Star gazetesinde Cumhuriyet itirazı

Star gazetesi yazarları Resul Tosun, Lütfü Oflaz ve Ahmet Taşgetiren, Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonun başlamasından bu yana dikkat çekici değerlendirmeler yaptı. Üç yazar da operasyonun 'inandırıcılığına' ilişkin endişelerini dile getirirken, uluslararası toplumdan gelebilecek eleştirilere dikkat çekti.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Star yazarları Resul Tosun, 1 Kasım'da; Ahmet Taşgetiren, 2 Kasım'da; Lütfü Oflaz  ise 3 Kasım'da çıkan yazılarında Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu değerlendirdi. 'Endişe' ve 'itiraz'larını ifade üç ismin değerlendirmeleri özetle şöyle:

Ahmet Taşgetiren: Cumhuriyet'e operasyon

Evet bir yargı süreci var. Bir yandan Cumhuriyet’i yöneten vakıftaki işlemler sorgulanıyor, ama asıl tansiyon yükselmesi yazarlara yönelik soruşturma ile ilgili. Orada Başsavcılığın “FETÖ/PDY ve KCK/PKK terör örgütlerine muzahir olma (arka çıkma) ve üye olmamakla birlikte adına suç işleme” gibi bir ithamı söz konusu.

Baktığımızda;

PKK ve FETÖ’ye karşı mücadele çığırında Cumhuriyet’in dilinin diğer medyadan ayrıştığı açıktı.

Cumhuriyet oldukça sert bir muhalefet dilini tercih etmekte idi.

FETÖ’ye karış mücadelede, FETÖ’nün her renge bürünebildiği kanaatinden yola çıkarak, Cumhuriyet’in arka planda o yapı ile bağlantılı olabileceği izlenimi bile inandırıcı bulundu.

Bu arada TIR operasyonundan bu yana, Türkiye’nin uluslararası platformda “Ortadoğu’da DEAŞ terörüne destek verdiği” izlenimi oluşturmak için Cumhuriyet’e ait oldukça kabarık bir “Günah dosyası” bulunduğu doğrudur. Yazılarımızda, konuşmalarımızda, hem FETÖ’nün hem onunla aynı ağzı kullanan siyasi - medyatik yapıların (Cumhuriyet bunlar arasındadır) Türkiye’yi vurduklarını ifade ederek geliyoruz. Bunun, bir medya eyleminden çok farklı olduğunu belirtmek lazım.

Cumhuriyet ve onunla birlikte hareket eden iç - dış siyasi odaklar, tüm bu yayınların “muhalefet” çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, üstelik muhalefetin “sert ve acıtıcı” boyutlarının uluslararası hukuk tarafından koruma altına alındığını belirtiyorlar.

...

Yargı sürecinin iç hukuk yollarında nasıl neticeleneceğini bilmiyoruz. Olağanüstü hal uygulaması ile gazeteye kayyım tayini vs. söz konusu olur mu? Yazarlar için cezalandırma gelir mi? Cezalandırma olur, iç hukuk yolları tükenirse konu belli ki AİHM’e kadar gider. Bu noktalarda AİHM’den Türkiye’yi tazminata mahkum eden pek çok kararın çıktığını biliyoruz. Kayyım tayini durumunda da, gazetenin geçireceği dönüşüm medya özgürlüğünü sürekli gündemde tutacaktır.

Türkiye, Ortadoğu’da yaşanan gerilimlerin kaçınılmaz yansımaları ve onlara müdahale iradesinin getirdiği bedeller de dikkate alındığında her bakımdan çok hayati bir süreci yaşıyor.

Bu dönemde medya Türkiye’nin hassasiyetlerini gözetme, yönetenler de, tahammül - tepki dengesini bulma sınavını veriyor. İyi niyet ise herkes için ana sınama çerçevesi.

Resul Tosun: Hedef Cumhuriyet gazetesi mi yoksa iktidar mı?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dün Cumhuriyet Gazetesi’ne uyguladığı yöntem akıllara bir sürü sorunun üşüşmesine yol açtı. Başsavcılığın gerekçeleri arasında yer alan ‘02/04/2013 tarih ve 2013/4 sayılı yönetim kurulu toplantısında alınan vakıf üyeliğine seçim kararının usulsüz olduğu’ haricindekilerin inandırıcılığı da soruşturmanın maksadı hakkındaki kuşkuları artıyor!

Hoş, seçim kararıyla ilgili gerekçe de baskın ve gözaltı muamelesine ne kadar meşruiyet kazandırır orası da soruşturma maksadının şüphelerini artırıcı mahiyette!

Savcılığın Cumhuriyet gazetesi hakkında başlattığı soruşturma, gözaltılar ve ev aramalarının zamanlamasına bakınca, bu tasarruftan Cumhuriyet Gazetesi’nin zarar görmeyeceğini aksine itibar kazanacağını ama hem iktidar partisinin hem cumhurbaşkanının yara alacağını görmemek için bu dünyada yaşamıyor olmak gerekir.

Dış dünyada ve uluslararası camiada Türkiye’yi frenlemek için bahane arayanlar terör örgütüne üyelikten tutuklanan Diyarbakır Belediye Başkanı’na bile sahip çıkarken terör örgütüne üye olmadığı açıklanan bir medya kuruluşuna yapılan baskını nasıl izah edeceğiz!

Yeni anayasa hazırlıkları sürerken, başkanlık konusunda belli bir aşamaya gelmişken medyaya baskı uygulandığı propagandasına yol açan bu tasarrufu nasıl açıklayacağız?

Türkiye hasımlarına kendi elimizle tepe tepe kullanacakları bir malzeme vermiş olmuyor muyuz?

Hâsıl-ı kelam, savcılığın bu uygulaması Cumhuriyet Gazetesi’ne itibar kazandıran ve iktidarı zora sokan bir tasarruf olmuştur!

Lütfü Oflaz: Cumhuriyet'i suçlayan Cumhuriyet yazarı

Gözaltına alınan Cumhuriyet gazetesi mensupları hakkında savcılığın suçlaması neydi?

Bu suçlama “PKK, FETÖ üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” şeklindeydi.

Savcılığın bu suçlamasını okuduğum anda aklıma, CHP milletvekili Mustafa Balbay’ın, Cumhuriyet gazetesine yönelik suçlamaları geldi.

Cumhuriyet gazetesinde yönetici ve yazar olarak uzun süre çalışan Mustafa Balbay,”Cumhuriyet gazetesinde FETÖ’cülük, Kürtçülük yapmak serbest” demişti.

Cumhuriyet gazetesinin FETÖ’cülere, Kürtçülere hizmet ettiğini söylemişti.

Buna karşılık Cumhuriyet gazetesi yönetimi de Mustafa Balbay hakkında, “İktidarın gazeteye müdahale etmesine zemin ve fırsat yaratmak için iktidarla işbirliği yapmaktadır” şeklinde bir suçlama yapmıştı.

Evet, Mustafa Balbay, Cumhuriyet gazetesini FETÖ’cülük, Kürtçülük yapmakla, onlara hizmet etmekle suçlamıştı.

Suçlama dosyasını savcıdan önce o yazmıştı.

Bakalım yargı mercileri, bu suçlamaları hukukun ve de toplumun vicdanını tatmin edecek ölçüde ispatlayabilecek mi?

Bu yapılamazsa, cümle alem “Bunlar FETÖ’yle, PKK’yla mücadele ediyoruz diyerek tüm muhalifleri susturma peşinde” demeyecek mi?

Bu da en çok FETÖ’nün, PKK’nın işine gelmeyecek mi?

Onlara karşı verilen mücadeleye zarar vermeyecek mi?