Sevgi evlerinde salgınla mücadele planı yok 

Yaklaşık 100 bin çocuğun kaldığı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı sevgi ve çocuk evlerinde çalışanlar salgın günlerini anlatıyor: "Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden acil eylem planı gelmedi. Toplantı talep ettik yapılmadı. Personel eksikliği yüzünden çalışma koşulları çok ağır. Günlerdir dört duvar arasında kalan çocuklar birbirleriyle kavga ediyor. Dışarıya çıkmayı özlediler. Şu an en büyük sıkıntı çocukların kuruma ilk giriş yaptığı yerler olan ilk kabul birimleri. Personel, salgından korunmak için kendi imkanlarıyla önlem almaya çalışıyor."

Google Haberlere Abone ol

İSTANBUL - Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı sevgi ve çocuk evlerinde yaklaşık 100 bin çocuğun kaldığı tahmin ediliyor. Bu kurumlarda kalan çocuklar 20 yaş altına uygulanan sokağa çıkma yasağı sebebiyle izne çıkıp ailelerini göremiyor. Bununla beraber, Covid-19 salgını tedbirleri kapsamında bu kurumlara ziyaretçi ve gönüllü girişi de yasak. Uzmanlar, karantina sürecinin kalıcı bir iz bırakmaması için çocukların yaş grupları ve hassasiyetleri dikkate alınarak bilgilendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Sevgi ve çocuk evlerinde çalışan meslek elemanları ise, bakanlığa bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün Covid-19 salgını gibi olağanüstü durumlara hazır olmadığı görüşünde. Kurum tarafından kendilerine gönderilen bir acil eylem planı bulunmadığını belirten meslek elemanları, sahadaki çalışmaların şansa bırakıldığını ve sürecin kişisel çabalarla yürütüldüğünü söylüyor.

Türkiye’de 2005 yılı itibariyle yaygınlaştırılan sevgi evleri, bir apartman sitesi şeklinde organize ediliyor. Sevgi evlerinde kalan çocuklar, sosyal  hayata erişemedikleri şu günlerde bahçede zaman geçirebiliyor. Ancak apartman dairelerine kurulan çocuk evlerinde durum farklı. Çocukların erişebileceği bir bahçe ya da oyun alanı bulunmuyor.

'SAÇ BAŞA KAVGALAR BAŞLADI'

Bir çocuk evinde çalışan sosyal hizmet uzmanı S.Y., çocukların önceki dönemlere göre çok daha agresif olduğunu ve kavgaların arttığını belirtiyor. S.Y., 6 çocuğun kaldığı bir kız çocuk evinde görev yapıyor. Salgın sebebiyle 20 yaş altı için ilan edilen sokağa çıkma yasağının başladığı günden bu yana çocuk evinde gergin bir ortam olduğunu ifade ediyor: “Tahammül seviyesi düşmüş durumda. Saç başa kavgalar başladı. Mesela normalde de agresif olan çocuklarımız vardı, ancak bu süreçte inanılmaz saldırgan davranıyor ve sürekli kavga çıkarıyorlar. Bu da ev içerisindeki huzuru etkiliyor.”

Kavga eden çocukların normalde bir süre birbirinden uzak tutulması gerektiği belirten S. Y., salgın sürecinde böyle bir uygulamanın mümkün olmadığını anlatıyor: “Yapabildigim en büyük şey çocukların gazını almak açıkçası. Öfkelerini düşürmeye çalışmaktan ve sürecin eninde sonunda sonlanacağına dair motivasyonlarını yükseltmekten başka bir şey yapamıyoruz.”

S.Y., bu dönemde çocukların en çok izne çıkmayı özlediğini ve “Ne zaman ailemize gidebileceğiz, ne zaman izne çıkabileceğiz?” diye sorduğunu belirtiyor. Sevgi ve çocuk evlerinde kalan çocuklar, bir yılda 70 günü aşmamak koşuluyla Bakanlığın inceleyerek onay verdiği adrese gitmek için izin kullanabiliyor.

.

S.Y., özellikle böyle bir süreçte çocuk evlerinin fiziki koşullarının çocukların psikolojisini etkilediğini ve dört duvar içerisinde yapılabilecek etkinliklerin çok kısıtlı olduğunu belirtiyor: “Çocukları hoşlanacakları şeylere yönlendirmek istiyoruz. İstedikleri filmleri ve oyunları temin etmeye çalışıyoruz. Ev içerisindeki işlere destek olarak enerjilerini atmaları sağlamak için yemek yapmayı bir eğlence haline getirmeye çalışıyoruz. Ama çocuk evlerinin bir apartman dairesinde olması büyük bir dezavantaj, bir evin içerisinde yapabileceğimiz etkinlikler çok sınırlı. Bahçeye çıkıp hep birlikte etkinlik yapabilirdik ama böyle bir şansımız yok maalesef.”

'BAKIM ELEMANLARI 24 SAAT HAZIR OLDA BEKLİYOR'

Covid-19 salgını tüm dünya için yeni bir deneyim olduğunu belirten S.Y., “Böyle bir salgına, bir afet durumuna kurum olarak hiç hazır olmadığımızı düşünüyorum” diyor. Bu süreçte bir meslek elemanı olarak zaman zaman kendisini yetersiz hissettiğini ve çözüm bulmakta güçlük çektiğini söylüyor: “Çözümlerim çok kısıtlı. Personel eksikliği sorunumuz da var. Bir bakım elemanı arkadaşımız idari izinli. Normalde 24 saat çalışıp 48 saat izin yapması gereken diğer bakım elemanlarımız, 24 saat çalışıp 24 saat dinleniyor. Yani yasal sınırın çok üstünde çalışıyorlar. Ayrıca bakım elemanlarının yükü çok arttı. Çocuklarda agresyon var, çocuklara her an bir şey olabilir diye bakım elemanları 24 saat hazır olda beklemek zorundalar. Çalışma koşulları çok ağır.”

‘KENDİ İMKANLARIMIZLA KARANTİNA ODASI KURDUK’

Suç mağduru, suça sürüklenen ve sokakta yaşayan çocukların kaldığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı bir Çocuk Destek Merkezi’nde çalışan C. O., “Sürecin başında meslek elemanları olarak krizi nasıl yöneteceğimizi planlamak için yönetimden bir toplantı talep ettik. Ancak talebimiz dikkate alınmadı” diyor. C. O., korona virüsü şüphesi olan bir çocuk kuruma gelince ne yapılması gerektiğine dair Bakanlık’tan bir bilgi paylaşımı yapılmadığını belirtiyor. İnisiyatif alarak kendi imkanlarıyla kurumda bir karantina odası kurduklarını anlatıyor: “Mesela kuruluştan ayrılan ve daha sonra Emniyet tarafından tekrar kuruma getirilen çocuklar için bir oda hazırladık ve bu çocukları 14 gün süreyle burada gözlemledik. Halk sağlığı merkezleri ile de iletişime geçtik ve bu arkadaşımızın durumunu ilgili doktorlara aktardık.”

Salgın öncesi dönemde belirli aralıklarla sosyal ve kültürel etkinliklere katılan çocuklar, şu anda bu imkandan yoksun. C. O., suça sürüklenen ve madde bağımlısı olan dezavantajlı çocukları kurum içinde tutmanın çok daha zor olduğunu belirtiyor: “Özellikle çocuk destek merkezlerinde kalan ve bu merkezlerden kendi isteğiyle ayrılan ya da kaçan çocuklar korona virüsü riskine çok daha açık. Bunlarla ilgili bir eylem planı hazırlanmadı ve bu çok büyük bir eksiklik.”

'İLK KABUL BİRİMLERİNDE ÖNLEM YOK'

Kendi şehrinde bulunan çocuk birimlerinin süreci olabildiğince sorunsuz yürüttüğünü ifaden C.O, bu sonucun meslek elemanlarının bireysel çabalarıyla ortaya çıktığını belirtiyor. C.O.’ya göre belli bir standart çerçevesinde düzenlenmiş uygulamalar içeren bir strateji planının oluşturulması hayati.

“Şu an en büyük sıkıntı, çocukların kurumlara ilk giriş yaptığı ya da değerlendirildiği yer olan ilk kabul birimleri. ‘Çocuklar, mağdur mu ya da suça sürüklenmiş mi’ gibi incelemeler bu kurumlarda yapılıyor. Buralarda çalışan personeller çok sıkıntılı çünkü dışarıyla sürekli etkileşim halindeler. Hem aileyle, hem çocuklarla görüşmek zorundalar. Bu personeller için alınan herhangi bir önlem yok. Salgından korunmak için tamamen kendi imkanlarıyla önlem almaya çalışıyorlar.”

‘KALICI HASAR BIRAKMAMASI İÇİN ÖNLEYİCİ ÇALIŞMALAR GEREKİYOR’

Koruma altındaki çocuklarla ilgili çalışmalar yürüten Hayat Sende Derneği, çocukların yaş grubuna ve hassasiyetine göre süreci anlamlandırmaları konusunda desteklenmesi gerektiğini söylüyor.

“Bu süreç elbet bir gün geçecek, geçtiğinde bu süreçten etkilenen koruma altındaki çocuklar üzerinde duygusal ve psikolojik olarak kalıcı hasarlar bırakmaması için koruyucu, önleyici çalışmalar çok önemlidir.”

*İsimler ve haber metnindeki isim kısaltmaları güvenlik nedeniyle değiştirilmiştir.