OT Dergi kurucusu Dündar Hızal: Çoğulcu, demokrat ve özgürlükçüyüz

OT dergi kurucusu Dündar Hızal'la konuştuk. Hızal, "OT, içinde edebiyat, sinema, düşünce ve popüler kültür gibi pek çok unsuru barındırabilen bir dergi. Bizi diğerlerinde ayıran şey birincisi geleneğe yaslanıyor olmak (Öküz, Hayvan, OT), ikincisi ise bir duruşunun olması. Çoğulcu, demokrat, özgürlükçü bir perspektifimiz var" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – OT Dergi’nin kurucusu ve yayıncısı Dündar Hızal ile derginin varoluşunu, biçimlenişini ve okur ile olan iletişimini konuştuk. Yaklaşık yedi yıl önce okur ile buluşan ve o günden bugüne belirgin bir kitle tarafından takip edilen ve adına “popüler kültür dergiciliği” denilen bir akım başlattığı düşünülen OT Dergi, günümüzde de ilgiyle takip ediliyor.

Bir gelenekten beslendiklerinin ve genel okura hitap ettiklerinin üzerinde duran Hızal, bu janrın kurucusu olduklarının da altını çiziyor. Yenilikçi olmak ve risk almak zorunda olduklarını da dile getiren Hızal, “Çoğulcu, demokrat ve özgürlükçü” olduklarını söylüyor.

OT dergi kurucusu Dündar Hızal

Son beş altı yılda, tirajları elli altmış bini bulan, içinde öykü, şiir, anı vs.’yi barındıran, özellikle belirli bir yaş grubunun alıcısı olduğu dergiler, elden ele dolaşmaya başladı. Çoğu kişinin “popüler kültür dergisi” tanımlamasıyla nitelediği bu dergiler, sıkça takip ediliyor oldu. Siz, OT’u nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce popüler kültür dergisi mi üretiyorsunuz, edebiyat dergisi mi?

Sorunuza “belli bir yaş grubu” nitelemesinden başlayarak cevap vereyim. Bu söylemin ciddi bir veriye ihtiyacı var. Her yaş grubundan insanın okuduğu bir yayın OT. Ancak biraz fikir vermesi açısından söyleyeyim, okurumuzun %65’i kadın. Kültür sanat dünyasının ağırlıklı takipçisi ve tüketicisi de zaten bu kitle. Sorunuza gelecek olursak illa bir çerçeve gerekliyse çağına tanıklık eden bir kültür dergisi diyebiliriz. İçinde edebiyat, sinema, düşünce ve popüler kültür gibi pek çok unsuru barındırabilen bir dergi. Elbette bizi diğerlerinde ayıran şey birincisi geleneğe yaslanıyor olmak (Öküz, Hayvan, OT), ikincisi ise bir duruşunun olması. Çoğulcu, demokrat, özgürlükçü bir perspektifimiz var. Günümüz yazılı medyası bu perspektiften çok uzak.

‘BU JANRIN KURUCU YAPISIYIZ VE BİZDEN RİSK ALMAMIZ BEKLENİYOR’

Günümüzde hayat, teknolojinin ilerlemesi, insanın kodlama ve kavramsallaştırma anlayışının değişmesi sonucu inanılmaz bir hız kazandı. Göstergeler, iki yüz yıl öncesinden farklı anlamlara büründü ya da insan değiştiği için günümüzde başka anlamlara geliyor. Bugün, kapaklara taşınan -ölü ya da sağ- pek çok kişinin nostaljinin melankolisine seslendiği söylenebilir. Konu, “popüler kültür dergiciliği” olduğunda geçmişi yeniden üretmeyi ve bir pazarlama alanı olan kapak mefhumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Kapak önemli bir mesele. Tüm dergicilik tarihinde bu böyle… National Geographic ya da TIME için de kapak önemli. Bizim yedi yılımızı takip edenler, her yıl yeni bir kapak dili ile okuyucunun karşısına çıktığımızı göreceklerdir. OT’un yakaladığı başarıdan sonra takipçilerinin benzer kapaklar yapması, bizi her sene yeni bir dil bulmaya zorluyor. Bu janrın kurucusu bir yapıyız, yenilikler bizden bekleniyor, riskler almak ve ön açmak durumundayız her zaman.

Bugün, dergiciliğin boyut değiştirmesinde ve başka bir anlayışa bürünmesinde, sabit yazan yazarların ve her sayıda takip ediliyor oluşlarının payı büyük. Peki, derginize yazmak isteyen yazarlar/yazar adayları size ulaşabiliyor mu? Yeni yazı kabul ediyor musunuz?

Edebiyat kamusu tanımlamasını çok önemseniyorum. Yazar, müzisyen, düşünür, sinemacı, akademisyen, tümünün dâhil olduğu bir kamu bu aslında. Söz gelimi yeni bir yazar dergiye davet edilecekse bunun yöntemi ve metoduna oldukça büyük hassasiyet gösteriliyor. Hele ki ürünleriyle beğeni ve saygı yaratmış isimlerle kurulan temasta oldukça dikkatli davranılıyor. Yeni aramıza katılan Selçuk Altun ile yıllara dayanan bir dostluk var örneğin. Pek çok yazarla kurulan ilişki için bu durum geçerli. Onlarla farklı zeminlerde yıllar öncesine dayanan temaslar ve güvene dayana bir ilişki geliştirmiş olmak önemli bir mesele.

Ancak dergide bir sayfa kısıtlaması var. Bu yüzden belli sayıda ismi ağırlayabiliyoruz. Yeni isimler konusunda her sayı bir sayfada, OT okur mailine gelmiş bir yazıyı genişçe sunuyoruz. Ayrıca OT okur sayfasında pek çok genç isme yer veriyoruz.

‘BU KADAR BENZEMEZİ BİR ARADA GÖREBİLECEĞİNİZ BAŞKA BİR YAYIN YOK’

OT Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Çoğulcu, demokrat, özgürlükçü… Bu kadar birbirine benzemezi bir arada görebileceğiniz başka bir yayın yok. Genelde benzerlerin bir araya geldiği dergileri görüyoruz piyasada. Derginin iki kurucusundan biri Metin Üstündağ’dan alıntılayarak söyleyeyim, bir caddeyiz biz. Manav ile manifaturacı, lokanta ile kitapçı yan yanayız. Biz okuruyla göz teması kurabilen ve bunu önemseyen bir dergiyiz. Üstencilik meselesini sığ buluyoruz, “olmamış modernlik” olarak tanımlıyoruz. Yazar, editör, dergi seçici olmalı, bir damak tadı elbette şart ama bu kimseye tepeden bakma cüreti veremez. OT dergisi o bağlamda “sevgili” gibidir muhatabıyla.

‘EMEK, SAĞLAM BİR SİNİR SİSTEMİ GEREKTİRİYOR’

Doların tavan yapması, kâğıt sıkıntısının ayyuka çıkması, dağıtımcının değişmesi, yaşanan politik gelişmelere göre ekonominin dalgalanması üretiminizi nasıl etkiledi/etkiliyor?

Elbette maddi koşullar bizi oldukça zorluyor. Dergicilik, ekonomisi itibariyle kendini çeviren bir vasata ulaşınca üreticileri tarafından “başardık” olarak görülür. Yedi yılın sonunda gelinen yer burası. Kolay bir mesele değil. Çok dikkatli ve güçlü durmalısınız. Pek çok dinamik var, hepsini idare etmelisiniz. Hem dolar artışı, kâğıt, dağıtım gibi dış dinamikler, hem de iç dinamiklere karşı yıkılmadan yoluna devam etmek gerçekten ciddi enerji. Emek, sağlam bir sinir sistemi gerektiriyor.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında içeriğe ve satışa etkisi sizce nedir?

Satışa fazla bir etkisi olmasa da iletişimde olmak açısında çok önemli. OT’un sosyal medya hesabını takip edip dergi olduğunu bilmeyenler var. Penguen dergisi kapandı önceki yıl, üç milyon sosyal medya takipçisi vardı ancak bu tirajlara yansımayınca bir dergiyi sürdürebilmek imkânsız hale geliyor.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? Yazarların, sözcüklerinin tartışılmasından öte, yazılarının yanında yer alan görsellere kadar müdahil olması dergiciliği nasıl etkiliyor?

Böyle bir müdahale yok. Görsel yönetmen var, onların katkısı ile oluşuyor derginin görselliği. Derginin bir yayın yönetmeni var: Murat Menteş. Derginin genel akışı, bir futbol takımı gibidir. Herkesin forvet olduğu bir takım çok gol yer. Dolaysıyla yazarların yönlendirilmesi konusunda yayın yönetmeni ciddi bir görev üstleniyor. Birbirinden habersiz, aynı konuda yazmış üç dört yazar olabilir ve yayın yönetmenin tetikte olması gerekir.

‘TIKLAMAK İLE DERGİ ARASINDA ÇOK BÜYÜK BİR UÇURUM VAR’

Çağ, dijitale doğru evrilirken, insanlar “bir tık”la istediğine ulaşabiliyorken, matbu dergiciliğin bu denli popüler olmasını nasıl açıklarsınız?

Dergi kelimesi etimolojisi itibariyle derlenmiş şeylerden oluşan şey demek. Siz dergi alırken bir yaklaşımın ve beğeninin o ay sizin için derlediği bir bütünü alırsınız. Sizin yerinize, sizin damak tadınızı bilerek, bir ekip tarafından hazırlanmış, bir sofraya oturursunuz. Masada beğendiğiniz ve sevdiğiniz insanlar… Onlarla sohbete başlarsınız ve bu bir ay boyunca devam eder.

Tıklamak meselesinde ise sizin için çalışan şefler yoktur. Damak tadınızı kendiniz bilirsiniz, dereotunu Instagram’dan, kıymayı Blogspot’tan, baharatları Youtube’dan toparlamaya çalışırsınız. Bu aynı rahatlığı vermez insana.

Tıklamak ile dergi arasında çok büyük bir uçurum var. Derleyen, seçen, sunan, küratörlük yapan her zaman olacaktır. Zevkine, birikimine, uzmanlığına güvenilen insanlarca oluşturulmuş bu yapılarda form değiştirebilir ama hep olacak.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.