaşaya’ ittiler ve amaçlarına da ulaştılar.

Türkiye iç savaş koşullarından demokratik yollarla çıkamadı, askeri darbeyle çıktı.

İşte Türkiye’nin o günden bu yana krizlerle belirlenen bütün bir yakın tarihi, önemli ölçüde bu ‘talihsiz’ olayla ilgilidir.

Eğer Türkiye iç savaş koşullarından demokratik yollarla çıkabilseydi, 1974-80 iç savaşını, sonraki dönemde patlayan ve on binlerce Kürt ve Türk insanının kaybıyla sonuçlanan bir başka ‘iç savaş’ izlemez, bütün temel sorunlara demokratik platformlarda çözüm arama eğilimi güçlenirdi.

İşte bu gerçekleri örtbas etmek isteyenler, yaşanan bu döneme bilinçli olarak “anarşi ve terör dönemi” adını verdiler. Böylece Türkiye’yi iç savaşa sürüklemedeki kendi gerçek suçlarının ortaya çıkmasını önlemek ve sorumluluğu 78 kuşağının sol güçlerine yüklemek istediler.

Bundan dolayıdır ki, bugün hâlâ bu iç savaş ortamının sorumlusu ilan edilen 78’liler, yalnızca onlar, on yıllarca temel yurttaşlık haklarından, en basit insan haklarından yoksun olarak yaşamaya mahkûm edildi.**

Buna karşılık, her biri bu iç savaştan medet umanlar, Milliyetçi Cephe (MC) ortakları, darbeciler, Ecevit hükümetini gazete ilanlarıyla düşürüp, darbeyi kışkırtan KOÇ’lu, Sabancı’lı TÜSİAD’çılar ve bölgedeki çıkarlarını böyle bir darbeyle sağlayan ABD, iç savaşın sorumluluğundan yakalarını sıyırdılar, Türkiye’nin yazgısına tamamıyla egemen oldular.

Sonuç budur!

Bu sonuç, 78’lilerin sol, devrimci hareketlerinin 1974-80 iç savaş ortamından sorumlu olmadığını gösteren en önemli kanıttır.

78’liler bu iç savaş ortamında saldırıya uğrayan taraftır. 78’lilerin sol ve devrimci hareketleri sırtından bir iktidar kavgası yürütüldü.

Elbetteki 78’lilerin “oyuna getirildiğini” söyleyecek değiliz.

Burada oyuna gelmek söz konusu değildir.

78’lilere, büyük fotoğrafta Türkiye toplumuna ve halklarına oynanan politik oyunda, hepimiz bunun -ayırdındaydık ya da değildik- bu oyunu bozmak için, yakın tarihimizin daha önce görüp tanık olmadığı en dürüst, en içten ve bir başka seçeneği olmayan yola koyulduk.

Hareketlerimizin gücünün, en önemlisi liderlik kapasitesinin, bu oyunu bozmaya yetmediği açıktır. İşte bunun sonuçlarından birisi de, kuşağımızın bugün bile bu iç savaşın sorumlusu ilan edilmesi ve on yıllarca yasaklı kuşak ilan edilmesi oldu.

78’lilerin ‘12 Eylül darbesi ile hesaplaşma kampanyalarının’, toplumsal bir ‘12 Eylül hesaplaşmasına’ dönüşmemesi, 78’lilerin sol hareketlerinin de türlü nedenlerle buna ilgi göstermemesi ve zayıf kalması sonucu, 12 Eylül darbesinin temel unsurları katlanarak siyasal İslamcı toplumsallıkla çakıştı ve kendini yeniden üretti.

12 Eylülcülerin “güçlü devlet” emeli, ‘hayali yeni Osmanlıcılık’ argümanı üzerinden “kutsal devlet” ile üst üste düştü.

Bu bağlam içinde, 12 Eylül kara defterini kapatmak, Türkiye’de gerçek özgürlük, adalet ve demokrasi ortamının kalıcılığı bakımından büyük bir önem taşıyor.

12 EYLÜL’ÜN KARA DEFTERİNDEN…  

 12 Eylül cuntasının “icraatı” olarak kitaba alalım.

İşte, bizi yok etmek isteyenlerin “önsöz”ü!

Gözaltına alınanlar: 650.000

Fişlenenler: 1.683.000

Açılan dava sayısı: 210.000

Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000

Bunlardan, 141-142-163. Maddelerden yargılananlar: 71.500

Sivil mahkemelerde açılan davalar (1980-88): 9,508

Yargılanan “örgüt üyesi”: 98.404

Hüküm giyen “örgüt üyesi”: 21.764

“Yurda dön” çağrısı yapılanlar: 29.000

Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000

Pasaport verilmeyenler: 388.000

Faaliyetten men edilen dernek: 23.700

Hakkında soruşturma açılan dernek: Toplam 644

Cezaevindeki hükümlü-tutuklu: 52.000 (1990’da kalanlar)

Toplam ölü (eceliyle): 229

Kuşkulu ölüm: 144

Açlık grevinde ölenler: 14

Kaçarken vurulanlar: 16

“Çatışma”da öldürülenler: 74

Doğal ölüm raporu verilenler: 73

“İntihar” ettiği bildirilenler: 43

“Nedeni belirsiz” ölümler: 2

İşkence sonucu öldürülenler: 171

İşkence iddiası ile açılan dava ve soruşturmalar: 9.962 (1982-1988 arası)

İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi: 544

1981 yılı Nisan-Mayıs aylarında ödüllendirilen güvenlik görevlisi: 1.002

1402 Sıkıyönetim yasasına göre yapılan işlem: 18.525

Hakkında işlem yapılan memur: 7.245

Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854

Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988

Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266

Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120

Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35

Hakkında işlem yapılan hâkim-savcı: 47

Bölge dışına sürülenler: 7.233

Görevlerine son verilenler: 4.891

Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay

İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün

Gazeteciler hakkında istenilen hapis cezası: 4.000 yıl

Cezaevlerindeki gazeteciler: 31

Polisçe aranan gıyabi tutuklu gazeteciler: 13

Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3

Yalnızca 1989’da yayın yapan 16 günlük gazeteye açılan dava: 394

Tazminat davalarının sayısı:211

İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon

Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap: 39 ton

Yok edilmek üzere depolarda bekletilen yayın: 40 ton

Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151

Yasaklanan yayın sayısı: 927

Yasaklanan film sayısı: 927

Kâğıt oranlarının artış oranı: 13

Haklarında idam cezası istenenler: 7.000

Ölüm cezası verilenler: 517

Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124

Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259

İnfaz edilen idam cezası: 50

İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkûmu: 18

İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkûmu: 8

İnfaz edilen yabancı (Ermeni): 1

İnfaz edilen adli suçlu: 23

1980-1985 Yılları Arasında Verilen Cezalar:

420 kişiye ölüm cezası verildi

630 kişiye müebbet hapis cezası verildi

939 kişiye 20 yılın üzerinde hapis cezası verildi

2.396 kişiye 10-20 yıl hapis cezası verildi

6.186 kişiye 5-10 yıl hapis cezası verildi

10.784 kişiye 1-5 yıl hapis cezası verildi

22.912 kişiye 0-1 yıl hapis cezası verildi

Çalışma Yaşamı:

1980’de sendikalı işçi sayısı 5.721.074

1985’de sendikalı işçi sayısı 1.711.074

Bir işçinin 1979’da günlük ücreti 8.4 ABD Doları

Bir işçinin 1985’de günlük ücreti 4 ABD Doları

1 ABD Doları:

23 Ocak 1980 47.10 TL

11 Ekim 1980 82.70 TL

27 Ocak 1981 91.90 TL

06 Mayıs 1980 100.45 TL

24 Aralık 1981 130.35 TL

01 Ekim 1987 174.450 TL

Dış Borçlar:

1979 14.2 milyar ABD Doları

1980 16.2 milyar ABD Doları

1981 16.8 milyar ABD Doları

1982 17.6 milyar ABD Doları

1983 18.4 milyar ABD Doları

1984 21.3 milyar ABD Doları

1985 25.3 milyar ABD Doları

1986 31.2 milyar ABD Doları

1987 36 milyar ABD Doları

Adli Suçlardaki Gelişme

1980      1985

Irza geçme                            1.183      1.750

Zimmete para geçirme          95       191

Dolandırıcılık                        281        757

Hırsızlık                                4.266     5.635

Rüşvet vb.                             387        628

 

Kaynak:

Merhaba Başkaldırı!, Celalettin Can, Çivi Yazıları Yayınevi

 

**Yüzbinlerce 78’linin kamu/siyasi ve medeni haklar yasağını 2002-2004 yılları arasında açtığımız “Yurttaşlık Haklarını İstiyoruz” kampanyası sonucu, darbeden 24 yıl sonra Parlamentodan çıkarılan bir yasa ile kaldırabildik.

*78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP MYK üyesi