Filmdi gerçek oldu! Zonguldak’ta cinayet süsü verilmiş iş cinayeti

Afgan işçinin ölümüne “cinayet süsü” verilmesi de kazayla ölümün kaçak olmasından kaynaklı. Aksi hâlde kaçak ocak yasal takibata uğrayacak. Kapatılacak. İşletmecileri yargılanacak.

Google Haberlere Abone ol

Başak Canda

1990’lı yıllara kadar Türkiye’nin enerji üssü olarak tanımlanan Zonguldak’ta son yıllarda açıklaması mümkün, tanımlaması zor gelişmeler oluyor. Türkiye’de taş kömürü rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip ve taş kömürüyle var olan kent yine ülke gündeminde. Ama artık verimsiz bir devlet kurumuna dönüşmüş TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu)’yla, özelleştirilmiş maden ocaklarıyla, grizu faciaları ve iş kazalarıyla. Bu zincirin en altında ise bir şekilde bu zincirle ilişkilenen ve kaynağında ucuz maliyetle kaçak olarak çıkarılan kömür ve sistemi besleyen kaçak maden ocakları gerçeği var.

9 Kasım günü yaşandığı tespit edilen, 10 Kasım günü açığa çıkan ve bir gün sonra sır perdesi aralanan, önce ormanda yanmış cesedi bulunan, sonrasında kaçak ocakta çalışırken kaza sonucu öldüğü iddia edilen Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nurtani’nin ölümü (cinayeti) bir kez daha kaçak maden ocaklarını ülke gündemine taşıdı.

Filmlerde veya gerçek hayatta işlenen bir cinayete genellikle zanlı tarafından “kaza süsü” veya “intihar süsü” verilir. Zonguldak’ta yaşanan olayda ise bu kez film tersinden işliyor. İş cinayeti sonucu yaşandığı düşünülen ölüm olayına bu sefer “cinayet süsü” verilmeye çalışılmış. Tam da Ali Atay’ın yönetmenliğini yaptığı 2019 yapımı Cinayet Süsü filminde olduğu gibi.

Filme, filmle yaşanan cinayet arasındaki benzerlik ve tezatlara geleceğim. Ancak olayın odağındaki olgu olarak kaçak maden işletmelerini anlamak için Zonguldak ve taş kömürü gerçeğine kısaca bakmak gerekiyor. Zira benzer bir olay 2019 yılında da yaşanmıştı. Yine kaçak bir ocakta kaza sonucu ölen Abbas isimli işçinin uzun süre kimliği ve uyruğu açıklanamamış, apar topar defnedildikten sonra ülkeye kaçak yollardan giren ve kaçak olarak yaşayan Abbas’ın, kaçak bir maden ocağında, kaçak olarak çalışırken can verdiği anlaşılmıştı.

İçinde bu kadar “kaçak” kelimesi geçen bir cümle bile Zonguldak’ın ve kaçak maden ocaklarının vahametini anlatmaya yetiyor. Neden ve niçinine geçmeden kısa bir Zonguldak tarihçesine göz atalım.

SANAYİ DEVRİMİNİN ÜVEY ÇOCUĞU ZONGULDAK

James Watt’ın (1736-1819) buhar motorunu keşfetmesi Sanayi Devrimi’nin başlangıcı olarak kabul edilir. Watt, geliştirdiği buhar motorunun az çok ne işe yarayacağını, hatta insanlığa büyük bir hizmet edeceğini biliyordu. Bilemeyeceği, o an aklından geçirmediği buhar motoruyla başlayacak Sanayi Devrimi'nin bileşenleri olan hammadde, iş gücü, üretim ve pazar süreçlerinin insanlığın başına açacağı devasa sorunlar, sıkıntılar, savaşlardı.

Zonguldak ana rahmine işte tam da Sanayi Devrimi'nin tüm bu süreçlerde dünyayı kasıp kavurduğu, özellikle sanayinin çarklarını döndürecek buhar enerjisini yaratacak yakıta ulaşmak için (buna hammadde ve ucuz işgücünü de eklemeli) dünyanın birbirini boğazladığı zaman diliminde düştü.

Her ne kadar kafa kâğıdını Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte vilayet yapılarak alsa da Zonguldak esas olarak Sanayi Devrimi'nin çocuğu olarak doğdu. Ama üvey bir çocuk. Zira maden açma ve işletme konusunda yeterli teknolojiye sahip olmayan Osmanlı, bu değerli madenin işletmesini uzun yıllar Belçika ve esas olarak Fransızlara bırakacaktı.

Kömür üretimi, Cumhuriyet'le birlikte millileştirildikten sonra da madenlerde başta mükellefiyet süreçleri (yöre halkının kanun zoruyla madenlerde çalıştırılması) olmak üzere çok büyük sıkıntılar yaşandı. Bu sıkıntılara büyük grizu facialarını eklemiyorum bile, zira onlar işin “fıtratında” sayıldılar hep.

1990’lı yıllara kadar kendine özgü zorlukları ve yaşanan büyük acılarlarla birlikte bu kutsal taş, ülke sanayisinin gelişiminin ana damarı oldu ve bölgeye iki büyük fabrikanın da kurulmasının önünü açtı.

KABUL EDİLMİŞ BİR ÜRETİM ŞEKLİ OLARAK KAÇAK MADENCİLİK

Dünya genelinde esen neoliberal politikaların sonucu olarak 1990’lı yılların başından itibaren özelleştirmelerin Türkiye’de de atağa kalkmasıyla Zonguldak’ın, madenciliğin ve madencinin kaderinde de büyük dönüşümler ve sorunlar yaşanmaya başlandı.

Devletin elini tümüyle olmasa bile önemli oranda çektiği, TTK’nın tek başına tüm sahalarda üretim yapamadığı bu süreç Zonguldak’ı özel işletmelerle tanıştırdı. İş bununla sınırlı kalmadı. Zira özel işletmeler de tüm yetersizliklerine, kâr hırslarına rağmen en nihayetinde kanunlara en azından “uyuyor” görüntüsü verecekti.

İşte Sanayi Devrimi'nin üvey evladı Zonguldak’ın tam bu aşamada bir de gayrimeşru çocuğu oldu. Adına “ruhsatsız maden” denilen herkesin haberdar olduğu, ama resmiyette olmadığı için üretim aşamasından iş güvenliği ve sağlığına kadar hiçbir kurala uyma mecburiyeti olmayan, ucuzun da ucuzuna ürettiği kömürü piyasa değerinin altında başta bölgedeki termik santrallere satarak bu işletmeler, Zonguldak’ın son 30 yılının en karanlıkta kalmış ama bir o kadar da acılı-kanlı yüzünü oluşturdu. Kaçak maden ocakları!

KAÇAĞIN DA KAÇAĞI!

Son yıllarda kaçak maden işletmeciliği bir level daha atladı. Hiçbir resmiyeti ve çalışma güvenliği olmayan kaçak ocaklarda maliyeti çok daha düşük olan, yurda kaçak olarak girmiş veya göçmen olarak yaşayan çoğu Afganistanlı, yabancı uyruklu işçi çalıştırılmaya başlandı. Yukarda belirttiğim 2019 yılında hayatını kaybeden Abbas ve 9 Kasım’da yaşamını kaybettiği tespit edilen Vezir Mohammad Nurtani sadece iki örnek. Bu örneklere aynı sebeplerle, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle kaçak ocaklarda hayatını kaybeden Zonguldaklı genç iş(siz)çileri de eklemeliyiz.

Örneklerin bununla sınırlı kalmayacağı da şimdilik su götürmez bir gerçek. Zira ölümlü kazalarla gündeme gelen herhangi bir kaçak ocak dinamitle çökertilip, yasal takibat yapılsa bile bir süre sonra ya aynı kişilerce veya başkaları tarafından yeniden kaçak olarak işletmeye açılıyor.

FİLM GERÇEK OLDU!

Şimdi gelelim son örneğimize. Yerel ve ulusal basına yansıdığı kadarıyla “cinayet süsü” verilmeye çalışılan bir kaçak iş cinayetiyle karşı karşıyayız. İş cinayetinin kaçağı olur mu dememek lazım! Zira Vezir isimli Afgan işçinin ölümüne “cinayet süsü” verilmesi de kazayla ölümün kaçak olmasından kaynaklı. Aksi hâlde kaçak ocak medyaya yansıdığı için yasal takibata uğrayacak. Kapatılacak. İşletmecileri gerekli cezayı alır veya almaz, yargılanacak. İşte bu nedenle medyaya da yansıyan “cinayet süsü” kaçınılmaz oluyor.

Olayın gelişimi kısaca şöyle:

“Edinilen bilgiye göre yaklaşık bir ay önce Zonguldak’ta Kırat bölgesinde bir kaçak ocakta çalışmaya başlayan Afganistan uyruklu Nurtani, dün maden ocağında meydana gelen kazada hayatını kaybetti.

Kaçak ocak sahibi tarafından olayın ortaya çıkmaması için ormanlık alana götürülen Vezir Mohammad Nurtani’nin faili meçhul kişi ya da kişilerce üzerine benzin dökülerek yakıldığı ortaya çıktı.

Jandarma tarafından yapılan tahkikatta olay yerindeki delillere el konulurken cinayetle ilgili 6 kişi gözaltına alındı.”

BU SEFER FAİLLER KENDİLERİNİ ELE VERDİ

Ali Atay’ın Cinayet Süsü filminde bir sanatçı sokaklarda işlenen faili meçhul cinayetler sonucu şehir çöplüklerine atılan cesetleri süsleyip kentin görünür yerlerine taşıyordu. Arka arkaya yaşanan bu “süslü cinayetler” poliste seri katil kuşkusunu güçlendiriyor. Ancak bir türlü ipucu bulanamıyor. Filmin finalinde kendini yakalatan sanatçı, “Her gün sokaklarda onlarca insan ölüyor ve çöplüklere atılıyor. Hiçbirine dikkat çeken, sorgulayan yok. ‘Cinayet süsü’ vererek bu cinayetleri görünür hâle getirdim. Failleri yakalamak sizin işiniz.” diyor.

Zonguldak’taki olayda ise eldeki bilgilere göre failler, ölümün iş cinayeti sonucu kaçak ocakta yaşandığı ortaya çıkmasın diye olaya “cinayet süsü” vererek kendilerini ele veriyor.

Sonuç olarak Zonguldak’ta kaçak maden işletmeciliği ve kaçak işçi çalıştırma sorununa çözüm üretilmedikçe “cinayet süsü” verilmiş veya verilmemiş iş cinayetlerinin son bulmayacağı yakıcı bir olgu olarak ortada duruyor.