Gezi tutuklusu Tayfun Kahraman 600. günde cezaevinden yazdı: Çürüteceğim delil yok

Gezi tutukluları cezaevinde 600. günü doldurdu. Şehir plancısı Tayfun Kahraman, “Pişmanlık deseniz pişman olacak bir suçum yok. Suçsuz olduğumu kanıtlamak istiyorum ama çürüteceğim delil yok” dedi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Gezi direnişi davasında tutuklanıp 18 yıl hapis cezasına çarptırılmadan önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı olarak görev yapan şehir planlama uzmanı Dr. Tayfun Kahraman, tutukluğunun 600. gününde yaşadığı hukuksuzluğu Cumhuriyet’e yazdı.

"Suçsuz olduğumu kanıtlamak istiyorum, çürüteceğim delil yok. 'Tayfun, sen hükümeti cebir ve şiddetle devirmeye çalıştın' diyorlar. O kadar" diye yazan Kahraman kızı Vera'ya da seslendi: "Sana iyi bir miras bırakmak için işimi layıkıyla yapmaya gayret ettim. İyi bir mirasın acılı bir diyeti olarak görüyorum bu yaşadıklarımızı. Hiçbir sorumluluğum olmasa da, ayrı kaldığımız her gün için özür dilerim senden."

Kahraman'ın mektubu şöyle:

"Herkese Merhaba,

25 Nisan 2022’den beri hayatım tamamen değişti. Daha doğrusu hayatıma süresi belirsiz bir ara verdim. Çünkü hayat dışarıda akıyor, burada ise sabit. Haftada bir saat gördüğüm kızım büyüyor, okula başlıyor, okumayı öğreniyor, benim zihnimeyse adliyede son sarıldığımız haliyle kazındı. Bugün 600 gün oldu. Ailemden, işimden, sevdiklerimden uzaktayım.

‘MAHKEME BİZİ HAKLI BULDU’

Ben işini dürüstçe, hakkını vererek yapmayı öğrenerek büyüdüm. Atatürk’ün mirasını ileriye taşıyacak gençlerden biri olma heyecanıyla yetiştirdiler bizim kuşağımızı. Anne-babamızı, eşi dostu mahcup etmemekten önce ahlaki görevimizi yerine getirmek için titizlikle çalışmak şarttı. Öğrenciliğimde sınavlarıma hazırlanırken de bu böyleydi, meslek hayatımda da.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı seçildiğimde de anayasamızın bana yüklediği bu görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Gezi Parkı’nın betonlaştırılması kamusal fayda değil zarar getireceği için 2012 yılında hukuki yollardan itiraz ettiğimizde, anayasal ve kamusal görevimi yerine getiriyordum aslında. Nitekim mahkemeler de itirazımızı haklı buldu ki yapılması planlanan proje iptal edildi. Eğer Gezi Parkı’nın yapılaşmasına karşı itirazlar orantısız şiddetle bastırılmak yerine hukuka şans tanınsaydı ülke çapında bir toplumsal harekete dönüşen protestolar çok muhtemeldir ki bu derece büyümeyecek, bu da görevimiz gereği açtığımız onlarca davadan sadece biri olarak kalacaktı.

‘ARABULUCU HEYETTEYDİM’

28 Mayıs 2013’te başlayan ve aylarca süren Gezi Parkı protestolarıyla parkı korumak için açtığımız dava toplumsal bir mesele haline geldi. Hem protestocular hem de iktidar için kentsel meselelerde bilgisiyle ve kurumsal temsiliyetiyle muhatap alınacak insanlar içinde olduğum için bize yine görev düştü. Protestoculara uygulanan haksız ve orantısız şiddet sonucunda vicdanı ayağa kalkan Türkiye’nin birikmiş sosyal sorunlarının ortaya saçıldığı bir haysiyet direnişinde herkesin başka bir derdi seslendirmek için sokağa çıktığı bir ortamda bizzat dönemin başbakanı tarafından belirlenen arabulucu heyete seçildim. 32 yaşındaydım bu sırada.

Kötü bir şaka gibi ama 10 yıl sonra ben, o zaman henüz doğmamış olan çocuğum, “Baba elinden bir şey gelirken neden bir şey yapmadın?” demesin diye sorumluluk aldığım için ondan uzaktayım. Pişmanlık deseniz pişman olacak bir suçum yok. Suçsuz olduğumu kanıtlamak istiyorum, çürüteceğim delil yok. “Tayfun, sen hükümeti cebir ve şiddetle devirmeye çalıştın” diyorlar. O kadar.

Bizi şeytanlaştıran, bu gerilimi tırmandıranların 15 Temmuz’da da ülkemize kast eden FETÖ’cüler olduğunu çok sonra öğrendik tabii. Zaten FETÖ’nün gerçek yüzü ortaya çıktığında onların düzmece dava dosyasının da diğerleri gibi kapanacağını, aklı başında kimsenin bu kumpasçıların komik iddialarını dikkate almayacağını düşündüm. Ya bende bir saflık, ya bu işte bir tuhaflık var. Çadırları yakarak olayları büyüten, basit bir kent meselesini infial yaratan bir şiddete çeviren dönemin erk sahibi FETÖ’cülerin bir tanesi bile bu suçlardan yargılanmadı. Onların uydurduğu bir senaryo, ortada hiçbir delil olmadan gerçek kabul edildi ve olaylardan tam 9 yıl sonra 18 yıl hapis cezasına mahkûm edildim.

‘HERKES İÇİN ADALET’

600 gün. Her bir gecesinde kafamdaki sorulara cevap bulamadığım 600 gün geçirdim. Hukuk yolları tükenmedi ve ben hâlâ bu akıl ve vicdan dışı isnatların gerçek hukukçular tarafından tarihin çöp sepetine atılacağını, özgürlüğüme kavuşacağımı umut ediyorum. Televizyonda yargı reformları, insan hakları ve hukukla ilgili haberler görünce ister istemez kulak kabartıyorum. Bütün cenahlardan herkes yargıda bir takım “tatsız” işler olduğundan bahsediyor, ben o tatsızlığın ortasında yaşıyorum.

Meslek hayatımın çoğunu geçirdiğim memuriyette bir kere bile disiplin cezası almamış, trafik cezası yememiş, karakol yüzü görmemiş, mesleğini hakkıyla yaparak memlekete faydalı olmak dışında gayesi olmamış bir insan olarak 32 yaşında çözümü için arabulucu olduğum gerilimin sorumlusu ilan edilmiş halde, 42 yaşında Silivri’nin bir koğuşunda geç de olsa gelecek adaleti bekliyorum. Kendim için, herkes için, ülkem için adalet istiyorum.

‘ÖZÜR DİLERİM KIZIM’

NOT: Sevgili kızım Vera, olanları anlayacak yaşa geldiğinde okursun bunları, diye not düşüyorum. Sana iyi bir miras bırakmak için işimi layıkıyla yapmaya gayret ettim. İyi bir mirasın acılı bir diyeti olarak görüyorum bu yaşadıklarımızı. Hiçbir sorumluluğum olmasa da, ayrı kaldığımız her gün için özür dilerim senden.

TAYFUN KAHRAMAN
SİLİVRİ CEZAEVİ, A-47

(HABER MERKEZİ)