Türklük Sözleşmesi ve 'dışarı'nın Kürtleri

Sadece kamu gücünün kullanımı ile sınırlı tutulmayan, Türk toplumunun da bir aktörü olduğu Kurdiyeti ile mücadelede herkes “tek yürek”tir. “Ankara”nın değişmeyen Kürt tutumu bir yana, sadece Cumhuriyetçi “İstanbul” açısından bile olaya bakıldığında sözleşmenin işlerliği gözler önündedir. CHP’nin dokunulmazlıklar kararı ve Kürtleri ilgilendiren diğer tüm hükümet/devlet yanlısı kararlardaki tavrı, 9 Ekim'deki Türkiye’nin Rojava müdahalesi güncel örneklerdir.

Hatice Özhan

Zygmunt Bauman, yabancılık konusu üzerinden toplumsal tabakalar arası eşitsizliği işlediği bir yazısında ötekiliği çit benzetmesi üzerinden sorgulatır. Bauman, “Çitlerin iki tarafı vardır… Normalde bütünleşik olan bir alanı ‘içeri’ ve ‘dışarı’ olarak ikiye ayırırlar, ancak bir taraf için ‘içerisi’ olan kısım, diğeri için ‘dışarısı’dır.” der. Bauman’dan hareketle toplumlar arası eşitsiz ilişki biçimleri sorgulandığı vakit, toplumların bir kast sistemi aidiyeti içerisine girdikleri ve norm halini almış ayrımcı görüşleri, kabuliyetleri birbirlerine karşı kullandıkları gerçeği görülür. Bu gerçekliğe rağmen bütünleşik bir toplum yapısı tahayyülünde bulunmak bizi fazlaca romantik kılar. Ancak bunun yanı sıra, kimin neden ve ne koşulda “içeride” ve “dışarıda” konumlandığına ilişkin yürütülecek bir serzenişin ise her zaman bir karşılığı bulunmaktadır. Bu bakımdan da halklar arası siyasal eşitsizlik ilişkileri, ulusları birbirlerinin “içerisi” ve “dışarısı” olarak gördürten ya da konumlatan ideolojik-siyasal akımların yarattığı ayrımcılıkların defaatle işlenmesi gereklidir. Kimin “içeride” neden tutulduğuna kimin “dışarıda” neden bırakıldığına ilişkin aydınlatıcı nitelikteki her yanıtın tüm hegamonik yapıların çözülmesini sağlayıcı güçte olduğu kanaatindeyim. “içeride” ve dışarıda” dikotomisi Türkiye’nin eşitsiz ilişkiler sorununun yanıt arayıcı kısmına dahil edildiğinde birtakım dönütler elde edilebilir. Bu minvalde Türkiye’nin “içerisi” ve “dışarısı” neresidir sorusuna mukabil Türkler; Kürtler, Ermeniler, Rumlar vb. azınlıklar karması bizi tipik bir Türkiye panoramasıyla karşılaştıracaktır. Türklük vurgusunun hâkimiyeti ve Türklüğün ayrıcalıkları dikkate alındığında Türk’ün “içerisi” cihetinde, Kürtlerin ise, bilhassa da güncel gelişmeler ışığında bakıldığında, “dışarısı” cihetinde konumlandığı görülür. Kürtlerin Türkiye’nin siyasal ve düşünsel yaşamındaki yeri çitin “dışarısı”dır. Bu noktada Kürtlerin ve Türk-Müslüman olmayanların Türkiye’deki varsıl pozisyonlarının daha doğru anlaşılmasında Türklük sözleşmesinin kılavuzluğuna ihtiyaç var.

Barış Akademisyeni Barış Ünlü ‘Türklük Sözleşmesi: Oluşumu, İşleyişi ve Krizi’ adlı çalışmasıyla Türk milliyetçiliği ve Kürtler arasındaki ilişkiye yeni bir yorum kazandırdı. Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi, Türklerce içselleştirilmiş yazılı olmayan bir sözleşme olmakla beraber Türk toplumunun karakteristiğini de oluşturur. Ünlü’ye göre bu sözleşme üç maddeden oluşur:

Birincisi; Türkiye’de imtiyazlı ve güvenli yaşayabilmek, toplumsal hiyerarşide üst katmanlara çıkabilmek ya da çıkabilme potansiyelini sürdürebilmek için Müslüman ve Türk olmak gerekmektedir.

İkincisi; Osmanlı ve Türkiye’de gayrimüslimlere yapılanlar (tehcir, katliam, soykırım, gasp, ırkçılık, ayrımcılık vb.) hakkında doğruyu söylemek, bu gruplarla duygudaşlık kurmak ve bu gruplar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır.

Üçüncü ise; Türkleşmeye direnen Müslüman grupların, özellikle de buna kararlı ve güçlü bir şekilde direnebilmiş Kürtlere yapılanlar hakkında doğruyu söylemek, onlarla duygudaşlık kurmak ve onlar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır.

Siyasal ve ahlaki sınırları cezai müeyyideyle genişletilen bu sözleşmenin esası her türlü aykırılığın ve ayrılıkçılığın Türkçü siyasetin bir gereği olarak bir bedele tabi tutulmasıdır. İttihat-Terakki ve Cumhuriyet döneminde geliştirilen Türkçü siyasetin Türk olmayan Müslümanları, özellikle de Kürtleri ulusal bütün içinde eritmeye yönelik olarak yürütülmüştür. Ülkedeki etnik azınlıkların Türk olduklarına ilişkin siyasal söylemin temelinde bu azınlıkların ulus bilincinin pekiştirilmeden yok edilmesi adınaydı. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un 1930 senesindeki şu sözleri hatırlanmalıdır: “Benim fikrim, kanaatim şudur ki bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır.” Türk ve Müslüman olmamanın kölelikle eş değer tutulduğu bu Türkçülük anlayışına uygun olarak da 1930 başlarında oluşturulan Resmi Türk Tarih Tezi ve bunu tamamlayan Güneş Dil Teorisi ile resmi ideolojiye teori kazandırılmış olunurken toplum ise Türklük sözleşmesi bağlamında daha da mobilize edilmiştir.

Avrupa uluslarına nazaran Türklere bir yüzyıl daha geç gelen milliyetçilik 20’nci yüzyıla gelindiğinde ancak siyasal bir ideoloji olarak bir form kazanmıştır. Türkçülük, Turancılık, milliyetçilik, ülkücülük formlarında dönemsel boyutlar kazanan Türk milliyetçiliği cumhuriyet döneminde Kürtlere ve Müslüman olmayan diğer etnik azınlıklara karşı üç alanda mücadele yürütülecek şekilde genişletilmiştir.

Komünizm (sol ile mücadele) ve Kürtçülükle mücadele Türklük sözleşmesinin gereğince yürütülmüştür. Sözleşmeye Türk olmaya biat edecek şekilde uyanların devletin asli bir vatandaşı olarak kabul gördükleri, ancak biat etmeyenlerin ise şiddetle cezalandırıldıkları bir sistem hayata geçirilmiştir. Soğuk Savaş’la birlikte komünizmle mücadele, devlet açısından Türk milliyetçiliğinin bir unsuru görülerek hayata geçirilmiş ve böylelikle de her türlü sol fikre ve gruplara yönelik sert bir politika izlenmiştir. Böylelikle de antikomünist bir Türk milliyetçiliği tedavüle girmiş, biat etmeyen solcular kıskaç altına alınmışlardır. Kürtlükle mücadele komünizmle mücadele ederkenki konforu devlete sağlamamıştır oysaki. Türkleştirme politikasına Kürtlerin direnişle yanıt verdiği Cumhuriyet döneminde ve günümüzde de bu politikanın Kürtlere karşı ısrarla yürütülmesi söz konusudur. Sadece kamu gücünün kullanımı ile sınırlı tutulmayan, Türk toplumunun da bir aktörü olduğu Kurdiyeti ile mücadelede herkes “tek yürek”tir. “Ankara”nın değişmeyen Kürt tutumu bir yana, sadece Cumhuriyetçi “İstanbul” açısından bile olaya bakıldığında sözleşmenin işlerliği gözler önündedir. CHP’nin dokunulmazlıklar kararı ve Kürtleri ilgilendiren diğer tüm hükümet/devlet yanlısı kararlardaki tavrı, 9 Ekim’deki Türkiye’nin Rojava müdahalesi güncel örneklerdir. Özellikle de 31 Mart mahalli seçimleri ve 23 Haziran İstanbul seçimlerinde AKP ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden geliştirilen muhalefetin Rojava müdahalesiyle aslında bir sabun köpüğünden ibaret olduğu görülmüştür.

“Sınıflar-üstü ve ideolojiler-üstü” bu tavrın, sözleşme gereği Kürtler her söz konusu olduğunda milli “irade”de vücuda gelmesi elbette ki hiç şaşırtıcı değil. Çitin “içerisi” ile “dışarısı” arasında bir denge bulmaktan dahi uzak bu “irade”nin Kürtleri “dışarıda” bırakan siyasi obsesifliği ve resmi ideolojiye (Türklük sözleşmesi) gösterdiği sadakati görünen o ki değişeceğe de benzemiyor. Gönül isterdi ki Türk toplumunu ve Türkiye’yi bir arada tutan olgu Türklük sözleşmesi değil de hiç kimseyi “dışarıda” tutmayan bir toplum sözleşmesi olsun. Unutmamalı ki “dışarısı” kimse için hiç tekin bir yer değildir!

Yararlanılan kaynak:

Zygmunt Bauman (Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm)

Mehmet Ali Ağaoğulları -Aşırı Milliyetçi Sağ(Geçiş Sürecinde Türkiye)

İlker Corut (Türk Milliyetçiliğinin Apolitik ve Asosyolojik Bir Eleştirisi: Türklük Sözleşmesi: Oluşumu, İşleyişi ve Krizi)


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.