Sevdiğini öldürmek bizde 'Aile Geleneği' mi?

Ece Gamze Atıcı’nın Doğan Kitap etiketiyle çıkan “Aile Geleneği” adlı son kitabında, aynı evin içinde peş peşe işlenen iki cinayet var. ‘Katil kim’ ve ‘neden’ sorularının yanıtlarını ararken emin olun, hiç beklemediğiniz kadar eğleneceksiniz. Çünkü “Aile Geleneği” baş döndüren kurgusuyla, kara mizah dozu yüksek bir cinayet hikayesi. Bu kitaptaki herkes, makul oranda ‘şüpheli’!
Fotoğraflar: Kerem Altaylı

Melishan Devrim  melishandevrim@gmail.com

DUVAR – Aile Geleneği, merkezinde cinayet olan bir roman. Üstelik bir değil, iki cinayet birden, üstelik aynı cinayet mahallinde işleniyor. Aile sakinleri, buldukları cesetler karşısında o kadar soğukkanlı davranıyorlar ki romanın sonuna gelene kadar kimin kimi, niye öldürdüğünü çözemiyorsunuz. Bu soğukkanlılık ile yazar “aile, gelenek” ve buna karşılık olarak “gelecek” hakkında çok cesur tespitlerde bulunuyor. Dördüncü kitabına imza atan Ece Gamze Atıcı ile bir söyleşi yaptık.

Ece Gamze Atıcı

Kitabın çok çarpıcı bir cümleyle başlıyor: “İyi ailelerde sırlar sonsuza dek taşınır. Daha iyi ailelerde ise sırrınızı en yakınınızdakinden saklamanız gerektiğini bilirsiniz.” Yani daha ilk satırlarda ‘iyi aile’ ve ‘daha iyi aile’ tanımlarıyla karşılaşıyoruz. Kitap boyunca birbirleriyle karşılaştırılan iki aileyi ve tuhaf ilişkilerini okuyoruz bu kıyas üzerinden. Senin için ‘iyi aile’ nedir?

Kitaptaki iyi aile, yani Hikmet Ailesi, tırnak içinde ‘iyi aile’ zaten. Bir hikmetleri yok aslında. ‘İyi aile’ fikrine ironi olarak bulunuyorlar romanın içinde. Kendinin ve verdiği hasarın farkında olmayan insanlar için uydurulmuş bir kavram olduğunu düşünüyorum. Toplumda üstlerde bir yerde konumlanmış ve bu ‘sözde’ üstünlük ile var olan… Bana göre ‘iyi aile’ nedir? Çocuğuna hatırlı bir misafir gibi davranandır herhalde. Ve kendi hayatını kurması için ona destek olan…. Güven ve dayanışma ortamının olduğu ve bütün tuhaflıkların kabul gördüğü… Benim idealim buna yakın bir şey. Yani mümkünse tabii.

Bu kitabı yazabilmek için üç, hatta dört kitap yazdığını söylüyorsun. Bunu biraz açar mısın?

Kitap aileyle ilgili olduğu için söyledim bunu. İçtenlik ve cesaret gerektiren bir konu neticede. Bir de içeriği ve kurgusu yüzünden özellikle. Kendimi o yetkinlikte görebilmem için üç, dört kitap geçmesi gerekiyordu. Çünkü edebiyat kalır. Ve ben kalıcı bir şey yaptığımın farkındayım. O yüzden okurlardan gelen yorumlar beni çok mutlu ediyor. Kitap hakkında derinlemesine düşünen ve bunları paylaşan çok sayıda okur var. Yorumların ortak noktası da çok cesur bir metin olduğu yönünde. Yaptığım şeyin bir yere ulaştığını görüyorum. Ne mutlu bana.

Kitabın arka kapak yazısı: “Şükürler olsun ki ben iyi bir ailede büyümedim. Evet. Biz iyi bir aile değiliz. Annemin tabiriyle daha iyi bir aileyiz” diyor. Sen de romanındaki Aslı gibi kendini ‘daha iyi’ bir aileden mi görüyorsun?

İyi aile yoktur, daha iyi aile vardır diyorum ben. Yani iyi aile, kusursuz dünya gibi bir şey. Ama gerçek olan ‘daha iyi ailedir’ diyorum bu kitap özelinde. Bu kitabın içindeki dünyada aile, insanın kendini sakınması gereken, hayatta kalma becerilerini keskinleştiren, kendini kurtaranın için şanslı sayıldığı bir topluluk. Kaza gibi bir şey yani. İyi aile güzel bir ihtimal. Ama zor ve uzakta görünüyor. Herkesin biraz kendinden geçmesini ya da yanındakileri de kendinden pek ayırmamasını gerektiriyor. Aşk lazım yani o iş için. Tekâmül lazım. Ve birlik. Mümkün tabii de… Zor. Hepimiz iyi aileler oluşturmaya çalışıyoruz.

Bu kitapta kendi aileni anlattığın söyleniyor. Oysa anlattığın karakterlerin hiçbiri sana benzemiyor. Peki, en çok hangi karakteri kendine yakın buluyorsun?

Genelde kimi yazıyorsam onu daha yakın buluyorum. Ama bu kitapta galiba Aslı. Yani iki anlatıcı var malum, anne Gönül ve kızı Aslı. Aslı’nın hayata bakışı hoşuma gitti. Onu yazmak benim için daha kolaydı. Kendime en yakın bulduğum karakter Aslı diyebilirim bu sebepten. Bütün bu karakterler gerçek olsaydı içlerinden bir tek Aslı ile tanışmak isterdim. Editörümün dediğine göre içinde ‘hikmet’ barındıran tek karakter de Aslı’ymış.

“İYİ İNSAN OLMANIN YENİDEN MODA OLMASI ŞART”

Kitapta “İnsanlar kendilerinden umudu kestiklerinde çocuk yapar. Yani hayatın bundan daha iyi gitmeyeceğine ikna olduklarında. Daha güzel bir dünya, daha iyi bir gelecek fikri çocuksuz hippiler içindir” diye bir kısım var. Sence ‘daha güzel bir dünya’ için ne lazım?

Öleceğimizi bilerek yaşamak lazım. Her şeyin mutlak bir sonu olduğu ve tüm anlamları kaybedeceğimiz gerçeğinden çok uzaklaşmadan… Hayata ve ölüme verilen değerin birbirine yaklaşması lazım. Daha dünya diliyle söyleyeyim, iyi insan olmanın yeniden moda olması şart.

Kitabın son bölümünde sıradan insanlarla tuhaf insanlar arasındaki ayrımdan bahsediyorsun: “Ancak onlara sıradan olduklarını hissettirdiğinizde sakinleşirler. Ucube olduklarını unuturlar… Çünkü bu insanlar herkes gibi sevemezler. Ucubelere has biçimde, yarın ölecekmiş gibi delicesine severler. Bu, belki de yarın öleceklerini bilmelerindendir. Her ihtimalin herhangi bir ihtimal kadar mümkün olduğunu kalpten bilmelerinden.” Senin bu tanımına göre şahsen ‘ucube’ olduğumu kabul ediyorum. Sen de kendini ‘ucube’ mi hissediyorsun?

Zaman zaman tabii. Ve bence herkes bir zaman hissediyor bunu. Yani hayat herkese en az bir özelliğinden ötürü ucubelik nişanı veriyor. Kendinizi tuhaf, yabancı hissettiğiniz ortamlar, durumlar mutlaka oluyor. Dışlandığınız, yetersizlik hissinizin yüzünüze vurulduğu… Bana göre konu, sizin o duyguyla ne yaptığınız. Ben eskiden içimdeki o duyguyu dışlardım. Şimdi bana öyle hissettiren durumları dışlıyorum. Yani ucubeliğimi sahiplendim. Diğer bir deyişle ucubelik eşittir insanın olmanın yükünü taşıma cesareti.

Sevdiğini Öldürmek Bizde Aile Geleneği, Ece Gamze Atıcı, 336 syf., Doğan Kitap, 2019.

Yazar olarak kendine bir ‘avatar’ seçecek olsan neyi seçerdin?

Her kitap için farklı mı seçerdim diye düşünüyorum, yoksa derinlerde bir yerde tek bir figür mı var diye… Ama bu kitap için kesinlikle tilki derdim. Zaten kitapta da Gönül’ün lisedeki takma adı, kırmızı tilki.

Henüz tamamlanmamış ya da yayımlanmayı bekleyen bir kitabın var mı?

Tamamlanmış ve yayımlanmayı bekleyen bir kitabım var. Aile Geleneği’ndeki duygunun devamı olarak yazdım onu. Aile Geleneği’nde bende kalan duyguyu alıp bir yere götürmem gerekiyordu. Bir de bu kitaptan sonra bir çocuk anlatıcıya ihtiyacım vardı. O yüzden kendime bir çocuk sesi buldum. Çok güçlü, beni elimden tutup fark ettirmeden alıp götüren bir çocuk… Öyle bir ses yakalayınca da bir an evvel oturup yazmak istedim. Açlık ya da hasret gibi güçlü bir duyguydu bu. Sahiden kendimi kapattım ve kitabı bitirdim.

O zaman bir sonrakini bu kitabın devamı olduğunu düşünebilir miyiz?

Duygu ve tema olarak evet. Aile Geleneği’nde öne çıkan temalar bu sefer başka bir ailede karşımıza çıkıyor. Daha fazla ipucu vermeyeyim.

Bu kitabı adeta tiyatro oyunu dilinde yazmışsın. Bence harika bir sinema filmi ya da dizi olabilir. Bu kitabın uyarlanması fikrine nasıl bakıyorsun?

Bunu çok sık duyuyorum. Görsel yönünün güçlü olduğunu yani. Almodovar filmi gibi diyorlar daha çok. Tiyatro da olabilir, sinema filmi de. Ya da belki mini dizi. Ama uzun bir dizi olmasını istemem. Çok uzun bir dizi olursa içerik kaybı olur çünkü o niyetle yazılmış bir metin değil. O, başka bir şey.

Sinemaya düşkünlüğünü ve bir dönem sinema yazıları yazdığını biliyoruz. Gazete Duvar okurları için son dönem izlediklerin arasından neler tavsiye edersin?

Her zaman sevip takip ettiğim yönetmenler var tabii. Onların bir kısmı dizi yapmaya başladı. Mesela geçen sezonun bana göre en iyi işi Kidding’di. Michel Gondry ve Jim Carrey yıllar sonra yeniden bir araya geldiler. Çok naif bir karakterin büyük bir travmayla baş etmesi anlatılıyor. İçerik zaten şahane de anlatımı, yani dili de olağanüstü. Michel Gondry’nin yaratıcılığı yani. Basit ve çok etkili. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Yeni sezonu bekliyorum, 2020 Şubat’ta başlayacak. Russian Doll’u çok beğendim. Fleabag’i de. Anlatım ve içerik olarak ikisi de cesur ve başarılı işler.

RÖPORTAJCISINA SORU SORAN YAZAR!

Ece: Peki, kitabın yazarı olarak ben sana bir soru sorabilir miyim? Senin okur olarak kitabın en beğendiğin yeri neresiydi?

Melishan: Kitabın sondan bir önceki bölümünde, Gönül’ün başına gelenleri madde madde anlattığı kısma bayıldım. Kadının içinde bulunduğu durumu anlatma şekli muhteşemdi. ‘Spoiler’ vermek istemediğim için detaya girmiyorum.