Turkuvaz Dağıtım sektörde tek başına: Bundan sonra ne olacak?

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Ceren Sözeri, Basın Kanunu’nun 23. maddesini hatırlatarak, Turkuvaz Dağıtım'ın herhangi bir gazeteyi dağıtmama gibi bir seçeneğinin olmadığını fakat Türkiye’de “asla olmaz” denilemeyeceğini ifade ediyor. Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat ise gazetenin Turkuvaz Dağıtım ile sözleşme yaptığını, mevcut koşullarda başka seçenek olmadığını dile getiriyor.

Filiz Gazi  

DUVAR – Demirören Grubu’nun satın aldığı ve Doğan Medya Grubu bünyesinde faaliyet yürüten Yayın Satış Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. (YAYSAT) Kasım ayı sonunda kapatılacak. 324 çalışanı bulunan YAYSAT’ın faaliyetlerinin durdurulmasıyla Türkiye’de sektörün tek dağıtıcısı Turkuvaz Medya Grubu olacak.

Turkuvaz Medya Grubu’nun başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı ve aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanı olan Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak bulunuyor. Bu durum bilhassa muhalif süreli yayınların akıbetinin ne olacağı sorusunu akla getirdi.

Ceren Sözeri

 

‘YIKIM RUHSATI ALMIŞ GİBİ…’

Öncelikle bu karar ne anlam ifade ediyor? Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Ceren Sözeri, bu kararın gazete dağıtım piyasasında tekelleşme yani tek bir şirketin tüm piyasaya hakim olması anlamına geldiğini ifade ediyor: “Bir başka ilginç anlamı da Demirören Grubu’nun medyada var olmak gibi bir amacının olmadığını göstermesi. Bu piyasaya güçlü bir şekilde girmiş (en büyük medya grubunu satın alarak) bir holdingin dağıtım gibi hayati önem taşıyan bir alandan vazgeçmesi normal şartlarda akıl alır bir iş değil. Bu tahmin ediliyordu elbette, en zayıf halka Vatan gazetesiydi önce o kapatıldı, Milliyet’i de benzer bir akıbetin beklediğini tahmin etmek zor değil. Hürriyet iktidar tetikçileri için ‘fethedilecek kale’ idi. Kaleyi fethettiler ama kullanmak gibi bir dertleri yok, dağıtımda gücünü kaybetmek Hürriyet’i de etkiler.”

Sözeri, Demirören Holding’in ‘yıkım ruhsatı almış müteahhit gibi’ medya sektörüne daldığı yorumunda bulunuyor. Turkuvaz Dağıtım’ın sektörün tek dağıtıcısı olmasının sonuçları neler olacak? Muhalif yayınları neler bekliyor? Sözeri, Basın Kanunu’nun 23. maddesini hatırlatarak, ilgili maddenin dağıtımcı şirketlere, dağıtım hizmeti isteyen süreli yayınları belirlenen bir ücret karşılığı dağıtma yükümlülüğü getirdiğini ve bu yükümlülüğe aykırı davrananların, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin on misli ağır para cezasıyla cezalandırıldığını söylüyor.

‘DAĞITMIYORUM DİYEMEZ’

Sözeri, yasal mevzuatı örnek vererek anlatıyor: “Ayrıca  dağıtım şirketleri satışı yapan bayilere rakip yayınları satmama şartı getiremez. Dağıtım ve satışın yasayla korunmasının bir nedeni var elbette. 90’ların sonunda Doğan Grubu’nun dağıtım şirketi YAYSAT, Dinç Bilgin’e ait Birleşik Basın Dağıtım (BBD) ve sonra birlikte kurdukları BİRYAY rekabete aykırı davranarak bazı yayınların dağıtımını yapmamış, satışını engellemişlerdi. Uzan Grubu kendi dağıtım şirketini kurmaya girişti. Hatırlayanlar olacaktır bazı bayiler yalnızca Star gazetesi satardı, diğerlerinde de Star gazetesi bulunmazdı. Rekabet Kurulu 1999’da bu üç şirkete yüklü para cezası verdi, sonradan da dağıtım ve satış Basın Kanunu çerçevesinde düzenlemeye alındı. Kısacası, Turkuvaz Dağıtım’ın muhalif ya da değil herhangi bir gazeteyi dağıtmama, bayilerde satışını önleme gibi bir seçeneği yok. Dağıtım sözleşmesinde fiyatları istediği gibi belirleme şansı da yok.”

‘GÜCÜN KÖTÜYE KULLANILMASI ENGELLENMELİ’

Sözeri, ancak tüm bunların kağıt üzerinde kalabileceğini, Türkiye’de hukuksuzluğun geldiği aşama düşünüldüğünde “asla olmaz” denilemeyeceğinin notunu düşüyor. Peki ne yapılabilir? Alternatif çözümler kendiliğinden gelişebilir mi? “Dağıtım oldukça maliyetli bir iş, herhangi bir gazetenin hele bugünkü ekonomik şartlarda bir dağıtım organizasyonuna girişmesi çok zor. Belki iktidar medyasının dışında kalanlar birleşerek bir dağıtım şirketi kurabilirler ancak onlar da finansal olarak çok kırılgan durumdalar. Şimdilik yapılması gereken Turkuvaz Dağıtım’ın hakim gücünü kötüye kullanmasına, dağıtımda, satışta yasayı çiğnemesine engel olmak. Bir denetim mekanizması kurmak ve işler hale getirmek. Siyasetçisinden okuruna baskı oluşturmak” diyor Sözeri.

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat

‘HER AY 10 BİN TL FAZLA ÖDEYECEĞİZ’

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, öncelikle YAYSAT’ın kapatılacağı bilgisinin zaten, bu dağıtım şirketince dağıtılan gazetelere daha öncesinde bir yazıyla bildirildiğini söylüyor ve halihazırda Evrensel Gazetesi’nin sözleşme dahi yaptığını belirtiyor: “Bu durum karşısında tek dağıtım şirketi olan Turkuvaz Dağıtım ile sözleşme yapmak bir seçenekten öte bir zorunluluktu. Biz de sözleşme yaptık. Bu hafta başından itibaren Turkuvaz tarafından dağıtılıyoruz.”

Peki değişen ne olmuş? “YAYSAT’ta satılan gazete sayısı üzerinden yüzde 25 ve ayrıca da yine satılan gazete üzerinden yüzde 3 bayi katkı payı ödüyorduk. Turkuvaz’da satılan gazetenin yüzde 25’ine ek olarak 10 binin altındaki gazeteler için her ay 20 bin artı KDV ödeme zorunluluğu var. Bunun da örneğin Evrensel açısından anlamı, YAYSAT’a göre her ay 10 bin TL’den daha fazla bir ödeme yapmak” diyerek anlatıyor Polat.

Sözleşme yapmanın zorunluluğunu ise şöyle açıklıyor: “Dağıtım şirketinin basılı gazeteleri dağıtmaları gerekiyor ama eğer karşınızda dağıtım açısından böylesi bir tekel durumu varsa, seçenekten yoksun olarak istenen bu farkı ödemek zorundasınız.”

‘ALTERNATİF ŞİRKET KURMAK ZOR OLABİLİR’

İş buralara gelene kadar bir şeyler yapılabilir miydi? Sözeri’ye sorduğumuz soruyu Polat’a da soruyoruz: “ ‘Ne yapılabilir’ sorusunu, bu durumun ilk işaretleri gündeme geldiğinden beri elbette düşünüyoruz. Hatta, ben bu konudaki fikrimi, ‘alternatif bir dağıtım şirketini kurmak dahil tartışmalıyız’ diyerek yazmıştım. Bu konuda başka gazetelerin yöneticileriyle de sohbetlerimiz oldu.”

Ancak bir tartışmayı nasıl bir zeminde yaptığınıza göre, o fikrin realize olup olmama imkanlarının da değiştiğini ifade ediyor Polat ve Türkiye’ye has durumu açıklıyor: “Başka bir ülke açısından alternatif bir dağıtım şirketi/dağıtım ağı daha gerçekleşebilir bir fikir olarak tartışılabilirken, Türkiye’de içinden geçtiğimiz dönem, maalesef bu düşünceyi de fantastik sayılabilecek kadar cüretli bir hale getiriyor. Biraz daha somutlaştırayım. Benzer durumları yaşayan gazeteler olarak bir araya gelip, ortak bir bütçe oluşturarak bir dağıtım şirketi kurdunuz. Hatta bunu mümkün hale getirmek için konserler düzenlediniz, çeşitli kampanyalar yaptınız. Günümüz Türkiye’sinde bu şirketin başına neler gelir? Bayiler, bu yeni şirketin dağıttığı gazeteleri dağıtmak konusunda rahat bırakılır mı?”

Tüm bu kaygılara rağmen mecbur kalınırsa, risk de alınabileceğini, bu ve başka seçeneklerin zorlanabileceğini ifade eden Polat, gelinen noktayı şöyle anlatıyor: “Bu tablonun kendisi bile bizim her şeyden önce bu ülkede demokrasinin kazanılması ve genişletilmesine ihtiyacımız olduğunu ortaya koyuyor. Bunlar bizim Kafkaesk gerçekliğimiz. İmkansız değil ama zor zamanlardayız. Elbette Gramsci’nin ‘Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği’ sözü de hep yanıbaşımızda duruyor.”