'Vampir' kelebek değil girişimciler!

Doğu Karadeniz’de 'vampir kelebek' söylentisi sürerken “alternatif ürün” olarak teşvik edilen ürünlerin başında kivi, pepino, yaban mersini, pavlonya ağacı geliyor. Kalkınma Ajansları, KOSGEB kredileri bu ürünleri teşvik ederken elbette sadece 'piyasa değeri'ni hesaba katıyor, ekolojik kriterler hiç akıllarına gelmiyor.

Cemil Aksu

Doğu Karadeniz’de bir ‘vampir’ dolaşıyor; ‘vampir kelebek’. Hatta son haberlere göre, İstanbul’a kadar yayıldığı görülmüş. Bu küçük kelebeğin bitkilerin suyunu emerek kuruttuğu, sebzelere ve çaya hatta insanlara bile büyük zarar verdiğine kuvvetle inanılıyor. Hatta vampir kelebeğin İsraillilerin bir komplosu olduğunu savunanlar bile var! CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da Karadeniz’de yayılan vampir kelebeği meclis gündemine taşıyarak yazılı soru önergesi verdi. Vampir kelebek, Hollywood yapımı birçok filmde buna benzer örneklerini hatırlatır durumda.
Bizim vampir kelebeğin insanlara saldırdığı henüz görülmedi. Ama Karadeniz’deki sebzelerin kuruması, çürümesinin sebebinin popülasyonu birkaç senedir hızla artan Ricania Simulans adlı böcek olduğu söyleniyor.

Halkın vampir kelebek adını verdiği aslında ziraatta Ricania Simulans adıyla bilinen bir böcek. Anavatanının Çin olduğu bilinen Ricania Simulans, Doğu Karadeniz’de son 6-7 yıldır görülmeye başlandı. Bitkilerin sap kısmından özsuyu emerek beslenen vampir kelebekle ilgili yapılan bilimsel çalışmalar, Ricania Simulans’ın 1956’da Abhazya’da (Rusya) tespit edildiğini, Karadeniz’in subtropik sahilleri boyunca yayılarak Kafkasya’ya ulaştığını; böğürtlen, çay, asma, turunçgiller, şeftali ve soya fasulyesi gibi bitkilerde beslendiğini, Gürcistan’ın güneyinde, kışı yumurta döneminde geçirerek yılda bir döl verdiğini bildiriyor. Bunların dışında kelebeğin ekonomik zararı ile ilgili kayda rastlanılmamasına karşın, Avustralya ve Yeni Zelanda’da, aynı familyaya ait ve biyolojileri R. Simulans ile benzer olan Scolypopa Australis’in (Walker) önemli bir zararlı olduğunu, kivi ve diğer bazı kültür bitkileri ile birçok yabancı ot türünde yaygın olarak bulunduğu, kivinin tehlikeli bir zararlısı olduğu ve kivi bahçelerinde bu zararlıya karşı geniş spektrumlu ilaçların kullanıldığı belirtiliyor.(1)

Bilindiği gibi Doğu Karadeniz Bölgesi çay, fındık ve kivi üretimi bakımından Türkiye’nin en önemli bölgesi. Çayda Trabzon, Rize ve Artvin illerinde 74 bin 396 hektar alanda Türkiye’nin toplam üretiminin yüzde 97’si yapılıyor. Türkiye’deki fındık üretiminin sadece yüzde 10’u, 64 bin hektar üretim alanı bulunan Trabzon bölgesinde (Trabzon, Artvin) gerçekleştiriliyor. Kivi ise Karadeniz’de yeni bir ürün. Çay ve fındığın tek başlarına geçime yetmemesi üzerine “alternatif ürün” olarak 2000’li yıllarda bölgede üretilmesi için özel teşviklerle yaygınlaştırıldı. FAO’nun 2014 yılı verilerine göre dünyada kivi üretimi 219 bin 134 hektar alanda 3 milyon 447 bin 604 ton olarak gerçekleşti; Türkiye, 2 bin 219 hektarda 31 bin 795 ton üretim miktarı ile dünya üretiminden de yaklaşık yüzde 1 oranında pay alarak sekizinci sırada yer alıyor. Türkiye’de üretilen kivinin yüzde 61’i Doğu Karadeniz’de üretiliyor.

Vampir kelebeğin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Sarp sınırından (Hopa) başlayarak Trabzon’un Araklı ilçesine kadar olan sahil kesiminde yayılış gösterdiği belirlenmiş. Vampir kelebek en çok mürver, fasulye, kivi, yabani böğürtlen, ortanca, incir, kızılağaç, karayemiş, çay ve asmayı seviyor. Kültür bitkilerinden fasulyede özellikle çiçeklenme döneminde yoğun olarak zarar yaptığı, ayrıca hıyar ve patlıcan gibi sebzelerde de beslendiği tespit edilmiş.(2)

Bölgedeki “vampir kelebek” söylentisine rağmen, konu ile ilgili ilk araştırmayı yapan ekipten Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Kibar Ak, insanlarda ve çayda olumsuz bir etkisinin olmadığı fikrinde. Ak, ‘Ricania Simulans’ın kelebek veya vampir kelebeği olmadığını söylüyor. Ak, “çayda büyük tehlike” “Karadeniz’de ‘vampir kelebek’ tehdidi büyüyor” gibi başlıklarla medyada olayın sansasyonelleştirilerek verilmesinin bilgi kirliliği olduğunu savunuyor. Böceğin çaya zararı olmadığını ifade eden Ak, sadece geçtiğimiz dönemlerde çay ile iç içe olan bahçelerdeki sebzelerde bazı zararları olduğunu ama şu anda genel denge durumuna geldiğine dikkat çekiyor. (3)

‘VAMPİR’, KELEBEK Mİ, DENGEYİ BOZANLAR MI?

Ricania Simulans’ın popülasyonunun kısa zamanda hızlıca artması elbette “normal” değil. Yapılan haberler ve araştırmalar ise bir canlı türünün birden bire ‘vampir’ haline gelmesinin nedenleri hakkında pek bilgi vermiyor.

Oysa ‘doğal denge’ herkesin bildiği en basit bilgidir. Eskilerden birçoğumuz dinlemişizdir: “Tavuk olmazsa yılan, yılan olmazsa fare, fare olmazsa …” Bir başka canlı türünde olağan dışı artış yaşanır. Doğadaki bütün canlılar belli bir besin zincirinin parçasıdır. Besin zinciri, doğadaki yaşamın belli bir denge/uyum oluşturmasındaki en önemli etkendir. Besin zincirinin herhangi bir ‘dışsal etki’ ile bozulması durumunda farklı popülasyonların diğerleri aleyhine artışına/azalışına neden olduğu bilinmektedir. Goerge  Monbiot, belli bir yerdeki bir canlı türünün popülasyonun artması/azalmasının yani dengenin bozulmasının sadece ekosistemi değil, aynı zamanda toprağın doğasını, nehirlerin davranışını, okyanusların kimyasını, hatta atmosferin bileşimini bile değiştirebileceğine dikkat çekiyor. “Avrupa’daki bildiğimiz ağaçların ve çalıların fillerin saldırılarına karşı koyarak evrimleştiğine dair sağlam ve ayrıntılı kanıtlar var” diye özetliyor Monbiot. “Günümüzde Asya’da hâlâ yaşayan türlerin akrabası olan düz dişli fil, yaklaşık 40 bin yıl –evrim saatine göre sadece bir saniye– öncesine kadar Avrupa’da yaşıyordu.” (4)

Besin zincirinin ve doğal dengenin bozulmasında doğal nedenler de (örneğin dinozorların yok oluşu ile kuramlarda yer verilen gök taşı düşmesi gibi) etkili olmakla birlikte artık esas olarak insan faktöründen bahsediliyor. Dünyadaki canlı türlerinin yok oluşunda en büyük etkenin insan türünün dünya üzerindeki yayılışı olduğu artık daha net olarak biliniyor. Biyolojik çeşitliliğin bozulmasındaki başlıca faktörler ise sanayileşme, endüstriyel tarım, fosil yakıt kullanımı. Bu makro sebepler dışında ilkin basit gibi gelecek başka faktörler de var. Örneğin, sırf merak ya da güzel görünüyor diye “egzotik” bir bitkinin yerel ekosisteme ait olmayan hayvan ve bitki türlerinin insan eliyle çoğaltılması, kendi florasından alınarak başka bir diyara taşınması, bitki ve hayvan türlerinin yasal ve yasa dışı ticareti.

Hükümetlerin yanlış tarım politikaları, sadece bazı şirketlere ekstra para kazandıran sübvansiyonlar ormanların, yerel biyoçeşitliliğin ve canlı türlerinin yok olmasına nasıl neden olur? Karadeniz’de özellikle son 15 yıllık dilimde birçok çevre düşmanı politikanın uygulama alanı geldiği biliniyor. 2005’ten sonra neredeyse bütün derelerin üzerinde bazı yerlerde tek derenin üzerinde 15-20’yi bulan “nehir tipi hidroelektrik santral” (HES) projeleri, “Yeşil Yol Projesi”, turizm faaliyetleri bunların başında geliyor. Ayrıca 2000’li yıllardan itibaren, çayın ve fındığın geçim olarak yeterli kaynak olmaktan çıkması, çay ve fındık tarımında yapılmak istenen bazı dönüşüm politikaları çerçevesinde “alternatif ürün” pazarlaması ve teşvikleri yapılıyor. Hükümet, çayda ve fındıkta belli sınırlamalara gitmek istiyor. Çay ve fındık fidanlarının yaklaşık ömrünü tamamlamak üzere olması, belli rakımların dışındaki alandaki tarımın verimli olmaması gibi gerekçelerle çay ve fındık üretimi sınırlandırılmak istenirken, oluşacak gelir kaybı ‘alternatif ürün’lerle telafi etmek isteniyor.

Doğu Karadeniz’de “alternatif ürün” olarak teşvik edilen ürünlerin başında kivi, pepino, yaban mersini, pavlonya ağacı geliyor. Kalkınma Ajansları, KOSGEB kredileri bu ürünleri teşvik ederken elbette sadece ‘piyasa değeri’ni hesaba katıyor, ekolojik kriterler hiç akıllarına gelmiyor. Girişimciliği teşvik ederken, bu ürünlerin ekiminden bakımına, hasadına kadar hiçbir sürecine karışmamayı tercih ediyor. Üreticinin kendi el yordamıyla yani aslında piyasa güçlerince dengeyi bulmasını bekliyor.

BÖCEKTEN RAHATSIZ OLANLAR İLAÇLAR DENİYOR!

Doğu Karadeniz’in tarımsal yönden en önemli özelliği de yetiştirilen ürünlerde kimyasal ilaç kullanılmamasıdır. Çayda kullanılan yapay gübre dışında. Bu bağlamda özellikle çay plantasyonlarında zararlılar yönünden doğal denge oluşmuştur ve herhangi bir kimyasal mücadele yapılmaz. Fındık alanlarında bazı yerlerde ilaçlama yapılır bazı bahçelerde ilaçlama yapılmaz. Kivi bahçelerinde herhangi bir kimyasal mücadele yapılmazken bunların dışında geleneksel olarak aile ihtiyaçlarına yönelik yetiştirilen diğer sebze, meyve ve tarla ürünlerinde de herhangi bir kimyasal uygulama yapılmaz.

‘Vampir kelebek’le (yakın zamanda yine sansasyonel başlıklarla adını duyacağımız turunçgil teke böceği) ile ilgili araştırmalarda da uzmanlar herhangi bir kimyasal ilaç önermiyorlar. Çünkü bu böceğe karşı kullanılacak kimyasal ilaç başka canlılara etki edecek ve genel denge daha da bozulacak. Dolayısıyla yeni ‘zararlıların’ türemesine neden olacak. Fakat böcekten rahatsız olan köylüler piyasadan edindikleri bazı ilaçları denemeye başlamış durumda. Ve asıl tehlike de bu.

Karadeniz’de çay, fındık ve bahçe tarımı zaten bitmek üzere. Buna ilaveten tarımla ilgili kamu kurumları ekonomik sıkıntıları alternatif ürünlerle, turizm teşvikleri ve hizmet sektörünü büyüterek çözmek istiyorlar. Ekonomideki ‘denge’yi sağlamak için her türlü girişimciliği teşvik eden hükümet ‘ekolojik denge’yi hiç umursamıyor.

(1) Kibar AK, Şaban GÜÇLÜ, Cafer EKEN, Reyhan SEKBAN, Türkiye için yeni bir zararlı Ricania simulans (Walker, 1851) (Hemiptera: Ricaniidae), Türkiye Entomoloji Dergisi, 2015, 39 (2): 179-186 http://dergipark.gov.tr/download/article-file/65282

(2) Age.

(3) http://www.milliyet.com.tr/karadeniz-de-yasanan-vampir-kelebek-samsun-yerelhaber-952646/

(4) Goerge  Monbiot, Yaban Yaşam: Karayı, Denizi ve İnsan Yaşamını Yeniden-Yabanlaştırmak, Everest Yayınları. Monbiot’un kitabı hakkında bkz. Cem Alpan, Yabanlık mizacımızdan silinebilir mi? http://t24.com.tr/k24/yazi/yaban-yasam,1535; Cemil Aksu, Yeniden Yabanlaştırma, http://www.abstraktdergi.net/yeniden-yabanlastirma/


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.