Can Gürses: Sınava giren matematik öğretmeni adaylarının ortalaması aşağı yukarı çocuklarla aynı

Sosyal medyada matematiğe dair paylaşımları oldukça ilgi gören eğitimci Can Gürses’in kurduğu ‘Çocuklar İçin Oyunlar Matematik Atölyesi’nin kayıtları başladı. Oyun Teorisi, Olasılık, 3 Boyutlu Geometri, Topoloji, Kaos gibi konuların öğretildiği atölyelerde matematiğin hayatla bağlantısını göstermeye çalıştıklarını belirten Gürses, “Çocuklar matematiğin sınav hazırlığının dışında gerçek bir bağlamı olduğunun farkına varıyorlar” dedi. Gürses’e göre Türkiye’de bilimsel bir eğitim verilmek isteniyorsa bunu iyi bir matematik eğitimiyle temellendirmek gerekiyor.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Eğitimci Can Gürses’in kurucusu olduğu ‘Çocuklar İçin Oyunlarla Matematik Atölyesi’ ikinci yılını geride bıraktı. Atölye, pandemi nedeniyle bu yıl ilk kez online eğitim seçeneğini de sunarak kayıtlarına başladı.

Sosyal medyada paylaştığı matematiğin gündelik yaşamdaki yerine ilişkin videoları oldukça ilgi göre Can Gürses’e göre atölyede eğitim alan çocuklar matematiğin sınav hazırlığının dışında gerçek bir bağlamı olduğunun farkına varıyorlar.

‘PANDEMİ KÖTÜLEŞİRSE DİYE ONLİNE SEÇENEĞİ DE SUNDUK’

Çocuklarla çalışmayı yetişkinlerle çalışmaya göre daha çok sevdiğini ifade eden Gürses, “Çocuklarla çalışmanın büyüklerle çalışmadan daha büyük geri dönüşünün olacağını düşünüyorum. Büyümüş insanın algısını değiştirmek imkansıza yakın” diyor. “Bilimsel bir eğitim vermek istiyorsak bunu öncelikle iyi bir matematik eğitimiyle temellendirmeliyiz. Çünkü, mühendisliğin de temel bilimlerin de ve bunların bir ürünü olan teknolojinin de temelinde matematik var” ifadelerini kullanan Gürses’in, Türkiye’deki matematik eğitiminin gelişimi adına da önerileri var. Gürses’in sorularımıza verdiği yanıtları şu şekilde:

Çocuklar İçin Oyunlarla Matematik Atölyesi ikinci yılında 10 farklı il, 17 şubede eğitimlerine başlayacak. Atölyeye kayıtlar pandemi koşullarında başladı fakat aynı anda online eğitim imkânı da yaratıldı değil mi?

Pandemi döneminde okullarda eğitimin en büyük sakıncası mevcut birçok sınıftaki yüzlerce çocuğun birbiriyle saatler süren etkileşimi. Biz kontenjamızı bu yıl iyice daralttık. Her gruba 10-12 çocuk alıyoruz. En iyi şartlara sahip özel okullarda bile bir sınıfta en az 20 öğrenci oluyor. Bu öğrenciler teneffüslerde bir araya geliyorlar ve saatlerce birbirine temas eden yüzlerce çocuk oluyor. Bizde ise 10-12 çocuğun olduğu grup geliyor, bir saat kalıyor ve gidiyor. Dolayısıyla okul ortamına göre çok daha güvenli. Kontenjanları daha da kısıtladığımız için sosyal mesafeyi de koruyabileceğiz. Ama pandemi çok daha kötüleşirse o zaman yerinde eğitime kayıt yaptıran ailelere online çevirme seçeneğini de verdik. Salgının durumuna göre yerinde atölyeleri tamamen online çevirmeyi planlıyoruz.

‘MATEMATİĞİN HAYATLA BAĞLANTISINI GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ’

Çocuklar İçin Oyunlarla Matematik Atölyesi’nde çocuklara alternatif bir matematik eğitimi mi veriliyor? Matematiğin günlük yaşamdaki karşılığını daha fazla hissettirmeye dönük bir çaba mı söz konusu?

2. ve 8. Sınıflar arasındaki yaş grubunu seçmemin özellikle bir sebebi var. Bunlar daha eğitim sisteminin içerisine tam olarak girmemiş, herhangi bir sınav hazırlık derdinin de içinde olmayan, algıları hâlâ açık olan çocuklar. Soru soruyorlar ve soru sormaktan çekinmiyorlar. Sınava hazırlık olmadığı için amacımız doğrudan matematiğin hayatla bağlantısını göstermeye, temel bilimlerle olan bağlantısını göstermeye çalışıyoruz. Bizdeki eğitim sistemi en erken yaştan itibaren çocukları sınava hazırlıyor. Çocuklar 3. sınıfta bile deneme testlerine giriyorlar. Lise bittikten sonra da üniversite sınavı derdi başlıyor. Program itibariyle bizde belki de hayatlarında bir daha hiç görmeyecekleri konuları duyuyorlar. Matematiğin sınav hazırlığının dışında gerçek bir bağlamı olduğunun farkına varıyorlar. Oyun Teorisi, Olasılık, 3 Boyutlu Geometri, Topoloji, Kaos ve daha birçok konu mevcut. Her dersin ilk yirmi dakikasında eğitmen görsel ve video ağırlıklı sunum yapıyor. O süre, öğrencilerle eğitmenin karşılıklı tartıştığı bir beyin fırtınası, soru-cevap seansı şeklinde geçiyor.

‘ÇOCUK EĞİTMENİ KESİP SORUSUNU SORABİLİYOR’

Çocukların en çok ihtiyacı olan şey sorularına cevap almaları. Bizdeki eğitmenler de ‘bu soruyu sonra tartışalım’ şeklinde erteleyen profiller değil. Çocuk eğitmeni kesip sorusunu sorabiliyor. Nasıl oturuyor, nasıl dinliyor gibi kurallarımız da yok. İsterse masanın üzerine çıkıp isterse mindere yatıp dinliyor. Kendilerini rahat hissettikleri bir ortamda matematikle ilgili deneyim yaşıyorlar, onu pozitif şekilde akıllarında kodluyorlar. Her hafta matematikle ilgili pozitif bir anı yaşayarak atölyeden çıkıyorlar. Bir süre sonra sevmiyor denen çocuklarda genel akademik başarılarına da yansıyan olumlu bir seyir gözlenmeye başlanıyor.

‘EĞİTİM PROGRAMINDA KÖKLÜ BİR DEĞİŞİKLİK LAZIM’

Her sınav dönemi Türkiye’de matematik sorularını yanıtlayan öğrenci sayısının azlığı konuşuluyor. Türkiye’deki matematik eğitiminde ne tür sorunlar var? Matematiği sevdirme noktasında hata mı yapılıyor?

Bu soruya çok uzun bir cevap verilebilir. En temel şey bizdeki sınav sistemi eğitimin merkezinde. Eğitim sistemi sınav sisteminin etrafında dönüyor. Aslında tam tersinin olması gerekiyor. Genel evrensel bir eğitim sistemi olacak, rasyonel / bilimsel temaları gösteren ve sınav sistemi de bunları ölçecek. Son dönemlerde sınav sisteminin daha analitik düşünceyi ölçen sorulardan oluşmasına rağmen genel başarı ortalamasının değişmemesinin sebebi de bu. Öncelikle eğitim programında köklü bir değişiklik lazım… Bu eğitimin çıktılarını ölçme görevi olan sınav sistemini değiştirme işinin 2. planda olması gerekir. Sınavın sorularını değiştirince eğitimdeki oyuncuları da değiştirmiyorsunuz. Öğretmenleri aynı şekilde yetiştiriyor… Özetle eğitim programını aynı tutuyorsanız, sadece sınavın sorularını değiştirerek bir şey elde edemezsiniz. Bu arada sadece öğrencilerin ortalaması düşük değil matematikte. Matematik öğretmeni olacak adayların da ortalaması düşük. Matematik öğretmeni adayları KPSS’de kendi alanıyla ilgili sınava giriyor. Sınava giren matematik öğretmenlerinin ortalaması aşağı yukarı çocuklarla aynı. Öğretmen adayları geçen yıl 75 soruda 22 ortalama doğru yapmışlar. Öğretmenler ne ise çocuklar da o. Çok şaşırılacak bir tablo değil.

‘İNSANLARIN HEPSİ MÜKEMMEL ÇALIŞSA BİLE İKİ MİLYONU ELEMEK ZORUNDA KALIYORSUNUZ’

Bu sınav sistemi ne zaman farklı bir şeye doğru yönelir ve değişirse o zaman rahatlayacağız gibi görünüyor. Sınav dışında parametreler de var. Devlet öğrencileri nasıl seçecek? Üniversite kontenjanları belli. Bu yıl 2,5 milyon insan üniversite sınavının ilk aşamasına girdi. Dört yıllık üniversite kontenjanı taş çatlasın 500 bin. Bu insanların hepsi mükemmel çalışsalar ve başarılı olsalar da siz iki milyonu elemek zorunda kalıyorsunuz. Nüfus büyümesi de hesaba katıldığında sınavların katılımları her geçen yıl artıyor ama üniversite kontenjanı aynı oranda artmıyor.

‘DIŞARIDA SINAVLAR BİZİM GİBİ HAYATI ETKİLEYİCİ DEĞİL’

Öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren PISA testinde Türkiye gerilerde yer alıyor. Yurt dışında doğru yapılan ama Türkiye’de uygulanmayan şeyler neler?

Dışarıda da sınavlar var ama bizim gibi hayatı etkileyici değil. Örneğin Finlandiya’da da üniversite sınavı var ama sınava giren kadar kontenjanları da var. Dolayısıyla açıkta kimsenin kalma korkusu yok. Böyle olunca ne oluyor? Sınav sistemi eğitimde bu kadar belirleyici bir unsur haline gelmiyor. Siz daha ölçücü şeyler sorabiliyorsunuz. Mevzu insanları elemek olmuyor. Finlandiya keşke örnek alınabilse ama bizim uygulayabileceğimiz bir sistem gibi değil. Çünkü ülkenin dinamikleri çok farklı. Singapur Güney Kore gibi ülkelere nüfus anlamında benziyoruz. Onlar da PISA’da yüksek puanlar alıyorlar ama bizim yapmadığımız ikinci bir şeyi yapıyorlar. Bizdeki sınavlarda hiçbir şekilde temel yetenek ölçülmüyor. Ülkedeki insan potansiyelinin genel yetenek profillemesini yapmamamız en önemli eksikliğimiz. Öte yandan Türkiye’de farklı bölgeler arasındaki makas çok açık. Homojen bir şey yok. Doğudaki bir öğrencinin imkanlarıyla batıdakinin imkanları arasında dağlar kadar fark var. Aynı seviyeye gelmek istediğimiz ülkelerde bu makas bu kadar geniş değil.

‘OKULLARDA GENEL BİR SÖYLEM DEĞİŞİKLİĞİ GEREKİYOR’

Sosyal medyada çokça ilgi gören, matematiğe dair örnek videolar paylaşıyorsunuz. Bu örnekler de genellikle matematiği hayatın içerisinde bir çerçeveden sunuyor. Atölyelerinizin kapsamı da buna denk düşüyor. Öğretmen, öğrenci ve velilere matematiği hayatın içerisinde yaşamaları ve görmeleri için ne öneriyorsunuz?

Bu atölyeleri başlatırken işin akademik tarafına da bakmıştım. 2018’de Stanford Üniversitesi’nde bir çalışma yapılıyor. Bu tam benim uğraştığım yaş grubuyla alakalı. Çocukların matematiğe pozitif bakmalarının ilerideki hem akademik hem de iş hayatındaki başarılarını IQ kadar etkilediğini ortaya koymuşlar. “Olumlu bak” klişe bir laftır ama bu konulara karşı olumlu hissetmenin çocuğun zekâ seviyesi kadar başarısında önemli olduğunu bilimsel olarak göstermişler. Dolayısıyla ön yargıları olumluya çevirmenin yöntemini bulmak gerekiyor. Çocuklar çok erken yaştan itibaren önyargı beslemeye başlıyorlar. İkinci sınıf öğrencisinin herhangi bir derse önyargı besleyecek bir birikimi genelde olmaz. Çocuklar okulda, evde belli temaları hemen kapıyorlar. Evde anne ya da baba, ‘Zaten sayısal zor ben anlamam’ gibi kalıp cümleler kullanıyorsa çocuklar onları çok çabuk alıyorlar ve kendi hayatlarına uyguluyorlar. Bu tip söylemlerden ailelerin imtina etmesi gerekiyor. Benzer şekilde okullarda da genel bir söylem değişikliği gerekiyor.

‘AİLELER ÇOCUKLARININ GELDİKLERİ DURUMA DAİR PANİK HALDELER’

Çok fazla kişi tarafından sosyal medyada paylaşılan videolara dair ne tür geri dönüşler alıyorsunuz?

Eğitimcilerden geri dönüşler oluyor. Çocuklarına videoları izlettiklerini söyleyen aileler oluyor. Fizik öğretmeniyim bunun materyalleri nelerdir diye soranlar da oluyor. Tam tersine tepkiler de var. Olumlu olumsuz tepkiler de oluyor. Çocuklar bununla mı uğraşacak, yabancı videoları neden kullanıyorsun gibi ifadeler kullanıyorlar. Genelde öğrencisine yardım etmek isteyen eğitimcilerin olduğunun videolar aracılığıyla farkına vardım. Ailelerin de böyle bir ihtiyacı var. Aileler de çocuklarının eğitim sistemi içerisinde geldikleri duruma dair çok panik haldeler, bunun farkına vardım. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Sosyal medya bu çabayı duyurmak için önemli bir araç oldu açıkçası.

‘ÇOCUKLAR DA HER İNSAN GİBİ MUHATAP ALINMAK İSTİYORLAR’

Matematik konusunda çocuklara yaklaşımın önemli olduğunu ifade ettiniz. Çocuklarla matematiği çalışmak sizin için nasıl bir duygu ve neden çocuklarla çalışmak gerekiyor?

Ben çok keyif alıyorum. Benim eski akademik tarafımdan da geliyor. 27 yaşında fizik doktorasını bırakmıştım ancak bilime olan ilgim tüm hayatım boyunca devam etti. Özellikle bu yaşlardaki çocuklar, bunu sorarsam acaba insanlar bana şöyle der mi diye düşünmeyen çocuklar. Bunu sevdiğim için çocuklarla çalışmayı seviyorum. Rahatça kafalarındakini ifade edebiliyorlar. Bir de benim ve diğer tüm eğitmenlerin belirli bir düzen olsun, anlatırken benim lafım kesilmesin diye bir şeyim yok. Bizim eğitmenlerimiz tamamen Matematik alanındaki akademiklerden oluşuyor. Akademideki kültürlerini 8- 10 yaşındaki çocuklarla sürdürüyorlar. Bunu çocuklara aktarınca çocukların da çok hoşuna gidiyor. Kendi sorusunu muhatap alan ve cevap vermeye çalışan birisini görünce çocuk da iyi hissediyor. Bu bence pedagojide de en önemli unsur. Çocuklar da her insan gibi muhatap alınmak istiyorlar. Bizim atölyemizde merak ettiklerini istedikleri şekilde sorup tartıştıkları bir ortam bulmaları hoşlarına gidiyor.

‘BÜYÜMÜŞ İNSANIN ALGISINI DEĞİŞTİRMEK İMKANSIZA YAKIN’

İkincisi, çocuklarla çalışmanın büyüklerle çalışmadan daha büyük geri dönüşünün olacağını düşünüyorum. Bir takım algıları oluşacaksa bu yaşlarda oluşacak. Büyümüş insanın algısını değiştirmek imkansıza yakın. Bu yüzden aslında alanında birikimi, uzmanlığı olan herkesin çocuklarla çalışmasını öneririm. Örneğin bizim akademinin en gurur duyduğum yanlarından biri de Sevinç Erbulak ve Bahar Elden’in öncülüğündeki Drama Atölyesi, Vuslat Çamkerten’in Felsefe Atölyesi ve Büyük Usta ünvanlı milli takım oyuncumuz Mustafa Yılmaz’ın satranç atölyesi. Çocuklar, farklı alanlardan farklı beyinlerle tanışıp kendilerini geliştirebiliyorlar.

Son olarak; Türkiye’de STEM eğitimi yani Science (bilim), Technology (teknoloji), Engineering (mühendislik), Mathematics (matematik) altında yürütülen faaliyetlerin tamamına yakını robotik-kodlama eğitimleri şeklinde. Bu tabii ki faydalı olmakla birlikte aslında STEM eğitiminin son halkasını oluşturmaktadır. Bilimsel bir eğitim vermek istiyorsak bunu öncelikle iyi bir matematik eğitimiyle temellendirmeliyiz. Çünkü, mühendisliğin de temel bilimlerin de ve bunların bir ürünü olan teknolojinin de temelinde matematik var. İşin açıkçası bu alana da, sınav hazırlığı ajandası haricinde, eğilmiş hiçbir girişim yoktu ülkede. Girişimi yapmamın temel sebeplerinden biri de budur.

Not: Atölyelere ilişkin detaylı bilgi almak ve kayıt için cocuklaricinmatematik.com ziyaret edebilirsiniz.