Mimar Sinan’da toplumsal cinsiyet ve mekân tartışıldı

MSGSÜ Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen, ‘Toplumsal Cinsiyet ve Mekân İlişkisine Yakından Bakmak’ başlıklı konferansta, sosyolojide yeni bir alan olan mekân ile toplumsal cinsiyet arasındaki bağlantıyı feminist bakış açısıyla irdeleyen araştırmalar sunuldu.

Melishan Devrim  melishandevrim@gmail.com

DUVAR – Kentsel dönüşüm kadınların hayatını nasıl etkiliyor? Göçmen kadınlar Türkiye’de hangi sorunlarla karşılaşıyor? Muhafazakâr ailelerde genç kadınların yaşam alanına getirilen kısıtlamalar neler? Kadınlar çevre baskısını nasıl aşıyor? Kadın plajları sahil köylerini ve kasabalarını nasıl değiştiriyor? Taşrada yaşayan kadınlar enerji politikaları yüzünden tarımsal üretim yapamadıklarında ne yapıyorlar? Kadın odaklı sosyal yardımlar yoksullukla mücadele etmeyi sağlıyor mu?

Toplumsal cinsiyet ile mekân arasındaki ilişkiyi inceleyen akademisyenler, bu ve benzeri sorulara cevap bulmaya çalışıyor. Katılımcı gözlem ve sözlü tarih gibi birçok yöntemi kullanarak kadın odağından toplumsal yapıdaki değişimi ve etkilerini inceleyen araştırmacılar, elde ettikleri bulguları 22 Ekim 2018 Pazartesi günü MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ‘Toplumsal Cinsiyet ve Mekân İlişkisine Yakından Bakmak’ başlıklı konferansta sundular. Konferansta mekân çalışmaları ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiye yöntemsel ya da teorik açıdan nasıl bakılabileceğine ilişkin sunumlar da yapıldı.

İstanbul dışında Ankara, Zonguldak, Van ve Tekirdağ’da bulunan üniversitelerden gelen akademisyenlerin yanı sıra İskoçya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde farklı disiplinlerde lisansüstü çalışan Türkiye kökenli araştırmacılar konferansta sunum yaptı. Konferansın kapanış oturumunda toplumsal cinsiyet ve mekân çalışmalarının nasıl ilerletilebileceği konuşuldu. Konferansı organize eden MSGSÜ Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Dr. Ceren Lordoğlu ve Van 100.Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Selda Tuncer, akademisyenler arasındaki bilgi paylaşımının önemine değinerek bu konuda daha fazla çeviri yapılmasına ihtiyaç olduğunu belirttiler. Son birkaç yıldır gündemde olan toplumsal cinsiyet ve mekân meselesi, sadece sosyologların değil, çalışma ekonomisi, mimarlık tarihi ve şehircilik gibi farklı disiplinlerde çalışanların da araştırdığı bir konu. Ceren Lordoğlu, konferans için çok sayıda başvuru geldiğini ancak konferansı 11 sunumla sınırlandırdıklarını ve bu konuda çeşitli etkinlikler düzenlemeye devam edeceklerini belirtti.

GÖÇÜN KADINLAŞMASI, KENTSEL DÖNÜŞÜM ve HELAL TATİL

Ankara Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda doktora çalışmalarına devam eden Burcu Hatipoğlu, “Kütahya’daki Somalili Kadınların Gündelik Hayatları” başlıklı sunumunda, AB ülkelerine gitme hayaliyle 2008’de Türkiye’ye gelen ancak Kütahya’ya yerleşmek zorunda kalan Somalili kadınlarla yaptığı görüşmelerin sonuçlarını aktardı.

Marmara Üniversitesi Yerel Yönetimler ve Kent Politikaları Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Rabia Demirci, “Genç Kadınların Mekân Kullanımında Sınırlar ve Stratejiler: Kağıthane Örneği” başlıklı sunumunda Kağıthane’deki bir mahallede yaşayan 15-24 yaş arası, hiç evlenmemiş 25 genç kadınla yaptığı mülakatların analizini anlattı. Demirci’nin görüştüğü genç kadınların çoğu, eğitim konusunda da boş vakitlerini değerlendirme konusunda da mahalle dışına çıkamayan, buna rağmen küçük yaşta iş hayatına atılmak zorunda kalmış kişiler. Demirci, genç kadınların aile baskısını aşmak için ürettiği yöntemler hakkında bilgi verdi. Araştırdığı kadınların sosyal medya kullanım biçimlerine değinen Demirci, Ervin Goffman’ın “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” kitabındaki teorisinden yola çıkarak sosyal medyanın bu kadınlar için bir performans sanatı alanı olduğunu ve kadınların kendilerini ideal gördükleri sahte kimliklerle ‘izleyici’ye yansıttıklarını belirtti.

2005 yılından beri Tarlabaşı odaklı çalışan Dr. Bahar Sakızlıoğlu, “Cinsiyetlendirilmiş Mülksüzleştirme: Tarlabaşı’nda Yaşayan ve Çalışan Kadınların Soylulaştırma Deneyimleri” başlıklı sunumunda, Türkiye’de kentsel dönüşümün aslında mekânın sınıfsal olarak dönüşmesi olarak sonuçlandığından ‘soylulaştırma’ biçiminde görülmesi gerektiğini savundu. Şu anda Leicester Üniversitesi Sosyal Coğrafya Bölümü’nde doktora sonrası çalışmaya devam eden Sakızlıoğlu, Tarlabaşı’nda yaptığı gözlemlerde Suriyeli göçmenler arasında yaygın olan poligaminin Kürt erkekler tarafından kendi ailelerindeki kadınlar üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığından söz etti.

Edinburg Üniversitesi Disiplinlerötesi Belgesel Film bölümünde doktora çalışmalarına devam eden Zeynep Merve Uygun, “Türkiye’nin Kadınlara Özel ‘Helal’ Tatil Mekânları” başlıklı sunumunda, Yalova Esenköy’de açılan ilk kadınlar plajının 300 kişilik bir köyü 80 bin kişilik bir tatil beldesine nasıl dönüştürdüğünü eski ve yeni görüntülerle anlattı. Uygun, konuyla ilgili belgesel nitelikli 6 film hazırlamış.

TAŞRADA KADININ DURUMU ve SOSYAL YARDIMLAR

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Figen Uzar Özdemir ve Atilla Barutçu, “Yerin Altında – Yerin Üstünde: Maden Kentlerinde Toplumsal Cinsiyet İlişkileri” başlıklı sunumlarında Zonguldak ve Kütahya’da yaşayan kadınların yaşam şartlarını mekân ve toplumsal ilişkiler bağlamında aktardılar. Figen U. Özdemir, maden kentlerinde yaşayan kadınlar için ev içinin de bir tür madene dönüştüğünü ifade etti ve Türkiye’de kaçak madenlerde çalışan kadınlar olduğunun bilindiğini ifade etti. Barutçu, madenci erkeklerin sürekli yer altında olmasının yer üstündeki yaşam alanlarının eril kurgusunu değiştirmediğini yurt dışından ve yurt içinden örneklerle anlattı.

Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Sare Öztürk, “Yırca Köyü’ndeki Mekânsal Değişimin Kadınların Yaşamında Yarattığı Dönüşüm Üzerine bir İnceleme” başlıklı sunumunda Manisa Soma’nın bir köyü olan Yırca’da açılan termik santralin tarımsal üretimin azalmasına neden olması sonucunda nasıl bir dönüşüm yaşandığını aktardı. Katılımlı gözlem yöntemini kullanan Öztürk, Yırca’daki ilk santralin 90’larda kurulduğunu ve santralden yayılan küller yüzünden tütün üretiminin bittiğini aktardı. Yırca köylüleri, yanlış şekilde depolanan küller tütün yapraklarına yapışıp tütünün kalitesini ve fiyatını düşürünce tütünden vazgeçip zeytinciliğe başlamışlar. 2014’te ise Soma’ya üçüncü santral yapılmak istendiğinde, acele kamulaştırma kararıyla henüz hasat edilmemiş zeytinliklerin çevresinin kapatılması üzerine kadınlar 50 gün boyunca direnmişti ve direnişi jandarma bastırmıştı. Yırcalı kadınlar bu direnişten sonra STK’lar yardımıyla sabun üretmeye başlamışlar. Öztürk, sabun üretme işinin kadınların ekonomik ve sosyal anlamda güçlenmesini sağladığını gözlemlemiş.

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı’ndan Dr. Denizcan Kutlu, “Sosyal Yardım Rejiminde Kadınların Toplumsal Cinsiyet ve Mekân Deneyimleri: Hane, Mahalle, Muhtarlık ve Kurumlardan Saha Gözlemleri” başlıklı sunumunda, Ankara, İstanbul, Urfa ve Van’da yaptığı saha çalışmalarından gözlemlerini aktardı. Sosyal yardım alması istenen bir nüfus yaratıldığını ve sosyal yardımların yoksulluğu ortadan kaldırmadığını söyleyen Kutlu, sosyal yardımların yoksulluğun çıtasını yükselttiğini belirtti. Sosyal yardımların devlet açısından kadını evde tutmanın aracı haline getirildiğini ifade eden Kutlu, ihtiyaç tespiti aşamasının da problemli olduğunu gözlemlemiş. İhtiyaç tespiti, yatak odalarındaki gardıroplarına açılmasına kadar, özel yaşam alanlarının kamu denetimine açılması anlamına gelebiliyor. Kutlu, muhtarların yardım bağlama karşılığında cinsel istismar gerçekleştirdiğine dair duyumlar aldığını aktardı. Kutlu, bazı yerlerde türbanın sosyal yardım alabilmenin başlıca koşulu olduğunu söyleyenlerin ifadelerini de kayıt altına almış.

MERSİN’DE CUMHURİYETİN İKİNCİ KUŞAK KADINLARI

Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Esen Ergin, “Mersin’de Kadın Olmak: Doğu Akdeniz’de Kozmopolit Bir Şehirde Yaşamaya Dair Hristiyan ve Müslüman Kadınların Anlatıları” başlıklı sunumunda yaptığı sözlü tarih çalışmasından söz etti. Kadınların kamusal alana katılımının Tarsus’ta Cumhuriyet öncesinde başladığını belirten Ergin, yaptığı görüşmelerde Mersin’in yerlisi olma bilincinin kadınlarda çok güçlü olduğunu gözlemlemiş. Cumhuriyetin ikinci kuşağından olan bu kadınlar, son dönemde kadınlara yapılan baskı ve tacizlerden şikayet ediyor ve Mersin’in eskiden daha modern olduğunu söylüyorlar. Cumhuriyetin kadın imgesinin kadını özgürleştirmeye yetmediğini savunanların aksine saha çalışmasında tam aksi sonuca ulaştığını söyleyen Ergin, erken cumhuriyet dönemine dair anlatılarda aile büyüğü durumunda olan kadınların iş hayatına katılmasının cumhuriyet sayesinde söz konusu olduğunun anlatıldığını belirtiyor. Türkiye’nin ilk kadın belediye başkanının Mersin’den olmasını gururla anlatan Mersinli kadınlar, Mersin’in ilk kadın belediye başkanı Müfide İlhan’ın bir yıl sonra istifa etme sebebinin erkek baskısı yüzünden olduğunu düşünüyorlar.

“Toplumsal Cinsiyet ve Mekân İlişkilerine Yakından Bakmak” konferansının bildiri özetlerine internet adresinden ulaşabilirsiniz