Leziz öyküler: YALPA

Ramazan Güngör'ün öykü kitabı Yalpa, okurla buluştu. Güngör, insanın iç çelişkilerinin ve gelgitlerinin anlatıldığı kitapta anlatımı süslemek için gereksiz tasvir ve bilgilerden de kaçınıyor. Öykülerdeki duygular ve izlekler de çoğunlukla evrensel...

Melih Dalbudak

Ramazan Güngör’ü biz Lodos Güncesi adlı şiir kitabı ve çevirileriyle tanıyoruz. Aslında gerektiği kadar da tanımıyoruz, nitelikli ama adını duyurmayan, duyuramayan nice yetenekli yazar gibi. Ramazan Güngör, yeni yayınlanan Yalpa isimli öykü kitabıyla güzel, leziz edebi zevklere hitap eden bir iş çıkarmış.

Epeydir Türk edebiyatında arayıp da bulamadığımız, tıpkı Vüsat O Bener’deki yalınlık, kelime tasarrufu gibi; Ferit Edgü’de tattığımız minik ve çarpıcı mecaz kullanımı gibi güzelliklere hasrettik. İşte Yalpa, bu özlemi gideren nadide bir çeşme olmuş, kana kana içmek istiyor insan.

‘OKURA BİR BAKIŞ AÇISI DAYATMIYOR’

Yazılış sürecine kısa da olsa dahil olduğum için, yazarın duygu dünyasını ve muhayyilesini dile getiriş biçimini daha iyi anlama fırsatım oldu. Ramazan Güngör güzel yazıyor. Güzelliğinin altında yatan, hem kısa ve arı ifade biçimini koruması, hem de okura bir dünya, bir bakış açısı dayatmaması. Aynı kitapta hem zamanı mekânı belli bir öykü okuyup, daha sonra bizaman ve lamekân bir anlatımla karşılaşmak gerçekten yetenek işi ve çok güzel.

İnsanın iç çelişkilerini, gelgitlerini oldukça kısa yazarak ortaya koyabilmek, hem son derece özlüce hem de insan ruhunu, bütün derinliği ve çelişkileriyle derinlemesine hissettirebilmek, ulaşılması zor bir çıta.

Yalpa, Ramazan Güngör, 136 syf., h2o kitap, 2019.

‘ÖYKÜLERDEKİ DUYGULAR EVRENSEL’

Taşrada da metropolde de geçse, öykülerdeki duygular ve izlekler çoğunlukla evrensel. Örneğin YeniyılPartisi’ndeki yabancılaşma, Misafir’deki vicdan azabı, Toplantı’daki hiyerarşik linç, İhanet’teki var olma hıncı, Garaj’daki ilginç dostluk ve yazgı birliği, Akkuş Otobüsü’ndeki coğrafi lisan oldukça tanıdık.

‘DOĞALLIKLA AKIP GİDEN BİR TÜRKÇE’

Anlatıcının veya ana karakterin yaşadığı yere kendini yabancı hissetmesi, sürekli olarak bir sıkıntı içinde olması, kendini sorgulaması, iç dünyası, doğallıkla akıp giden bir Türkçe’yle aktarılıyor. Öykülerde yapay olarak hissedilen veya anlatımı süslemek için eklenen gereksiz tasvir ve bilgilerden de kaçınmış yazar. Anlatıcının konumu, anlatım teknikleri, zaman kullanımı dramatik bir hataya yer vermeyecek şekilde düzenlenmiş.

‘AZ SÖZLE ÇOK ŞEY ANLATABİLME KABİLİYETİ’

Öykülerin boyutu kısa olduğu halde, okuyanda yarım kalmışlık hissi uyandırmamasının sırrı sanırım yazarın; kurgusunu, tercih edeceği anlatım tekniğini ve öykünün süresini uzun uzun düşünmüş olması ve özeni. Her öyküde farklı duygu ve izlekler, hatta üslup farkları olduğu halde bir yanda hepsi yalın ve mütevazı, öte yandan hepsi coşkulu ve iddialı. Az sözle çok şey anlatabilme kabiliyeti yazarın en önemli derinliği bence.

Roberto Bolaño’dan da aşina olduğumuz arayanlar ve kaybolanlar ilişkisi sık sık karşımıza çıkıyor Yalpa’da. Özellikle de Suçlu öyküsünde. İşte bu yüzden dünyanın hangi diline çevrilirse çevrilsin duygudaşlık, diğerkâmlık yaratma becerisi yüksek olan bu öykülerin daha çok edebiyatsever ve okurla buluşmasının olumlu olacağını düşünüyorum.

Öykülerdeki karakterler, sizi memleketinizin ve dünyanın uzak, tanımadığınız diyarlarına taşırken, bıraktığı duyguların aslında ne kadar tanıdık olduğunu görüyorsunuz.

Bir lahzanın hatta lahzadan daha kısa süren bir yaşam diliminin içine sığabilen hisleri, çelişkileri nadir yazarda karşılaşılabilecek keskin bir edebi yetenekle aktarabilen Ramazan Güngör’ün Yalpa kitabı çok okunur ve umarım başka dillere de çevrilir.Ben de bu tanıtım yazısını, yazarın kısa ve duru anlatımına duyduğum hayranlıktan dolayı kısa tutmaktan keyif alarak bitiriyorum.