The Independent yazdı: Erdoğan ve Trump'ın korkutucu benzerlikleri

The Independent'ın ünlü köşe yazarı Patrick Cockburn, 'Erdoğan ve Trump'ın benzerlikleri'ni yazdı. Makalede, iki lider için 'Kendilerinin ve başkalarının bindiği dalı kesiyorlar' ifadesi kullanıldı.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - İngiliz gazetesi The Independent'ın yazarlarından Patrick Cockburn, 'Trump ile Erdoğan arasındaki korkutucu benzerlikler' başlıklı bir makale kaleme aldı. İki liderin de eleştiriye karşı 'çılgınca bir hassasiyet' gösterdiğini savunan Cockburn, "İkisi de denetlenmeyen bir güç için bastırılamayan bir iştaha sahip ve bunu, kendi ülkelerindeki bölünmeleri kullanarak ve artırarak elde ediyorlar" yorumunu yaptı. Cockburn makaleye, "Sürekli olarak, kendilerinin ve başkalarının bindiği dalı kesiyorlar" ifadesiyle son verdi.

'TRUMP ERDOĞAN'A BAKSIN, RAHATLASIN'

Makalenin tercümesi şöyle:

Donald Trump başkanlık görevini devralmaya hazırlanırken, Amerikan medyası, istihbarat kurumları, hükümet aygıtları, Cumhuriyetçi Parti'nin bazı kısımları ve Amerikan nüfusunun önemli bir bölümünden muhalefetle mücadele ediyor. Gücünü keyfe keder bir biçimde kullanmasını engelleyecek türden etkileyici engeller var gibi görünüyor.

trumppp

İçi rahat olsun: Bunların büyük kısmı, partisi AKP'yi dört seçim zaferinden ilkine taşıdığı 2002'de Tayyip Erdoğan için Türkiye'de de söylenmişti. Karşısında, darbeler ve darbe tehditleri yoluyla ülkede gücün nihai kaynağı olan bir ordu ile onun İslamcı inançlarına kuşkuyla bakan laik bir müesses düzen vardı. Fakat yıllar için düşmanlarına karşı üstünlük sağladı veya onları ortadan kaldırdı; geçen yıl 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişimini her tür muhalefet belirtisini 'terörizm' diyerek bastırdı ve cezalandırdı.

'ERDOĞAN MECLİS'İ LAĞVEDİYOR'

Trump'ın Beyaz Saray'a geldiği bir dönemde Türkiye parlamentosundaki AKP ve aşırı sağın elindeki çoğunluk, meclisin güçlerini elinden alıyor ve hepsini toptan olarak başkanlığa transfer ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, parlamentoyu lağvetme, yasaları veto etme, bütçeye karar verme, milletvekili olması gerekmeyecek bakanların yanı sıra üst düzey yetkilileri ve rektörleri atama yetkisine sahip olacak bir seçilmiş diktatör haline gelecek.

Başbakanlık ofisi kaldırılırken bütün güç Erdoğan'ın elinde olacak ve üç dönem boyu beşer yıl hizmet edebilecek olan başkan, istihbarat servislerini de doğrudan kontrol edecek. Üst düzey yargıçları ve eğitim sistemi dahil, devlet kurumlarının başındaki kişileri o atayacak.

'TASFİYE HAYATIN HER ALANINDA'

Bu aşırı kapsamlı anayasal değişiklikler, sonrasında 100 bin memurun gözaltına alındığı veya işten kovulduğu başarısız darbe girişimiyle başlayan ve giderek genişleyen tasfiyeleri pekiştiriyor. Bu tasfiye şu an, liberal gazetecilerden 10 milyar dolarlık yatırımlarına el konulan iş adamlarına uzanacak şekilde, hayatın her alanına dokunuyor.

'POPÜLİST, MİLLİYETÇİ'

ABD ve Türkiye'de son derece farklı siyasi geleneklere rağmen, Erdoğan'la Trump arasındaki benzerlikler ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla. Paralellik temel olarak, bu iki adamın iktidara gelme ve bu gücü artırma yöntemlerinde yatıyor. İkisi de düşmanlarını şeytanlaştıran, kendilerini komplolarla sarılmış halde gören popülist ve milliyetçi liderler. Başarı, onların daha fazla otorite arayışını tatmin etmiyor.

Trump'ın kasımda seçildikten sonra saldırgan kampanya halinden daha uzlaşmacı bir yaklaşıma geçeceğine dair umutlar son iki ayda kayboldu. Bu haftaki basın toplantısında muhabirlere yönelik tacizinde görüldüğü gibi, medyaya yönelik açık düşmanlığı arttı.

'ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL EDEMİYORLAR'

Eleştiri karşısında çılgınca bir hassasiyet de bu iki adamın ayırt edici özelliklerinden. Trump'ın vakasında, bu durum Meryl Streep gibi muhalifleri Twitter'dan kınamasıyla görülüyor. Türkiye'deyse, 2 bin kişi hakkında cumhurbaşkanına hakaretten dava açıldı. Bir adam, Facebook'ta Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum karakterinin üç fotoğrafının yanına Erdoğan'ın benzer yüz ifadeleriyle göründüğü fotoğrafları paylaştığı için yargılandı. Dünya çapında hapishanede olan 259 gazeteciden 81'i Türkiye'den. Amerikalı muhabirler şu an benzer cezalarla karşı karşıya olmayabilir fakat eleştirilerine son vermeleri konusunda çalıştıkları kurumlardan ağır bir baskı görmeyi bekleyebilirler.

'DEMAGOJİ ÇAĞI' İFADESİ FENOMENİ ANLATMIYOR

Türkiye ve ABD çok farklı siyasi ortamlara sahip olabilir fakat Trump ile Erdoğan'ın davranışlarında şaşırtıcı bir benzerlik var. Aynısı, Macaristan'dan Polonya ve Filipinler'e kadar, dünyanın farklı yerlerinde iktidara gelmekte olan popülist, milliyetçi ve otoriter liderler için de geçerli. Yorumcular bu fenomeni tarif edecek bir tanım bulmakta zorlandılar; ortaya çıkan 'demagoji çağı' ifadesi ise sadece bu tür liderlerin iktidara gelme yöntemini - ki bu da önemli- anlatıyor.

'3. NAPOLYON, MUSSOLINI, HİTLER...'

Bu tür siyasi liderlik yeni değil: En öne çıkan tarifi 70 yıl önce 1947'de Britanyalı büyük tarihçi Sir Lewis Namier tarafından, bir önceki yüzyılda Fransa'da 3. Napolyon'u, İtalya'da Mussolini'yi ve Almanya'da Hitler'i yaratan, 'Sezaryen demokrasi' diye adlandırdığı durum hakkında yazılmıştı. Namier'in bu zehirli politika türünün en önemli veçhelerine dair listesi, bugün ilk yazıldığı gün kadar geçerli. Zira listedeki bütün maddeler Trump, Erdoğan ve benzerlerine uyuyor.

'SEZARYEN DEMOKRASİ'

Namier 'Sezaryen demokrasi'nin tipik özelliklerini şöyle tarif ediyordu: "Kitlelere doğrudan seslenmesi; demagojik sloganları; hukuk ve düzenin korunduğunun söylenmesine rağmen yasaların gözardı edilmesi; siyasi partileri, parlamenter sistemi, eğitimli sınıfları ve onların değerlerini küçümsemek; herkese yönelik tatlı sözler ve yüzeysel, çelişkili vaatler; militarizm; devasa bir gösteriş ve karanlık bir yolsuzluk. Göstermelik etkinlikler ve yolun sonunda da facia.

'KAPASİTELERİNİ ABARTIYORLAR'

Facia farklı formlarda geliyor. Seçilmiş diktatörlerin veya güçlü adamların bir başarısızlığı, kendi kapasitelerine dair abartılı bir anlayıştan kaynaklanıyor; ülkelerinin gücünü aşan yabancı askeri maceralara giriyorlar. Bir izolasyonist olarak Trump bu tür bataklıklardan uzak durabilir fakat güvenlik alanında yaptığı atamaların çoğu çok daha saldırgan ve müdahaleci bir çizgiye işaret ediyor.

Başkan Obama'nın güçlü yanlarından biri, ABD'nin Ortadoğu'da, George W. Bush'un Irak ve Afganistan'da yaptığı gibi kazanılamaz savaşlar başlatmadan neler yapabileceğine dair gerçekçi bir bakışı olmasıydı. Trump başkanlık kampanyası boyunca, Amerikalıların Ortadoğu'da veya başka bir yerde yeni bir saha savaşı istemediğini anladığına dair sinyaller verdi (Hillary Clinton bunu yapmadı). Fakat bu durum doğal olarak ABD'nin dünyadaki nüfuzunu sınırlıyor ve Trump'ın 'Amerika'yı yeniden büyük yapmak'la ilgili sloganıyla ters düşüyor.

'TÜRKİYE'DE FACİA ÇOKTAN BAŞLADI'

Namier'nin seçilmiş diktatörlerin doğal sonu olarak öngördüğü facia Türkiye'de çoktan başladı. Türkiye lideri gücü ülke içinde tekeline almayı başarmış olabilir fakat bunun bedeli, Türkiye toplumu içinde krizleri tetiklemek ve bölünmeleri derinleştirmek oldu. Ülke, Erdoğan'ın 2011'den bu yana süren yanlış hesaplanmış müdahalesi nedeniyle Suriye'deki savaşa karışmış durumda. Bu durum, PKK'nin Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) Suriye kolunun kuzey Suriye'de fiili bir devlet kurmasına ve IŞİD'in aynısını Suriye ile Irak'ta yapmasına yol açtı. Erdoğan ülke içinde de, seçimlerle ilgili sebepler nedeniyle Türkiyeli Kürtlerle savaşı 2015'te yeniden başlattı ve ihtilaf şu an her zamankinden daha aşılamaz durumda.

'MALİ KRİZ TIRMANIYOR'

Türkiye'de birkaç haftada bir genellikle IŞİD'in veya PKK'nin bir kolunun işi olan yeni bir terör saldırısı düzenleniyor (Hükümet bazen suçu Gülen'e de atıyor). Buna ek olarak, Türk Lirası'nın son iki hafta yüzde 12 oranında değer kaybetmesine yol açan, tırmanan bir mali kriz var. Yatırımcılar Türkiye'nin kronik biçimde istikrarsız olduğuna giderek daha fazla ikna olurken, dış ve iç yatırım kuruyor.

'İŞTAHLARI BASTIRILAMIYOR'

Erdoğan ve Trump'ın bir ortak yanı daha var: İkisi de denetlenmeyen bir güç için bastırılamayan bir iştaha sahip ve bunu, kendi ülkelerindeki bölünmeleri kullanarak ve artırarak elde ediyorlar. Ülkelerini yeniden büyük hale getireceklerini ilan ediyorlar ama pratikte zayıflatıyorlar. Sürekli olarak, kendilerinin ve başkalarının bindiği dalı kesiyorlar. (Dış Haberler)

MAKALENİN İNGİLİZCE ORİJİNALİ