Güney Afrika’nın genç özgürlük savaşçısı: Steve Biko

Siyahlar üzerinde artan etkisi, gençler için esin kaynağı olması, eylemlere öncülük etmesi nedeniyle Biko, hükümet tarafından tehlikeli bir aktivist olarak görüldü ve 1973 yılından itibaren engellenmeye başlandı. Ardından, Biko'nun, Siyah Öğrenciler Birliği üyelerinin, diğer siyah kuruluşlarının toplantı ve açıklama yapmaları  yasaklandı. İzleyen iki yıl içinde, Biko dört kez tutuklandı ve yargılanmadan aylarca cezaevinde tutuldu.

Google Haberlere Abone ol

Nazım Tural*[email protected]

Siyahların "Apartheid"a karşı yürüttükleri tarihi özgürlük mücadelesinde önemli bir yeri olan, Joan Baez’in adına beste yaptığı, efsaneleşen gençlik lideri Steve Biko, siyah gençliğin direniş lideri olarak günümüzde de gençliğin ilham kaynağı olarak anılmakta.

Güney Afrika’da (GA), beyaz azınlığın siyasi iktidarı elinde bulundurduğu, siyahlara oy hakkı tanımadığı, ekonomik, sosyal, günlük yaşamın hemen her alanının siyah-beyaz ayrımı üzerine oturtulduğu "apartheid" adı verilen ırkçı yönetime karşı başlatılan siyahların özgürlüğü mücadele tarihinde özel bir yeri olan gençlik lideri Steve Biko 18 Aralık 1946 günü dünyaya gelmişti.

APARTHEID DÖNEMİ

1930’larda, Güney Afrika’ya ilk yerleşenlerden Hollanda kökenlilerin oluşturduğu, “Afrikaaner” olarak anılan, beyazların kendilerine özgü oluşturdukları ırkçı, milliyetçi ideoloji çerçevesinde kurdukları siyasi yapılanma "Apartheid" olarak anılmakta. 1948 seçimleri sonrası ırk ayrımcılığının, siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamın her alanına yerleştiği; siyahları, siyasi haklardan yoksun göçmen ucuz işçiler olarak gören ırkçı yönetim, siyah-beyaz ayrımını toplum yaşamının her alanında uygulamaya başladı. 1950 yılında çıkarılan bir yasa; kentlerde siyah ve beyazların yaşayacakları alanları belirlemesi nedeniyle beyazlara ait olarak ilan edilen çeşitli bölgelerden binlerce siyah zorunlu olarak göç etmek zorunda kaldı ve büyük sosyal sorunlar, can ve mal kayıpları yaşadılar. 1953 yılında çıkarılan bir yasa ile, otobüsler, park alanları, tuvaletler gibi kamusal alanlardaki tesisler siyah ve beyaz olarak ayrılmış, böylelikle, siyah beyaz ayrımı, sosyal alanlarda günlük yaşamda da görünür hale gelmişti.

Diğer yandan, ırkçı yönetim, çocuk ve gençlerin ırkçı beyaz ideolojinin öngördüğü bir eğitim sistemiyle yetişmesini Apartheid sistemini yerleştirmede çok önemli bir araç olarak değerlendirilmekteydi. Nüfusu çok daha fazla olmasına karşın beyazlara göre çok daha az bütçe ayrılan bu eğitim sistemi, siyahlara beyazlarla eşit olamayacaklarını, belli iş kapasitesinin üzerine çıkamayacaklarını öğretmeyi amaçlamaktaydı. Beyazların eğitimi, zorunlu ve geniş kapsamlı olduğu halde; az sayıda siyah öğrencilerin eğitimi büyük ölçüde geri kalmıştı. Yetersiz okul, bina vb. alt yapı eksikleri yanında, yeterli öğretmen, yeterli eğitim araç ve gereci bulunmamaktaydı. 1961’de, siyah öğretmenlerin sadece yüzde 10’u lise mezunuydu. 1967 itibariyle, 58 öğrenciye bir öğretmen düşmekteydi.

SİYAHLARIN MÜCADELESİ

1940’larda daha çok, müzakereler, hukuk yollarıyla hak arama çabası görülürken; GA Komünist Parti’nin öncülük ettiği, geniş katılımlı boykotlar, protestolar gündeme geldi. Apartheid’a karşı yürütülen mücadelede başı çeken ANC, Afrika Ulusal Kongresi, 1944’te Gençlik Örgütü’nü kurana kadar geniş bir taban oluşturamamıştı. ANC Gençlik Örgütü’nün; Anton Lembede, Nelson Mandela, Oliver Tambo ve Walter Sisulu gibi liderlerin öncülüğünde; kitle protesto ve boykotları, pasif direnişleri içeren bir militan eylem programı geliştirmeleri mücadelede önemli bir aşamayı oluşturmaktaydı. 1950’lerde ırkçı rejime karşı ülkede mücadele etmekte olan önde gelen kuruluşların bir araya gelerek bir birlik oluşturmaları, GA Hükümeti tarafından "vatana ihanet ve hükümeti yıkma amaçlı bir örgütlenme olarak" suçlandı. Ve Birlik Kongresi’nin başta Nelson Mandela ve arkadaşları olmak üzere 156 üyesinin yargılaması, 1956’dan 1961’e kadar ülkede büyük ilgi ve tepkiler yaratan bir süreç olarak, siyahların mücadelesinin kitlelerce tartışılmasına neden olmuş, yargılama sonucu iddialar kanıtlanamadığı için tüm sanıklar beraat etmişti. (Understanding Apartheid, Oxford University Press Southern Afirca, Cape Town 2006, s.61.)

21 Mart 1960 günü, Pan-Afrika Kongresi tarafından kimlik kartlarını protesto etmek için, şiddet içermeyen bir yürüyüş düzenledi. Kalabalık grup Sharpeville’de polis merkezi dışında toplandı, ancak polisin açtığı ateşle 69 kişi öldü, 180 kişi yaralandı. Sharpeville Katliamı’nın yurtiçi ve yurtdışındaki yankıları büyük oldu. Hükümet tüm bu tepkilere, olağanüstü hal ilanı, ANC ve PAC’i yasaklayarak yanıt verdi. Hükümetin bu tutumu, siyahların silahlı direnişinin başlamasının yolunu açtı. 1963’te başta Mandela olmak üzere, ANC lider kadrosunun ömür boyu hapse mahkum olması siyahların mücadelesine büyük darbe vurdu.

1960’larda polis şiddetinin arttığı bu zamanlarda, kiliseler ve özellikle üniversitelerde ırkçı yönetime karşı eleştiriler daha çok duyulmaya başladı. Bu dönem aynı zamanda, ilk okuldan üniversiteye okullarda ırk temelinde bölünmelerin arttığı dönem oldu. Apartheid eğitim sistemi, siyahların ırkçı rejimin istediği, kendilerini ikinci sınıf görecek bilinç kazanması temelinde şekillense de, siyah öğrenciler bir araya gelerek, tartışmalar yapmakta, eğitimi değerlendirmekteydi. Siyah Bilinç Hareketi üyelerinin uygulanan politikaları ve uygulamaları yorumlamaları bu gelişmelere çok önemli katkı yapmaktaydı. Gelişmekte olan siyah gençlerin hareketi, yaşanan korkular nedeniyle, yaşlı nesil tarafından önlenmek istense de, bu gençler toplumu temelden değiştirmek istemekteydiler. Bunu gerçekleştirmek için öncelikle siyahları kendilerine güven duyan kişilere dönüştürmeyi hedefliyorlardı. Diğer bir anlatımla, öncelikle, siyahların düşünsel anlamda özgürleşmesini, güvenli kişiler olmalarını amaçlamaktaydılar.

1970’LER, STEVE BIKO’NUN LİDERLİĞİ - GENÇLERİN DİRENİŞİ

Steve Biko, 18 Aralık 1946’da King William’s Town'da doğdu. Lise eğitimi sonrasında, Natal’da tıp eğitimine başladı. Burada, farklı Güney Afrika etnik gruplarını bir araya getirmiş olan Ulusal Güney Afrika Öğrencileri Birliği'ne katıldı. Ancak kısa sure sonra, beyazların hakim olduğu bu kuruluşu siyahların kendilerini geliştirmeleri açısından bir siyah olarak yeterli görmeyerek ayrıldı. Biko, Güney Afrika’da büyük çoğunluğu oluşturan siyahların kültürünün korunmasının ve bu kültür etrafında bir yapılanmaya gidilmesinin doğru olduğuna inanmaktaydı.

Steve Biko, 1968’de GA Siyah Öğrenciler Birliği’nin eş kurucusu, bir yıl sonra ilk başkanı oldu. Siyah Öğrenciler Birliği, siyahları miras aldıkları onur sahibi ve değerli gören siyah bilincini tanıtma, geliştirme felsefesi üzerine kurulmuştu. 1970’lerde Siyah Bilinç Hareketi üniversite kampüslerinden özellikle tüm GA kentlerinde siyahlar arasında yayıldı. 1972’de Biko, Siyah Bilinç Gruplarını bir araya getiren Siyah Halk Kongresi olarak anılan şemsiye kuruluşun kurucularından biriydi.

Biko’nun Siyah Bilinç Hareketi adını vermesi, siyahların beyazlar karşısında kendilerini değersiz görme alışkanlığından kurtulmalarını istemesinden kaynaklanmaktaydı. Biko’ya göre, siyahlar çocukluktan itibaren aldıkları eğitim ve beyazlardan büyük ölçüde farklı çevrede yaşamaları nedeniyle, kompleks sahibi olmakta, beyazları önemli ve değerli görürken, kendilerini önemsiz ve değersiz görmekteydiler.

Siyah Bilinç Hareketi, özellikle gençler üzerinde güçlü sosyal, kültürel ve siyasi bilinç, farkındalık, uyanış olarak itici güç ve mücadelede motive edici işlev gördü. Siyah Bilinç Hareketi tüm siyahları kapsayıcı bir örgüt olarak, olumlu kimlik yansıması ve GA’da ancak, kendi kimlik ve değerleri konusunda bilinç kazanmış, eylem yeteneği olan siyahların değişim sağlayabileceği bilincini yaymakta, gençleri cesaretlendirerek, kendine güven, siyah bilinci ve kültürünü geliştirmeyi amaçlamaktaydı.

1960 ortalarında, başlıca siyah mücadele güçleri; ANC, Afrika Ulusal Kongresi; PAK, Pan-Afrika Kongresi; SACP, Güney Afrika Komünist Partisi’nin yasaklanmasını izleyen günlerde, 1970’lerde Siyah Bilinç Hareketi, GA’da en etkili anti-Apartheid hareketi haline gelmiş, ülke çapında sarsıcı etkiler yaratmaya başlamıştı.

Ancak, 1960’larda Afrika kıtasında birçok ülkenin bağımsızlığını kazandığı bu yıllarda, ırkçı hükümet, siyah özgürlük hareketi üzerinde baskı ve şiddeti arttırmaktaydı. GA polisi, hukuk dışı yıldırma taktikleriyle, öne çıkan eylemcileri kaçırmakta veya öldürmekteydi. Bu eylemler, özellikle siyahlar arasında yaydığı korkuyla özgürlük mücadelesini engellemeyi amaçlamaktaydı.

1976 SOWETO ÖĞRENCİ AYAKLANMASI

1975 yılında hükümetin siyah öğrencilerin derslerinin yaklaşık yarısının, ırkçı beyaz azınlık dili, Afrikaaner dilinde olmasını isteyen bir düzenlemeye gitmesi, siyah öğrenciler arasında büyük tepki yarattı, Afrikaaner dilinde eğitim yapılması ırkçı, baskıcı dilin siyahlar üzerinde üstünlük-denetim kurma girişimi olarak öğrencilerin tepkilerine neden oldu.

Kararın iptali için yapılan çeşitli girişimler ve küçük çaplı protestoların sonuç vermemesi nedeniyle 16 Haziran 1976’da 20 bin kadar öğrencinin katılımı ile siyahların kötü alt yapı koşulları ve ciddi fakirlik koşulları altında yaşadığı Soweto’da büyük bir protesto yürüyüşü başlatıldı. Polis kalabalığın üzerine ateş açtı, birçok öğrenci ve 13 yaşındaki Hector Pieterson öldü. Öğrenciler buna karşılık şiddetle karşılık verdi, bazı araçlar yakıldı. Öğrenci ayaklanması tüm ülkede büyük bir heyecan dalgasına neden oldu, birçok yerde geniş çaplı protesto gösterileri başladı. Soweto ayaklanması polis tarafından bastırıldı, ancak ırkçılığa karşı siyahların mücadelesine ülke çapında ivme, siyahlara yeni bir direniş ruhu kazandırması nedeniyle çok önemli bir dönüşüm tarihi oldu. Soweto ayaklanması sonrası GA politik iklimi büyük ölçüde değişmiş oldu. Ülke içinde direniş hareketleri artarken, uluslararası toplumdan gelen politik baskı da giderek yoğunlaşmaktaydı ve tüm bu gelişmeler ekonomik durumu da ciddi biçimde etkilemekteydi. GA Hükümeti artık artan bir tehdit altında, ekonomik kriz, grevler ve sosyal sorunlarla baş edemez hale gelmişti.

Soweto ayaklanması sırasında Robben Adası'nda cezaevinde olan Mandela, otobiyografisinde öğrenci ayaklanmasına ilişkin kulaktan kulağa gelen bazı şeyler duyduklarını, bu gençlerle ancak cezaevine gelmeleriyle tanıştıklarını yazmakta. Bu ayaklanmanın tüm ülke kent ve kasabalarında ayaklanmalar ve şiddete dönüşen gösterileri tetiklediğini, özellikle, polis şiddeti nedeniyle ölenlerin cenazelerinin ANC taraftarlarının da katılımıyla büyük kitle gösterilerine dönüştüğünü, öğrencilerin tüm ülkede okulları boykot ettiğini ifade etmekte. Mandela, ayrıca, ayaklanmaya katılan gençlerin önemli kısmının ANC saflarına katılarak, ANC’nin Tanzanya, Angola ve Mozabik’teki silahlı eğitim kamplarındaki eğitimlere katıldığını, böylelikle bu direniş ve çatışmalarda yer almakta olduğunu belirtmekte. Mandela, kendisini bir süre önce ziyaret eden eşinin, dışarıda yeni nesil gençlerin mücadelenin niteliğini değiştiren farklı bir direniş dalgasını yükselttiğini söylediğini aktarmakta. Mandela, bu gençlerin farklı olduklarını, cezaevinde cesur ve korkusuzca tavır gösteren atak kişiler olduklarını, cezaevi yönetimiyle uyumlu davranmak yerine çatışmayı tercih eden kişiler olduklarını, cezaevi düzenini bozduklarını, yönetimin bu gençlerle baş etmede zorluk yaşadığını ifade etmekte. Ayrıca, gençlerin Mandela ve arkadaşlarının cezaevindeki ağır koşullara nasıl katlandıklarına şaşırdıklarını, bu kuralları olabildiğince zorladıklarını ve Mandela ve arkadaşlarını da ılımlı kişiler olarak eleştirdiklerini yazmakta. (1)

Biko, zaman içinde Apartheid mücadelesinin önde gelen liderlerinden biri olarak, sadece gençler üzerinde değil, siyahların özgürlük mücadelesi kahramanlarından biri olarak tüm siyahlar üzerinde etkili olarak bir lider olarak anılmaya başlandı.

Siyahlar üzerinde artan etkisi, gençler için esin kaynağı olması, eylemlere öncülük etmesi nedeniyle Biko, hükümet tarafından tehlikeli bir aktivist olarak görüldü ve 1973 yılından itibaren engellenmeye başlandı. Ardından, Biko'nun, Siyah Öğrenciler Birliği üyelerinin, diğer siyah kuruluşlarının toplantı ve açıklama yapmaları  yasaklandı. İzleyen iki yıl içinde, Biko dört kez tutuklandı ve yargılanmadan aylarca cezaevinde tutuldu. 18 Ağustos 1977’de Biko ve yakın arkadaşları yakalanarak Port Elizabeth’de hapsedildi. Biko 18 gün işkence sonrası ölü bulundu. Siyasiler ve polis yetkilileri ilk günlerde işkence iddialarını reddettiler ama, çok fena dövüldüğü, işkence yapıldığı ortaya çıktı. Fakat soruşturmanın üstü kapandı, olaya karışan polislere ceza verilmedi. Ancak, Apartheid sonrası, 1994 sonrası siyahların iktidarında geçiş dönemi aracı olarak kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’na 1977’de başvuran beş eski polis, Biko’yu öldürdüklerini itiraf ederek affedilmelerini istedilerse de bu talepleri kabul edilmedi. 

(1) Nelson Mandela, Autobiography, Long Walk to Freedom. Little, Brown and Company, NewYork, 1995, 484-485

*Avukat