Üç Nokta Kültür Sanat Dergisi: Dergicilikte işler tek taraflı yürümez

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bünyesinde, 1991 yılından beri faaliyet gösteren Kültür Kulübü’nün bir mahsulü olan Üç Nokta Kültür Sanat Dergisi’nin en dikkat çekici özelliği her sene editör değiştiriyor oluşu… Bu senenin editörleri Gündüz ve Yavaş ile Türkiye dergiciliğini, edebiyat ve sanat üretim mecralarını, dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Yayın hayatına yirmi bir yıl önce başlayan Üç Nokta Kültür Sanat Dergisi editörleri Zeynep Gündüz ve Pelinsu Yavaş ile bir araya geldik. Üretimlerinin amaçlarını, “fakülteden, üniversiteden ve farklı fakülteden yazarların sesi olmak, hepsini bir çatı altında birleştirip edebiyat yapmak” olarak niteleyen ikili, isimlerinin felsefesini ise; söyleneceklerin bitmemesi ve her daim devam edeceği, “bir yandan da ‘Biz söyledik ama sen istediğin anlamı çıkarabilirsin’” kelimeleriyle tarif ediyorlar.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bünyesinde, 1991 yılından beri faaliyet gösteren Kültür Kulübü’nün bir mahsulü olan Üç Nokta Kültür Sanat Dergisi’nin bir diğer özelliği ise her sene editör değiştiriyor oluşu… Bu senenin editörleri Gündüz ve Yavaş ile Türkiye dergiciliğini, edebiyat ve sanat üretim mecralarını, dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk.

Zeynep Gündüz ve Pelinsu Yavaş

İlk olarak, kültürü ya da sanatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Zeynep Gündüz: Bize ulaşmak çok da zor bir şey değil aslında. Genellikle yazıları mail yoluyla alıyoruz ama dergimizin sosyal medya hesaplarına yollayanlar veya bu hesaplar aracılığıyla nasıl ulaşacaklarını soranlar oluyor, onları da maile yönlendiriyoruz.

Üçnokta Kültür Sanat Dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Pelinsu Yavaş: Dergimiz bundan 21 sene önce kurulduğunda amaç fakülteden, üniversiteden ve farklı fakülteden yazarların sesi olmak, hepsini bir çatı altında birleştirip edebiyat yapmakmış. Kurucu ekip isim seçimi hakkında konuşurken Üç Nokta adı gündeme geldiğinde hepsinin hoşuna gitmiş. Bir yandan daha söyleyeceklerinin bitmediğini, devam edeceklerini söylüyor, bir yandan da “Biz söyledik ama sen istediğin anlamı çıkarabilirsin” demek istiyorlarmış. O günden bugüne, editörden editöre bu bakış açısı aktarıldı ve aslında hepimiz bu kültürle öğrendik dergiciliği. Profesyonel kalitede işler hedefliyoruz evet ama profesyonellik takıntımız yok, amacımız yazarken keyif alan herkesi yazmaya teşvik etmek, edebiyat yapmak, bizi okudukları süre içerisinde okurlarımıza bir şeyler katmak. Bu amaçla senede bir kez çıkardığımız basılı dergimizin yanına ocak ayında bir de e-dergi ekledik, her ay yayımlıyoruz. Ekim ayından itibaren eline kalem alan herkesin yazıları üzerinde onlarla beraber çalışacağımız, kendi bildiklerimizi başkalarına aktaracağımız bir Yazı Akademisi formatıyla katılımcılarla olacağız. Toparlayacak olursak, Üç Nokta Kültür Sanat Dergisi olarak, basılı veya e-dergi fark etmeksizin amacımız insanların seslerini duyurmak, onlara kendileri olabilecekleri, özel bir alan tanımak.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Pelinsu Yavaş: Ciddiye alıyorlar diyebilirim bu soruya aslında. Kendi adıma, benden gelen her öneriyi dinleyen yazarlarla tanıştım. Uygulamak farklı bir şey ama dikkate alınıp dinlenmek ve yazıları üzerine onlarla sohbet etmek çok güzel. Geçtiğimiz sayılarda çok sevdiğim bir yazarımızla iletişime geçtim, yazısına, yazı diline yardımcı olabilecek birkaç önerim vardı. Birkaç gün boyunca yeni yazısı üzerinde beraber çalıştık, sonuç ikimizi de memnun etti. Yine Üç Nokta olarak birilerinin hayatına bir şeyler katmış olduk, bu yaşına, bu yazılarına dönüp baktığında Üç Nokta aklına gelecek, bizim için önemli olan da tam olarak bu. Aslında az önce bahsettiğimiz Yazı Akademisi fikrinin temeli de biraz orada atılmış oldu.

Zeynep Gündüz: Pelinsu’ya katılıyorum, ciddiye alınıyoruz ama bizde editör-yazar ilişkisi o kadar baskın değil aslında. Yazarlarla arkadaş gibiyiz. Whatsapp’tan da konuşabiliyoruz, yüzyüze de buluşabiliyoruz. İlk kez yazı gönderen yazarlarımızda bizimle iletişime geçmek konusunda çekinceler olabiliyor ama birbirimize alışınca çekinecek hiç bir şey olmadığını onlar da anlıyor.

Bu seneki üretiminizde ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Basılı dergimizi Mayıs ayında bastığımız için güncel sorunlarla karşılaşmamıştık, dolar daha sakindi, severek okuduğumuz dergiler fiyat arttırmak veya boy küçültmek zorunda kalmamıştı ama yine de kültür ve sanat için işlerin her zaman zor olduğunu düşünüyorum. Cebi değil de ruhu besleyen her alanda finansal sorunlar yaşanıyor zaten. 19. sayımız 2018 Mayıs ayında, senelerdir olduğu gibi sponsorluk destekleriyle çıktı, bu biraz mücadele gibi ilerliyor bizim için, çünkü başka bir kaynak yok elimizde sponsorluklarla ilerleyen bir öğrenci dergisiyiz özümüzde. Dolayısıyla kimse gelin size sponsor olalım demediğinden her seneye ciddi arayışlara başlıyoruz ancak bu sene için endişelenmediğimizi söyleyemeyiz. Türk lirasının değer kaybedişi zaten sanata fazla ilgi göstermeyen sponsorların geri çekilmesine sebep olurken bir yandan da kağıt fiyatlarındaki artış ürkütüyor ancak Üç Nokta ailesi olarak kenetlendiğimizde üstesinden gelemediğimiz bir şey olmadığını düşünüyoruz. Üretkenliğimizden bir şey kaybetmeyeceğiz bizce, aksine biriktirdiğimiz anılar belki bir sonraki sene daha üretken olmamızı sağlayacak, bizi kamçılayacak bir güç olacak, bilemeyiz. Bununla beraber e-dergimiz açısından üretkenliğimizi etkileyen bir şey olmadı, kağıtla da sponsorla da işimizin olmadığı özgür bölgemiz orası bizim için, her yerde kısıtlansak da oraya edebiyatımızı, düşüncelerimizi özgürce aktarıyoruz.

‘YAZARI TANIMAK KONUSUNDA ETKİSİ MUAZZAM’

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Pelinsu Yavaş: Sosyal medya yazar ve okuru bir araya getirmede çok etkili oldu bence. Yazarı tanımak konusundaki etkisi de muazzam. Benim gibi bir eseri daha iyi anlamak için yaratıcısını anlamak gerektiğini düşünenler için ise apayrı faydaları var. Bu durumun tam tersini de sağladı, bir editörün veya bir dergi yazarının okurunu tanıması beklentilerini, zihnini bilmesi en az okurun yazarı tanıması kadar önemlidir bence ve sosyal medya bunu da sağlayarak aradaki iletişimi güçlendirdi, evet. Dergicilikte ise aslında çok arafta kaldığım bir konu bu, bir yandan portal dergileri türeten aslında sosyal medya ve internet oldu, edebiyatla, dergicilikle ilgilenenlerin önündeki engeller kısmen de olsa kalkmış oldu, güzel bu evet. Ama bir yandan da internet ve sosyal medyada sunulan kolay tüketilen, çok üzerine düşünmeyi gerektirmeyen ve kolay ulaşılabilir içerikler çoğu insanın bir kitapçıdan veya bir gazete bayiinden kapaklarına dokunarak, sayfalarını karıştırarak aldığı o dergilerin verdiği hazzı unutmasını sağladı bence.

Zeynep Gündüz: Sosyal medya yazarlar ve okurların arasındaki iletişimi daha kolay ve hızlı kıldı bence. Çok uzaklara dergi gönderemeyen, kendi yağında kavrulan bizim gibi küçük çaplı dergiler içinse tam bir şans olduğunu düşünüyorum. Mardin’den bir yazarımız var bizi sosyal medyada görüp oradan ulaşan. Etkileşim alanımızı genişletti. Hele e-dergiler o çok uzaklardaki insanların bile kolayca yazılı kaynaklara ulaşmasını sağladı bence.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Pelinsu Yavaş: Milenyumda insanların kendini ifade edebilmesi iyice kolaylaşmış durumda. Bugün 12 yaşında bir çocuk bile kolayca kendine ait bir internet sayfası açabilir veya bir sosyal medya hesabı kullanabilir. Dolayısıyla 20. yüzyılda adını duyduğumuz kadar duymadığımız da birçok dergi ve gazetenin olduğunu da düşündüğümüzde aslında sayı artışı beklenmeyen veya anormal bir şey değil benim için. İnsan eline bir iz bırakma şansı geçtiğinde kullanan bir varlık, imkanlar arttıkça kullanılabilecek yollar da artıyor. Bilinirlik yakalama şansı azalıyor gerçi, orası ayrı. Üretimi bol olan yerde elbet mükemmel ürün kadar vasat ürün de çıkar ancak söz konusu olan sanat ve edebiyatken bu bence gündüz ve gece kadar kolay yapılabilecek bir ayrım değil. Her insanın eşsiz oluşu gibi her düşünce de eşsiz ve bu düşüncelerin yansıtıldığı eserler de -bence- başka eserlerle karşılaştırılıp değerlendirilmemeli. Ancak bir genelleme yapacak olursak, çağımızda -eskilere nazaran- çok daha iyi dergiler olduğu gibi çok daha kötü dergiler de var, bu bence her zaman da böyle olacak. Çıkan işlerin kalitelerini puanlayıp bir ortalama alacak olsak o ortalama dönemler arasında çok da değişmeyecek çünkü her zaman iyi iş kadar kötü iş de olacak. Ancak onları puanlamak bana göre sadece o işi yapanlara kalmış bir şey.

Yazın dünyasının özellikle Gezi ile beraber insanların politikleşmesi sonrası, talep görmesinin dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Bu durum üretiminizi nasıl etkiledi?

Pelinsu Yavaş: İnsanlar her zaman kendilerinin eksik kaldığı şeyleri başkasından almıştır. Malzeme veya fikir bu konuda bir fark yaratmıyor bence. Gezi de böyle bir şeyi sağladı aslında. Bence insanlar politikleşmeye değil, başkalarının da kendileri gibi düşündüğünü fark etmeye başlayınca, kendileri gibi düşünen insanları kaybetmemeye çalıştılar. Ama bu noktada yine farklılaşan sanat veya edebiyat değil, düşünce yazıları oldu. Dolayısıyla evet birçok insan dergi okuma kültürü kazandı ama sanat veya edebiyat dergilerinin gördüğü ilgi çok da büyük bir ivme yakalamadı bence. Bizim üretimimiz konusunda fark eden bir şey olmadı, zaten hali hazırda 20 yıldır var olan ve birçok insanın katılımıyla oluşturulan bir dergi olduğumuz için Üç Nokta hiçbir zaman bir siyasi ideolojiye sahip olmadı ama evrensel olan ilkelerden, haklara duyulması gereken saygıdan bahsetmekten geri durmadık. Bizim okurlarımıza vermek istediğimiz şey bir ideoloji değil, sanat ve kültürdür, bunu vermekten hiçbir koşulda geri durmayacağımız da bir gerçektir.

‘DERGİDE YAZININ YAYIMLANMASI BİR GURURDUR’

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Pelinsu Yavaş: Dergicilikte işler hiçbir zaman tek taraflı yürümez, dolayısıyla sizin de söylediğiniz gibi her zaman yazar-dergi ve dergi-yazar olarak bahsedebileceğimiz iki ilişki vardır aslında. Dergiler, en azından belli bir nesil için, ilk uzun soluklu okumalardır, yazı yazmanın inceliklerinin, hitap etmenin nasıl olması gerektiğinin görüldüğü yerlerdir dolayısıyla bence yazar için bir dergide yazısının yayımlanması, bir gururdur. En azından ben, ilk seferimde böyle hissetmiştim. Özgüven ise bu gururla gelen, “ben okuyordum, şimdi insanlar da beni okuyor, başardım.” hissidir bence. Dolayısıyla söyleyebilirim ki, derginin yazara verebileceği şeylerden en önemlisi kişinin kendisiyle ve eseriyle gurur duymasını sağlamasıdır bence. Yazar- dergi ilişkisinde ise yazar, dergiye yeni bir soluk vadeder bence. Dışardan kolayca yazı alan dergiler mozaik gibi gelir bana hep, Üç Nokta da böyle bir dergi. Kimdir nedir görüşü nedir bakılmaksızın tüm yazarlar ortak bir amaç için oradadır, sanatı ile kendini ifade etmek. Dolayısıyla bahsettiğim tipte dergiler belli bir grup veya zümreye ait olmayan dergilerdir, bu dergilerin kilit noktası da yazarlarıdır bence. Yeni bir bakış, yeni bir dil, yepyeni bir dünyadır yazar, dergi de yazarları aracılığıyla yepyeni dünyalar daha katar kendine.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Zeynep Gündüz: Pelinsu’nun da daha önce söylediği gibi uzun yıllardır çıkan ve her yıl editör değiştiren bir öğrenci dergisiyiz. Bizim için bir ideoloji belirleyip oradan ilerlemek neredeyse imkansız, aktarılması, sürekliliği çok zor ve önemsediğimiz şey de bu değil. Bunun yerine biz, her sayının editörleri, kendi ekiplerimize Üç Nokta’nın ne olduğunu, ne için kurulduğunu, bir yazıya, esere duyulması gereken saygıyı, yazmak isteyen, sanata ilgi duyan herkesi kim olduğuna bakmadan aralarına almaları gerektiğini ve en güzel işlerin birlikte, keyifle yapıldığında çıktığını öğretiyoruz. Amacımız bir yandan Üç Nokta’yı götürebildiğimiz kadar ileri götürerek bizden önceki editörlerimizi gururlandırmak, bir yandan bizden sonra geleceklerin önünü açmak, onlara güzel bir miras bırakabilmek. Dolayısıyla 200 sene sonra bizden bahsedildiğinde istediğimiz şey, bir ekip olarak keyifli zamanlar geçirip birbirimizi geliştirdiğimiz, bunu yaparken de insanların hayatlarına dokunup onlara bir şey kattığımızın söylenmesi olacaktır.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.