'Yemekhaneleşen' İstanbul Üniversitesi!

OHAL'le başlayan akademisyen ihraçları, rektör değişiklikleri... İstanbul Üniversitesi'nde neler oluyor?

Google Haberlere Abone ol

Tuğçe Özbiçer

İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi olduğum, tercih edenlerin çoğu gibi, bir miktar kapısına, bir miktar tarihine ve önemli bir miktar da öğrencilik hayatına tutularak listeye yazdığım İstanbul Üniversitesi'ndeki temel sorunlara değinmek istiyorum. Özünde güzel olan okulumuzun üzerinde, sağında, solunda dolanan kasvet havası, öğrencilerin tüm mücadelesine rağmen, içlerine işletilmeye çalışılıyor.

Peki, tartışmalarla, eleştirilerle, geçen derslerde; dersin temeline fikirlere, fikir yürütmeye verilen değeri koyan profesörlere, düşündüklerini, inandıklarını, okuduklarından örneklerle pekiştirerek, yüksek sesle ifade eden öğrencilere ne oldu? Sanıyorum bu insanlar toptan bezdi, bezdirildi. Hiç kimsenin doğanın yasalarına karşı gelip yok olduğu, sırra kadem bastığı veya kendi benliğinden bir ödün verdiği yok. Sadece büyük bir hevessizlik çöktü üzerimize. Bu sistematik hevessizlik işleminin de adım adım gerçekleştirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır sanırım.

YEMEKHANELEŞEN OKULUM!

"Uygulamalı bezdirme yöntemleri"ne girişi, okulumuzun "yemekhaneleşmesi"ne dair birkaç cümleyle yapabiliriz sanırım. Sadece birkaç yıl öncesine dek, normalde hukuk, işletme, siyasal bilimler gibi fakültelerin bulunduğu, şu meşhur koskocaman kapıdan girilen ana kampüsümüzde dehşet manzaralı, mükemmel bir yemekhanemiz bulunduğundan bahsetmek gerek. Fakat, bu yemekhanemiz oldukça kısa bir zaman dilimi içinde, öyle ki insana ışık hızıyla diye yazdıracak, yaklaşık 5 yıl önce, ışık hızıyla ortadan kayboldu/yok edildi. Siyasal Bilimler fakültesinin arkasında kalan yemekhanemizin oralar bir süredir hep inşaat. Buradaki çalışanlara "Yemekhaneye ne oldu? Yenisi yapılacak mı?" diye sorduğumda "30 yıllık binaydı, eskiydi, yıkmak gerekti. Daha anca Siyasal Bilimler yenilendi. İnşallah bir 6 aya başlar yeni yemekhanenin inşaası" cevabını aldım.

Önceleri Edebiyat Fakültesi'nin yemekhanesine yamanan biz diğer bölümler öğrencileri, daha sonra "fakülteler arası bulunma" yasağı ile bir dönem, yemek hakkımızdan mahrum kaldığımız bir dönem, geçirdik. Bu arada Edebiyat Fakültesi'nin kendi yemekhanesi geçtiğimiz yıldan beri kapalı. Edebiyat Fakültesi öğrencileri de Esnaf Hastanesi yanındaki yemek kulübesine (yemekhane konteynerine) yönlendiriliyor.

Menü

Daha sonraları ise, ana kampüste adeta fütüristik bir muşambadan yapılma çadır belirdi; burası yeni yemekhanemizdi. Ama ana kampüse ne zaman alınıp, ne zaman alınmayacağımızı bilemezdik. Bu süreçte çorbalar kağıt bardakta servis edilirken, ana yemek olarak seçilen bir parça börekti; torbanın içinde verilen.

Çadır yemekhane

Çadır yemekhanemizi maalesef ki yalnızca daha da garipleri takip etti ve okul çevresindeki boş alanlara, fakülte diplerine kah uzaktan (çok uzaktan) festival sahnelerini andıran çadırlar, kah muşambalar ve neredeyse çocukların oyun evlerini andıran konteyner kulübeler gibi yemekhaneler kurulmaya devam etti. Aynı okulda okuduğumuz diğer arkadaşlarımızla beraber yemek yeme adetimizle bu şekilde bağımız koparıldı.

FARKLI FAKÜLTEDE ÇAY İÇME, DOLAŞMA, SOSYALLEŞME ENGELİ

Başlangıcı hatırlanamayan bir tarihten beri, kazandığımız okulun bir diğer fakültesindeki arkadaşımızla çay içmemiz, 'ora'nın kantininin tostunun tadı nasılmış diye bakmamız, iki farklı insan sureti görüp, sosyalleşmemiz, tümden, bize yasak.

Farklı fakültelerde eğitim alan arkadaşlarımızla sosyalleşeceğimiz bir alan, hadi sosyalleşmeyi bırakalım, kendi fakültemizin küçücük kütüphaneleri dolu olunca gidebileceğimiz yan fakülte kütüphanesi alternatifi bile yok. En son, bir hocamızın, tüm sınıfı, dersin işlenişi doğrultusunda, ana kampüse götürmesi icap etti. Hocanın kimliğini gösterip, hatrı sayılır bir süre kadar güvenliğe dil dökmesiyle, "Hey, hop, bunlar iletişim", "Geçiş yok", "Siz kimsiniz?", "Kimlik mimlik gösterin" gibi soruların eşliğinde anca girebildik...

Hergele Meydanı girişi...

Kanımca bu süreç dahilinde alınan en acımasız karar, Edebiyat Fakültesi'nin çokça ve de pek keyifle zaman geçirilen Hergele Meydanı'nın kapatılması oldu. 2014-2015'in ikinci döneminden beri kapalı olan meydanda, dayanışma amaçlı kermesler yapılır, çaylar dağıtılır, müzik hiç eksik olmazdı.

İhraçlarla veda etmek zorunda kaldığımız hocalarımız, atanmış rektörümüz, kampüslerimizde bir araya gelebileceğimiz her alanın yok edilmesi, fakültelerimizin önlerinde silahlarıyla bekleyen polisler... Tüm bunların etkisiyle, okula sadece vize/final dönemleri gelen, işini bitirip, bir çaylık dahi sohbetten kaçan tuhaf, asosyal, bir araya gelebilme, kendini ifade etme kabiliyetinden yoksun bir gençlik yaratımı ya da yaratımına katkı sağlamak hedefleniyor.

İstanbul Üniversitesi'nde yaşananların, okulumuzun tarihi varlığı kapsamında, hem medya hem de çevredekilerin yeterli ilgiyi gösterme kriterlerinde "İstanbul Üniversitesi'ne göre o kadar da ilginç değil" seviyesinde kalması da haksızlık tabii...

Fakültelerimizde bir süredir böyle sıkıntılar çekiyoruz. Fakat kimsenin, hiç birimizin, kazanarak, hak ederek o kocaman kapısından girdiği, hepimizin olan okulumuzu da, bize şimdilik bırakılan eleştirdiğimiz alanları da, amfileri de terk ettiği yok! Hiçbir yere gitmiyoruz; şartlar ne olursa olsun, bizleri de bezdirmek o kadar kolay değil...