Japonya’nın Kadın Üniversiteleri Türkiye’ye çare olur mu?

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 yılında cinsiyet eşitliği alanında yayınladığı indekste Japonya 144 ülke arasında 110'uncu sırada yer alırken Türkiye ise aynı indekste kendisine 130'uncu sırada yer bulmuştur. Bu noktada sorulması gereken soru eğitim ve çalışma hayatında cinsiyet eşitliğini sağlayamamış Japonya'nın kadın üniversiteleri modeline Türkiye’nin ihtiyacı olup olmadığıdır.

Yusuf Avcı*

Japonya’nın Osaka şehrinde düzenlenen G-20 zirvesi için bu ülkede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Mukagawa Kadın Üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanı verildi. Erdoğan, tören sırasında yaptığı konuşmada Japonya’daki kadın üniversitelerinin varlığını hatırlattı, önemli bir örnek olduğundan bahsetti ve Türkiye’de kadın üniversitelerinin olmadığını vurguladı.1 Erdoğan, Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı bir konuşmada da kadın üniversiteleri açılması ile ilgili hazırlıklar için YÖK başkanına talimat verdi:

“G20 Zirvesi’nde Japonya’daydık. Japonya’nın 800 üniversite var. Bunlardan 80 tanesi kadın üniversitesi. Yani sadece kızlardan oluşuyor. 80 üniversitenin bu şekilde olması kreşten itibaren ilk orta lise ve ardından üniversite olmak üzere çok farklı bir yapıyı Japonya’da oluşturmuş durumdalar. Bütün bunlarla beraber bu alanda atılan adımın bizler için önem arz ettiğini şu anda YÖK başkanına hatırlatıyorum. Çalışmanı buna göre yap.2

Erdoğan’ın bu talimatı hemen karşılık buldu ve kadın üniversiteleri kurulması 2019-2013 dönemini kapsayan On Birinci Kalkınma Planı’nda bir yükseköğretim hedefi olarak kabul edildi.3

Bu yazıda kadın üniversitelerini Japonya’da kadınların konumunu merkeze alarak tartışmayı ve buradan hareketle de Türkiye’nin kadın üniversitelerine ihtiyacı olup olmadığını anlamayı/açıklamayı amaçlıyorum.

Japonya’da kadın üniversitelerinin tarihi eskilere, modern kapitalist bir ulus devlete dönüşümün temellerinin atıldığı Meiji dönemine (1868-1912) dayanmakta. Bu reform döneminde temel eğitim kadın ve erkek ayırt etmeksizin kitleselleşirken kadınların eğitim alması “iyi eş ve becerikli anne” (ryosai kenbo) olabilmeleri için zaruri görüldü. Fakat “iyi eş ve becerikli anne” ilkesi çerçevesine sıkıştırmış bir eğitim politikası kadınlar için yükseköğretimi gereksiz hale getiriyordu. Bu nedenle devlet tarafından kurulan ilk kadın yükseköğretim kurumu sadece öğretmen yetiştirmeyi hedefliyor ve diğer disiplinleri kapsamıyordu: 1875’te kurulan Tokyo Kadın Öğretmen Okulu, 1884 yılında Tokyo Kadın Yüksek Öğretmen Okulu adını alarak kadınlara lise üzeri seviyede eğitim veren ilk okul oldu. Bu okul, II. Dünya Savaşı sonrasında Ochanamizu Üniversitesi adını aldı.4 1949 kadınların yüksek öğretim alması konusunda asıl katkıyı kişisel çabalarla kurulan özel eğitim kurumları yapmıştır denilebilir. Bu çabalardan ilki “Batının ilmini almak” üzere ABD’ye gönderilen Tsuda Umeko tarafından kurulan Kadın İngilizce Okulu’dur. Bu okuldan mezun olan kadınların devlet okullarında İngilizce öğretmeni olabilmeleri okulun önünü açtı. Bir diğeri ise kadınların eğitilmesini önemseyen Naruse Jinzo tarafından kurulan Japon Kadın Üniversitesi’dir. Bu üniversitede ise yine kadınlara uygun alanlar olan edebiyat, İngilizce, ev işleri ve ekonomisi ile pedagoji eğitimi verilmekteydi. Son olarak Japonya’nın ilk kadın doktorlarından biri olan Yoshioka Yayoi, tıp okulunun kadın öğrencileri kabul etmeyi durdurması üzerine dört öğrenci ile Tokyo Kadın Tıp Okulu’nu kurdu. Fakat bu kurumlardan hiçbirisi 1918 yılında ilan edilen üniversite kanunu çerçevesinde üniversite olarak kabul edilmemiş II. Dünya Savaşı ertesine kadar özelleşmiş eğitim kurumları olarak yollarına devam etmişlerdir.5

II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan işgali altında birçok alanda kurumsal dönüşümler yaşanırken eğitimde kadın erkek eşitliği de temel bir ilke olarak kabul edildi. Kadınlar üniversitelerde eğitim alabilme imkanına kavuşmuş olsa da hem işgücü piyasasının yapısı hem de kültürel normlar nedeniyle dört yıllık üniversitelerde eğitim alan kadınların oranı 1980’lere kadar %20-25 düzeyinde kaldı.6 Kadınların yükseköğretime kayıt oranları yükselmiş olsa da “kadınlara özel hat” denilen bir fenomen ortaya çıkmıştır. Buna göre kadın öğrenciler ya tıp&diş teknisyenliği, sekreterlik, kozmetik, tasarım gibi alanlarda eğitim veren iki yıllık meslek yüksek okulu düzeyindeki okullara ya da edebiyat ve beşeri bilimler fakültelerine yönelmişlerdir.7 Savaş sonrası ülkedeki yüksek büyüme oranları ve refah, kadınların ev hanımı olarak çocuk ve yaşlı bakımı ile ilgilendiği, erkeğin ise şirket ve toplum için çalışarak evin geçimini sağladığı muhafazakar çekirdek ailenin idealleşmesine olanak sağlamıştır. “Kadın evde, erkek işyerinde” mottosunda ifadesini bulan bu ideal sanayi toplumu aile modeli kadınların kariyer hedefi olan yüksek öğretim alanlarından uzaklaşmasına neden oldu.8

Yükseköğretim alan kadınlar kariyerlerine başlasalar da evlendikten ve özellikle de çocuk sahibi olduktan sonra işi bıraktıkları için aileler kız çocukları için yüklü eğitim masraflarının altına girmek istememişlerdir. Ayrıca meslek yüksek okullarında sunulan eğitim alanları kadınlara daha “uygun” görülüyordu. Sonuçta, profesyonel kariyerden ziyade annelik ve ev hanımlığı odaklı bu okullar “gelin hazırlama okulları” (hanayome gakko) adıyla ünlendi. Bu çerçevede kadın üniversiteleri de meslek yüksekokullarından daha prestijli ama yine kadınlara uygun alanlarda eğitim veren kurumlar olarak varlıklarını sürdürdüler.9 Sonuç olarak 1990’ların ortasına kadar meslek yüksekokulları kadınlar için temel yükseköğretim kurumları haline geldi. O kadar ki 1995 yılında üniversite eğitimi alan öğrencilerin %32.3’ü kadınken, meslek yüksekokullarında bu oran %91.4 oldu.10

2000’li yıllarda ise bu tablo değişmeye başlamıştır. Önemli adımlardan birisi 1987 yılında Eşit İstihdam Olanakları Yasası ile kadınlara yönelik ayrımcılıkların yasaklanması oldu. Ayrıca kadınların çalışma hayatına katılımı toplumsal olarak da daha çok kabul görmeye başladı. Bu da kadınların kariyer odaklı yükseköğretim kurumlarına daha çok yönelmelerini sağlamıştır. Sonuçta, 2007 yılında yükseköğretim kurumlarındaki kadınların %78’i dört yıllık üniversite eğitimi alırken, meslek yüksek okullarında eğitim gören kadınların oranı %22’ye düşmüştür.11 Genç nüfusun azalması, kadın öğrencilerin artık kadın üniversitelerini tercih etmemeleri gibi nedenlerle kadın üniversiteleri kapanma, birleşme ya da karma eğitime geçme gibi seçeneklerle karşı karşıya kaldılar. 2000’li yılların başında 9112 olan kadın üniversitesi sayısı 2016’ya gelindiğinde 78’e kadar düştü.13

Bu süreçte ayakta kalmak isteyen kadın üniversiteleri misyonlarını yeniden tanımlama zorunluluğu ile karşılaştılar. Bu misyon da kadınların bilim ve teknoloji alanına eşit katılım imkanlarını arttırmak ve kadın liderler yetiştirmek olarak tanımlandı.14 Örneğin 2003 yılında temel bilimler, mühendislik ve programlama alanlarında eğitim gören kadın öğrencilerin oranı Portekiz’de %58.1’ken, Japonya’da bu oran %19.9’dur. Kuruluş amaçları “iyi eş, becerikli anne” yetiştirmek olan kadın üniversiteleri de toplumsal dönüşümlere ayak uydurarak ve misyonlarını yenileyerek kadın öğrencilerin STEM alanlarında daha adil temsil edilmelerine odaklanmaya başladılar. Örneğin, 2000’li yılların başında, kadın üniversiteleri olan Ochanamizu Üniversitesi ve Nara Kadın Üniversitesi’nde temel bilimler alanında eğitim gören kadın öğrencilerin sayısı, Japonya’nın en büyük yedi ulusal üniversitesindeki kadın öğrencilerin toplamına eşit olmuştur. Ayrıca kadın öğretim üyelerinin toplam öğretim üyesi içindeki oranı konusunda da bu iki üniversite ilk iki sıradadır.15 Kodate, Kodate ve Kodate, 2010). Bu öğretim kadrosu öğrenciler için rol model işlevi görmekte, kadın liderlerin yetişmesi için alan açmaktadır. Bazı çalışmalara göre diğer üniversitelerde erkek öğrencilerin domine ettiği temel bilimler alanlarında geri planda kalan kadın öğrenciler, kadın üniversitelerinde bu alanlarda daha özgüvenle var olabilmektedirler. Ayrıca bu kurumlarda toplumsal cinsiyet çalışmaları dersler, bölümler ve enstitüler düzeyinde yer bulmaktadır.16

Yukarıda sayılan avantajlarına rağmen kadın üniversitelerinin üniversite sıralamalarındaki yerleri, eğitim ve araştırma olanakları konusunda sınırlarına işaret etmektedir. Örneğin Times Higher Education sıralamasında en iyi konumdaki kadın üniversitesi olan Ochanamizu Üniversitesi, Japonya’daki üniversiteler arasında ancak yirmi beşinci sıradadır. Dünya sıralamasında ise ilk 1000 üniversite arasında kendisine yer bulamamıştır.17 Diğer taraftan, ülkenin en prestijli üniversitesi olan Tokyo Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin oranı %20 civarındadır ki bu oran bile kadın öğrencilere pozitif ayrımcılık yapıldığı yönünden eleştirilmektedir.18

Ayrıca Tokyo Tıp Üniversitesi’nin kabul sınavlarında kadın öğrencilerin puanlarının sistematik olarak düşürülmesi skandalında ortaya çıktığı gibi üzere kariyer alanlarında kadınlara yönelik ayrımcılıklar da hala devam etmektedir. Evlilik ve doğum sonrası işten ayrılma ihtimali de kadınların yönetim pozisyonlarına yükselmelerini engellemeye devam etmektedir.19

Tüm bu nedenlerle Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 yılında cinsiyet eşitliği alanında yayınladığı indekste Japonya 144 ülke arasında 110. sırada yer almaktadır. Türkiye ise aynı indekste kendisine 130. sırada yer bulmuştur.20 Bu noktada sorulması gereken soru tüm yukarıdaki yazılanlar göz önüne alındığında Türkiye’nin kadın üniversitelerine ihtiyacı olup olmadığıdır. Görüldüğü gibi kadın üniversiteleri Japonya’da kadınların yükseköğretime erişimi için açılmış, ama bu erişim uzun bir süre sadece mesleki eğitim ve beşeri bilimler, edebiyat, dilbilimi ve ev ekonomisi gibi alanlarla sınırlı kalmıştır. Gelinen noktada da kadınların eğitim ve çalışma hayatında erkeklerle eşit bir konumda yer almalarını sağlayamamıştır. Türkiye’de ise YÖK’ün 2018-2019 istatistiklerine göre lisans öğrenimi gören öğrencilerin %46.2’si, yüksek lisans yapanların %43.9’u ve doktora yapanların da %44.4’ünü kadın öğrenciler oluşturmaktadır.21 Dahası, örneğin prestijli üniversitelerin yoğunlaştığı başkent Ankara’da lisans ve lisansüstü öğrenim gören kadın öğrencilerin sayısı erkek öğrencilerden fazladır. Dolayısıyla Türkiye’de genel olarak kadınların üniversite eğitimine erişim sorunu olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle 100 yıl önce Japonya’da kadınların yükseköğretime erişimini sağlamak üzere kurulmuş kadın üniversitelerinin 2019 yılında Türkiye’ye katkı vermesi mümkün değildir.

Bununla birlikte, YÖK’ün sağladığı istatistiklere göre ülkemizin en prestijli teknik üniversitelerinden olan İTÜ’de lisans eğitimi gören erkek öğrencilerin oranı %68.1’ken kadın öğrencilerin oranı %31.5’te kalmaktadır. Tüm üniversitelerdeki lisans öğrencileri göz önüne alındığında %53.8’e %46.2 gibi görece yakın düzeylerde olan bu oranın İTÜ’de kadın öğrenciler aleyhine %15 oranında artması dikkat çekicidir.22

İTÜ’de kadın ve erkek lisans öğrencileri arasındaki bu yüzdelik farkın Türkiye’de STEM alanlarında kadınların yetersiz temsil edilmesiyle ilgili olduğu düşünülebilir. Bu da bize Türkiye’de yapılması gerekenin kadın üniversiteleri açmak değil, kadınların STEM alanlarına yönelmesini ve bu alanlarda cinsiyet eşitliğini sağlamaya çalışmak olduğunu göstermektedir. Tüm bunlara rağmen illaki kadın üniversitesi açmadan duramayacaksak da bu üniversitenin sadece STEM ve Tıp alanlarında eğitim veren, örneğin Ankara Kadın Teknik Üniversitesi (AnKaTek) adıyla bir teknik üniversite olarak açılması çok daha faydalı olacaktır. Fakat tekrar etmek gerekiyor ki amaç Türkiye’de kadınların eğitime ve toplumsal hayata katılımını arttırmak ve cinsiyet eşitliğini sağlamak ise 2019 yılında bunların çaresi kadın üniversitelerinde değildir.

Doktora Adayı/ Doğu Asya Çalışmaları Okulu, Sheffield Üniversitesi

5 Ann Harrington, “Women and Higher Education in the Japanese Empire (1895-1945)”, Journal of Asian History 21, no .2 (1987): 169-178.

6 Yasuo Saito, “Gender Equality in Japan”, (ty), https://www.nier.go.jp/English/educationjapan/pdf/201403GEE.pdf

Natsumi Isa ve Ayumi Chinen, “Gender Disparities in Academic Performance and Motivation in STEM Subjets in Japan, Japan Labor Review 13, no. 3 (2016): 101.

8 Motoko Kuwahara, “Japanese Women in Science and Technology”, Minerva, no. 39 (2011): 208-209.

9 Kumiko Fujimura-Fanselow, “Women’s Participation in Higher Education in Japan”, Comparative Education Review 20, no. 4 (1985): 476.

10 Futao Huang, “Higher Education from Massification to Universal Access: a Perspective from Japan”, Higher Education, no. 63 (2012): 265.

11 Shinobu Anzai ve Chie Matsuzawa Paik, “Factors Influencing Japanese Women Choose Two-Year Colleges in Japan”, Community College Journal of Research and Practice 36, no. 8 (2012): 615.

12 Alan Brender, “Women’s Universities Struggle in Japan”, The Chronicle of Higher Education 50, no.12 (2003).

14 Naonori Kodate, Kashiko Kodate ve Takako Kodate, “Mission Completed? Changing Visibility of Women’s Colleges in England and Japan and Their Roles in Promoting Gender Equality in Science”, Minerva, no. 48 (2010); Kristen A. Renn, “Role of Women’s Higher Education Institutions in International Contexts”, Higher Education, no. 64 (2012).

15 Kodate, Kodate ve Kodate, 310-322.

16 Renn, 185-186.

21 Veriler YÖK’ün sitesinden derlenmiştir: https://istatistik.yok.gov.tr/

22 Veriler YÖK’ün sitesinden derlenmiştir: https://istatistik.yok.gov.tr/


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.