'Faili meçhul' davaları beraatle sonuçlanıyor, peki bu insanlara ne oldu?

Avukat Erkan Şenses, öncelikle Erdoğan’ın başbakanken ‘Faili meçhullerle ilgili elinde belge olan varsa bize getirsin’ dediğini hatırlatıyor. Ancak Muş-Vartinis, Kulp, Musa Çitil, Görümlü gibi davaların beraatle sonuçlandığını söylüyor. Hafıza Merkezi’nden Burcu Ballıktaş Bingöllü benzer şekilde yakın zamanda kapanacak olan Ankara JİTEM ve Kızıltepe davalarından bahsediyor. Avukat Nuray Özdoğan ise benzer davalarda aklanan sanıkların 'deneyimli’ personel olarak askeri ve siyasi görevlerde yer almaya devam ettiğini anlatıyor.
Dargeçit davasındaki, gözaltında kaybedilen iki çocuk 21 yıl sonra defnedildi.

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü, 1981 yılında Kosta Rika’da kurulmuş olan ‘Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu’nun ilan ettiği ve sonrasında Birleşmiş Milletler’in (BM) öncülüğünde kayıplar sorununa dikkat çekmek için etkinlikler düzenlenen özel bir gün.

Hafıza Merkezi için takip ettiğim Dargeçit Davası’nın 6. duruşmasıydı. Dava Adıyaman’a taşınmıştı. 1995 yılında Mardin’in Dargeçit ilçesinde iki öğretmen ve bir korucu oğlunun PKK tarafından kaçırılmasıyla 57 yaşındaki Süleyman Seyhan, 14 yaşındaki Seyhan Doğan, 13 yaşındaki Davut Altınkaynak, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Arslan, 20 yaşındaki Abdurahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Çoşkun gözaltına alınmıştı. Aralarında elleri arkasından bağlanmış, kafası koparılmış cesetlerin de olduğu bedenlere yıllar sonra ulaşılabildi.

‘BİR ÇOCUĞUN ASİT KUYUSUNA ATILMASI SÖZÜN BİTTİĞİ YERDİR’

Duruşma sonrası Abdurrahman Olcay’ın kardeşi Hasan Olcay’la konuşmuştuk, “13 yaşında bir çocuğun asit kuyusuna atılması sözün bittiği yerdir. İnsani olarak bir anlam çıkaramazsın. Bu öyle bir nefrettir ki 13 yaşındaki çocuğa bu yapılıyor” demişti.

Türkiye’de zorla kaybetme, yasadışı keyfi infaz gibi yöntemlerle yürütülen terörle mücadele konsepti özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlerin yaşadığı coğrafyada uygulandı. Faili meçhul ve bir daha kendisinden haber alınamayan onlarca insandan bazılarının hikayeleri yargıya intikal edebildi.

‘DAVALAR TEK TEK BERAATLE SONUÇLANDI’

Avukat Erkan Şenses, öncelikle “Erdoğan başbakanken ‘Faili meçhullerle ilgili elinde belge olan varsa bize getirsin’ dediğini hatırlıyorum. ( https://www.ntv.com.tr/turkiye/erdogan-2004teki-faili-mechulu-cozecegiz,B6j2qJHTOk-N4xy82fWScg ) Ancak bu söylem terk edildi” diyor.

Avukat Erkan Şenses, “Maalesef Türkiye gibi yargısı tam bağımsız olmayan ülkelerde özellikle bu tip davalarda sonuç almak zor” diyor.

Şenses; Muş-Vartinis, Kulp Davası, Musa Çitil, Görümlü gibi davaların beraatle sonuçlandığını söylüyor: “90’lı yıllarda işlenen zorla kaybetmelerle ilgili 2010’dan sonra bir irade oluşmuştu ama açılan davalar tek tek beraatle sonuçlandı. Maalesef Türkiye gibi yargısı tam bağımsız olmayan ülkelerde özellikle bu tip davalarda sonuç almak zor.”

‘DEMOKRATİKLEŞME ADIMI OLARAK GÖSTERMİŞTİ’

Avukat Nuray Özdoğan, “Ergenekon sürecindeki tanıklıklar üzerinden bir kısım faili meçhul dosyalar davaya dönüştürüldü. İktidar bunu demokratikleşme adımı olarak sundu” diyor. Özdoğan, ancak davaların katliamların yaşandığı yerlerde değil, mağdurların zor ulaşacağı, devletin yargı sürecini kontrol edebileceği illere taşındığını anlatıyor.

Avukat Nuray Özdoğan, “Bu davalarda hiçbir zaman etkin ve etkili bir yargı sürecine tanıklık etmedik” diyor.

‘AKLANANLAR SİYASİ GÖREVLERDE YER ALIYOR’

Benzer dava süreçleriyle ilgilenen bir hukukçu olarak “Bu davalarda hiçbir zaman etkin ve etkili bir yargı sürecine tanıklık etmedik” diyor Özdoğan ve “aklanan” sanıkların devlet içindeki kıdemlerine döndüğünü anlatıyor:

“Yargı kararı ile değil, iktidarın kararı ile başlayan kovuşturma süreçleri sanıkların beraat ettiği dava dosyalarına dönüştürüldü. Aklananlar ‘deneyimli’ personel olarak askeri ve siyasi görevlerde yer almaya devam etti. Yargılananların devlet içindeki nüfuzları devam etmekte olduğundan, yargıçların bile zaman zaman ellerinden bir şey gelmediğini itiraf ettiği yargılamalara şahitlik ettik.”

‘YÜZLEŞME İMKANI SAĞLAYABİLİRDİ?’

Hafıza Merkezi’nin yürüttüğü “Faili Belli” projesinden Burcu Ballıktaş Bingöllü öncelikle “Davaların açılma konjonktürü bambaşkaydı” diyor ve ekliyor: “Yüzleşme imkanı sağlayabilirdi.”

“Patır patır beraat kararları çıktı” diyor Bingöllü. Şimdi ise yakın zamanda kapanacak olan Ankara JİTEM ve Kızıltepe davalarından bahsediyor. Davaların kapanmasından ya da beraatle sonuçlanmasından ziyade başka bir yönüne dikkat çekiyor:

“2009 yılında açılan ‘Temizöz ve Diğerleri’ davası kapandı. ( https://failibelli.org/dava/temizoz-davasi/ ) Beraatle sonuçlandı. Peki, o halde 21 insanı kim öldürdü? Bu insanlara ne oldu? Suçluyu, faili bulması gereken yargının böyle bir yükümlülüğü de var. O dönemi yaşayan tanıklar var ki ‘delil yetersizliği’ olduğu söyleniyor kimi duruşmalarda. Yine 1993’te Diyarbakır’ın Kulp ilçesi civarında askeri operasyonlar sırasında 11 kişi zorla kaybedilmişti. ( https://failibelli.org/dava/yavuz-erturk-kulp-davasi/ ) Gözaltına alınan kişilere yemek götürdüğünü söyleyen Pembe Akdeniz’i hatırlıyorum. Şu an yaşamıyor. Ölmeden önce mahkemede de savcı da ifade vermişti. Düşünün…”

Bingöllü son olarak, “Kulp davasında operasyona katılan jandarma personelinin listesine bile ulaşılamadı. Orada bir iyi niyet görmüyorsunuz tabi…” diyor.

‘HEYETİN TUTUMU YARGININ ÖZETİYDİ’

Hanif Kardelen Işık, Ankara JİTEM Davası’yla ilgili “Heyetin tutumu bir yargı özetiydi” diyor.

Sosyal Bilimci Hanife Kardelen Işık, uzun bir süredir Hafıza Merkezi için dava izliyor. Işık, takip ettiği duruşmalardan biri olan 1990’lı yıllarda 19 kişinin zorla kaybedilmesi veya infaz edilmesine ilişkin Ankara JİTEM Davası’ndan örnek veriyor:

“Katılan avukatların taleplerine ‘Kısmet, Allah bilir’ gibi cevaplar verilmişti. Heyetin tutumu bir yargı özetiydi. Heyet başkanı verilen ara karar tepkisine ‘Beğenmediyseniz itiraz edersiniz. Allah Allah! Karar Allah’ın emri değil” demişti.