Murat Ongun: İnsan uçurumun kenarına gelmeden kanatlanamaz

İBB sözcüsü Murat Ongun, ilk romanı 'Karanlık Hikâye' ile okuyucularla buluştu. Ongun, “Kurtuluş belki de içimizdeki çocuğu hep korumaktır, o bizi yanlış yapmaktan alıkoyar” dedi.

Okan Çil  benokancil@gmail.com

DUVAR – 1975 yılında, Ankara’da doğan Murat Ongun Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olduktan sonra bir süre televizyon kanallarında çalıştı. Ardından 2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü Belediyesi’nde görev aldı. Ongun’un Alfa Yayınları’ndan Büyük Cumhuriyet Polemiği / Medyanın İç Savaşı isimli bir kitabı yayımlanmıştı ancak Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan Karanlık Hikâye isimli kitabı kaleme aldığı ilk romanı. Şimdilerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun danışmanlığına devam eden Ongun, aynı zamanda İBB sözcülüğünü yürütüyor.

Haldun isimli bir yazarın, Derin ve Defne adındaki iki kadınla olan ilişkisini, aşkı, edebiyatı ve buna bağlı olarak büyük sırları konu edinen Karanlık Hikâye, raflardaki yerini çoktan almışken biz de kendisiyle kitap üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Derin ve Defne… Haldun için ikisinin de ortak noktası hemen hemen aynı; bilinmezlik ve sır. Üstelik Haldun’un yazıyla kurduğu ilk ilişkiyi de yine sırlar belirliyor. Yıllar sonra yetkin bir yazar olduktan sonra da yeni sırlara erişip bir roman yazmak için yolculuğa çıkıyor… Haldun’un edebiyatla kurduğu ilişki kabaca böyle. Peki ya siz, sizin nasıl bir ilişkiniz var?

Haldun’un, edebiyatla ilişkisi çok daha önce başlıyor ama peşinden koştuğu amaç onun için artık saplantı haline gelince ciddi bir tükenmişlik yaşıyor. Üretimsizlik sendromu. Ben de yazarken bazen Haldun’un dünyasında kayboldum. Gerçekten, Derin için mi yürüyordu bu yolu yoksa Kaan’dan intikamını almak onu baştan mı yaratacaktı? Ona yeni hikâyeler mi kazandıracaktı bilmiyorum. Yani Derin için mi yoksa kendi için mi yürüdü bunca yolu? Bence her ikisi de. Benim edebiyatla ilişkimin çok daha yoğun olmasını isterdim. Balzac, Zweig, Şükrü Erbaş, Ayşe Kulin okumayı seviyorum ama yeterli okuma yapamadığımın da altını çizmek isterim. Meslek hastalığı şeklinde gazetecilerin yazdığı kitapları okumaktan edebiyata yeterli vakit ayıramadım. Hele son 2 yıl kütüphanem ile aramız iş yoğunluğu nedeniyle çok açıldı.

‘BİRİNİ HER YÖNÜYLE KEŞFETMEK RİSKLİ OLABİLİR’

“Başkası, bir gizin sahibidir: başkası benim ne olduğumun gizine sahiptir. Beni oldurur ve bizatihi bu yoldan beni sahiplenir, bu sahiplenme de bana sahip olmanın bilincinden başka bir şey değildir. Ve ben, nesneliğimin kabulü içinde başkasının bu bilinci taşıdığını duyumsarım.” Böyle yazıyor Sartre. Her ne niyetle olursa olsun yola çıkmak, bir sırrın peşine düşüp kaybolmak, biraz da kendimizi keşfetmemize sebep olmaz mı? Yani aslında biz kendi peşimizden mi koşuyoruz?

Tam da dediğiniz gibi, sırrın izini sürmek aslında kendini bilme amacı taşıyor. Bilmediğin zaman sorun yok ama peşine düşüyorsan karşına çıkacaklara da hazırlıklı ol. Sürprizleri o yüzden sevmem, hazırlıksız yakalar. Bu da böyle bir yol, birini her yönüyle keşfetmek riskli olabilir buna tahammülün varsa devam et. Yıllardır tanıdığını sandığın birinin içinde bambaşka birini bulduğun zaman hayal kırıklığı da yaşayabilirsin.

Karanlık Hikâye, Murat Ongun, Kırmızı Kedi Yayınlar, 2020.

Yeninin çekici olduğu kadar tehlikeli de olduğunu okuyoruz romanda. Öyle ki “yeni” bir arzu nesnesine dönüşmüş durumda. Ulaşıldıkça kaybedilen -kaçan mı demeli- bir arzu. Bu noktadan düşününce kalıcı olan her şeyin, özellikle de aşkın, cazibesini yitirdiğini söyleyebilir miyiz?

Yeni her zaman ilgi çeker. Çok basit bir örnek vereyim; bir futbol takımına transfer olan sıradan bir yeni oyuncu bile ilk günlerde o takımın şaşalı as oyuncusundan çok daha fazla ilgi görür. Yeni böyle bir şey çünkü bilinmiyor; “Ben bunu daha keşfedeceğim,” diyorsun. Seni uğraştıracak ve meraklısın. Bence aşkın cazibesini yitirmek gibi bir sorunu yok. Yitirdiği an başka bir aşk başlar. Bu illa kadın-erkek arasında olacak diye bir şey de yok. Hayatının odağına vazgeçilmez olarak neyi koyduğuna bağlı. Din de olur, yelken de…

‘KURTULUŞ BELKİ DE İÇİMİZDEKİ ÇOCUĞU HEP KORUMAKTIR’

Romanın ana çatışmasını oluşturan büyük bir sır ve bu sırrın etrafında dönen bir aşk sarmalı mevcut. Derin, Defne ve Haldun… Haldun’u biraz daha edilgen buluyoruz okurken, bu iki kadınsa oldukça özgüvenli ve etken şekilde çizilmiş. Ancak yine de “zengin erkek” dünyasının baskısı altındalar. Yenilen aşk mı yoksa âşık mı?

Haldun edilgen bir karakter gibi dursa da iki güçlü kardeşin iki kadınının da gönlünü kazanmayı başarmış biri. Güçlü karakter seven kadınların daha sonra daha zayıf birine meyledeceğini zannetmem. Güç nedir? Para mı… Mesela Derin, Kaan’ın potansiyelini biliyor zaten. Ona arzuladığından daha renkli bir hayatı sunabilir, parası da gücü de var. Ama 10 liralık bir tıraş köpüğüyle, otel odasına yazdığı yazı beklemediği bir Kaan’ı gösteriyor ona. Ucuza gitti anlamında söylemiyorum bunu. Sürpriz ona belki de bu insanı yeterince tanımadığını düşündürdü ve onu keşfe çıktı. Kitabın sonunda bir yenilgiden bahsedebilir miyiz, emin değilim.

Çocuklarla yetişkinler arasında bir kıyas yapıyor Haldun. Çocuklar ikiyüzlü değildirler; sevmediğini, istemediğini hemen söylerler. Yetişkinlerse türlü nedenden dolayı istemedikleri yığınla şeye tahammül etmek, dolayısıyla yalan söylemek zorunda kalırlar, diyor kabaca. Peki, kurtuluş çocuklukta mı?

Çocuk meselesi ile ilgili makaledeki saptamalar tamamen benim kişisel fikirlerim. 2 çocuk babasıyım, kızımla belki o kadar ilgilenemedim ama iş hayatımın daha rahat olduğu dönemde oğlumu ben büyüttüm. (Annesi daha yoğundu.) Havalimanlarında pek çok yeni anneye hızlı ve güvenli popo temizlemeyi öğretmişliğim vardır. Tam 5 yıl çocuklarımı son derece iyi gözlemledim ve aklıma kazıdıklarımı yazdım. Kurtuluş belki de içimizdeki çocuğu hep korumaktır, o bizi yanlış yapmaktan alıkoyar.

‘UNUTMAK İYİDİR’

Yukarıdaki soruyla ilintili olarak soruyorum; romanda unutmanın bir yetenek, bir erdem olduğuna dair atıflarda bulunuluyor. Yoksa unutmak, çocuklaşamayan yetişkinlerin bulduğu bir çözüm mü? Özellikle de “tesadüflerin merhametli olmadığını” düşünürsek.

Unutmak iyidir, diğer türlü içinizdeki kırgınlıklar, kızgınlıklar, yenilmişlikler sizi zehirlemeye devam eder. İnsan, çok hata yapar. Hata yapmaması gereken insana bile yapar. Kodunda var bu. Bunu içtenlikle kabul edersen zamanla sana yapılan “kötülüklükleri” de unutursun. Aksi takdirde, bunları saklayıp sonsuza kadar bavulunda taşımaya gerek yok. Tesadüflerin merhametli olmaması romandaki tesadüfler üzerine bir aforizma aslında.

Büyük tartışma yaratan bir diğer konuysa şu: Because the Night’ı en iyi kim söylüyor? Patti Smith mi 10.000 Maniac mı?

Because The Night parçasının anlattığı bir olay var. Orada tutku ve şehvet var. Aidiyet var ve o aidiyetin aslında sonsuza kadar sürmesi arzusu var. Ben, Derin’in aslında bu parçadaki duyguyu ve mesajı Haldun’a vermesini istedim. Bence verdi de. Derin eski bir balerin olduğuna göre eminim ki DJ’den dansı için daha elverişli olacağından Patti Smith versiyonunu istemiştir diye düşünüyorum.

Şu sıra üzerine çalıştığınız yeni bir kitap var mı?

Şu sıra tüm yoğunluğumuzu pandemi sürecinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına vermiş durumdayız. Karanlık Hikâye, sevilirse okunursa belki o motivasyonla bir süre sonra yeni bir başlangıç yapabilirim. Yazmayı seviyorum ve devam etmek istiyorum. Kafamda bir plan var, umarım hayata geçirmek kısmet olur.