Deli Dumrul ile hüthüt kuşu

Deli Dumrullar tankları, topları, insanlı-insansız uçaklarıyla bir halkın yurdunu yerle bir ederken, kardeşi kardeşe kırdırır, evladını arayan anaları yerlerde sürükler, hakkını arayan işçileri yerlerde tekmelerken hüthüt kuşları hiç susmadan vicdanın türküsünü çığırır tüm kulaklar işitsin diye. “Ben bu zulmün yanında değilim, bunun parçası olmayacağım, zalimin özümü lekelemesine müsaade etmeyeceğim,” der vicdani retçi.

İnan Mayıs Aru

Deli Dumrul kesmiş yolu. “Geçenden beş akçe,” diyor, “geçmeyenden döve döve on akçe.” Bir nicedir bu karşılaşma; hiç bitmez tükenmez asker kaçaklarının, vicdani retçilerin yollarının bacını almaya ahdetmiş zorba Deli Dumrullar.

Deli Dumrul kesmiş yolu. Biz kırlardan geliyoruz ellerimizde sümbülteber, yıkık bir evin enkazını kaldırmaya misal. Devletlular yıkmış evi, jandarma nezaretinde. Bir kuşun gagasındadır oysa ev, bin kuşun kanadında. Yıkılan bir binadır; harç, tuğla, kalas. Ev ayakta, ev yıkılmaz. Simurg olmuş geliyoruz ya biz evin sakinlerini kanatlandırmaya, jandarmalar kesecek elbet yolu.

Deli Dumrul kesmiş yolu. Adanın poyraz cephesinden, bağları mora boyamış kum nakıllarını seyretmekten geliyoruz biz misal. Jandarma sezebilir mi nakılın narin moruna sevdalanmış bir kuşun uçuşunu? Bu ıssızda gezen ya hırsızdır ya uğursuz deyip kesmiş işte yine yolu.

Deli Dumrul kesmiş yolu. Bir ahir zaman dergâhında sema dönen hippi dervişlerin yuvalandığı alçacık tepelerin yolunu kesmeyecek de ne yapacak? Jandarma bilmez belki Hintten uçup Işk eline konan “kalan dara” sözünün kanun tanımaz anlamına geldiğini, ama korkar bu divane kuştan. Haklıdır da, ne bilsin kalender, tüfeğin nizamından.

Deli Dumrul kesmiş yolu, kanla ve kalemle çizilen sınırların ötesine uzanan. Deli Dumrul kesmiş yolu, bisiklet üstünde bir kuş gibi süzülerek indiğim dağlarımdan. Deli Dumrul hep kesmiş, çok kesmiş yolu. Yer yok kaçacak. Kaçan da yok, nemize gerek yol değiştirmek. Kuş iken belledik, en emin yer kasırganın gözü imiş.

Devlet bir Deli Dumrul değilse nedir, hani şu masalda köprünün başını tutup da zorla haraç kesen insan azmanı, hoyrat? “Borçlusun bana,” diyor, “gel askerlik yapacaksın.” Borcunun falan olmadığını söyleyip gitmeyecek olursan zaptiyelerini dikiyor yolların başına. “Borcun katlandı,” diyor, “hem para vereceksin hem geleceksin. Onu da yapmazsan hapse gireceksin.” Kuş olsan nereye kaçacaksın, göğü bile tutmuşlar.

Ama bu masalın az bilinen gizli kahramanlarıdır vicdani retçiler, hüthüt kuşları. Rivayet o ki Hz. Süleyman’ın ordusuna yazılıyken Süleyman’ın bile emrine uymayıp firar etmiş de, pagan bir ecenin, Sebe Melikesi’nin bahçelerinde aşk deminde gezermiş hüthüt. Bakmayın çavuşkuşu da dediklerine, başındaki güzelim sorgucundan ötürü öyle demişler. Ancak o sorguç nizami bir ordunun rütbesi değil, özünün dışa vuran güzelliği, kendi kendinin şahı oluşunun ilanıdır hüthütte.

Feridüddin Attar’ın ölümsüz eseri Mantık-üt Tayr’da da kuşların şahı Simurg’u aramaya çıkan kuş kafilesine hüthüt rehberlik eder ve yedi vadiyi aşıp yolun sonuna kadar onunla devam eden kuşlar aynada kendilerini görür, her birinin bizzat kuşların şahı olduğunu kavrar. Hüthütün yoldaki rehberliğinin özü de vicdanın ve hakikatin sesi oluşudur; diğer kuşlar yoldan caymak için türlü bahaneler uydurmaya kalktıklarında hüthüt şaşmaz bir sesle onlara tüm bunların mazeretten ibaret olduğunu ve içlerinde sakladıkları hakikati hatırlatır.

Devlet denen zorba karşısında da vicdani retçiler hüthüt kuşlarıdır. Deli Dumrullar tankları, topları, insanlı-insansız uçaklarıyla bir halkın yurdunu yerle bir ederken, kardeşi kardeşe kırdırır, evladını arayan anaları yerlerde sürükler, hakkını arayan işçileri yerlerde tekmelerken hüthüt kuşları hiç susmadan vicdanın türküsünü çığırır tüm kulaklar işitsin diye. “Ben bu zulmün yanında değilim, bunun parçası olmayacağım, zalimin özümü lekelemesine müsaade etmeyeceğim,” der vicdani retçi. Bunu demekle de kalmaz, bu deyişin kendisi zaten bir davettir ya, birlikte uçtuğu tüm kuşları uyarır durmadan: “Unutma kuşların şahı Simurg’u bulmaya çıktık bu yola. Simurg sensin, Simurg biziz. Ta içimizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu apaçık görüyorken yanlışa göz yumar, hakikati terk edersek özümüze asla kavuşamayız.”

Vicdani ret insanın kendi yüreğinden aldığı kudret ve yetkiyle tek başına yapılan bir eylemdir. Hepimizin biricikliğini vurgular. Ancak bu biriciklik içinde muazzam bir biçimde hepimizin birbirine bağlı olduğunun bilinci de yatar, bireysel duruşun toplumsal mücadeleyle buluştuğu zemindir. Hüthüt kuşları Deli Dumrul’un köprüsü üzerinde pikeler yapar durur, birer birer kasırganın gözüne atarlar kendilerini. Öyle ki dışarıdan bakan, “Deli olmalı bu kuşlar,” der. Her biri ışıl ışıl birer bilinç kıvılcımı olur akar, kimi zorbanın duvarlarına çarpar. Ancak öyle bir an gelir ki o narin kanatlar ahenkle yekvücut bir kuş olur. Dalga dalga aktıklarında ne köprü kalır geriye, ne de Dumrul. Süleyman krallığını kır çiçeklerine bırakır, pagan ecelerin bahçelerinde kuşlar öter.

Hüthütün ötüşü daim kulaklarımızda olsun, Dumrul zulmünde boğulsun. 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Gününüz Kutlu Olsun!

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.