2009 gibi teğet geçmeyecek!

2001 krizinde Hazine Müsteşarı olarak ekonomik kriz yönetiminde görev alan ekipte yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak uyardı. “Teğet geçti” denilen 2009 krizini hatırlatarak “Geçen defa gibi olmayacak” diyen Öztrak, “Popülizmle, vatan, millet, Sakarya” diyerek bu işi götüremezsiniz. Vatana da millete de zarar verirsiniz. Onun için bir an önce ayakları yere basan tedbirler alınmalı” dedi. Öztrak’a göre, krizi yönetirken neden olunmaması gereken bir tane önemli husus var. O da haksızlık duygusu yaratılmaması. Bunun için de tüm kesimleri içine alacak Ekonomik Sosyal Konsey’in toplanmasında sayısız yarar var.

Nergis Demirkaya  ndemirkaya@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin erkene alınması üzerine muhalefet kanadından gelen “ekonomik kriz geliyor. Bu nedenle seçimi erkene aldılar” yorumu gerçek oldu. Seçimlerin ardından ABD ile Türkiye arasında yaşanan Brunson krizi ile tetiklenen ama ekonomistlerin yapısal sorunlara dayandırdığı krizde gözler her gün değer kaybeden Türk lirasının izlendiği döviz kuruna çevrildi. Sadece ağustos ayı içinde Türk lirasındaki kayıp yüzde 30’a yaklaştı. Doların önlenemez yükselişi kısa sürede marketlerde değişen etiketlerle kendini hissettirmeye başladı. Karar vericilerin etkili tedbirler almadığı yönünde eleştiriler artarken önümüzdeki aylara dönük çok ciddi kabus senaryoları konuşulur hale geldi.

Tüm bu gelişmeleri 2001 krizi sonrası Hazine Müsteşarlığı görevine getirilerek o dönem krizi yöneten ekip içinde yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak ile konuştuk.

Ekonomideki olumsuz tabloyu “ucube Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi” ile ilişkilendiren Öztrak, buna örnek olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu sisteme geçiş için yeşil ışık yaktığı Ekim 2016 ile Ağustos 2018 arasında Türk lirasının dolar karşısında yüzde 102 değer kaybetmesini gösterdi. “Liyakatın yerini sadakatin aldığı bir akraba yönetimi” kurulmasıyla endişelerin daha da arttığını söyleyen Öztrak’ın kriz yönetimi için bir dizi öneri ve uyarısı var.

Faik Öztrak

“Teğet geçti” denilen 2009 krizini hatırlatarak “Geçen defa gibi olmayacak” diyen Öztrak, “Popülizmle, vatan, millet, Sakarya” diyerek bu işi götüremezsiniz. Vatana da millete de zarar verirsiniz. Onun için bir an önce ayakları yere basan tedbirler alınmalı” diyor. Öztrak’a göre, krizi yönetirken neden olunmaması gereken bir tane önemli husus var. O da haksızlık duygusu yaratılmaması. Bunun için de tüm kesimleri içine alacak Ekonomik Sosyal Konsey’in acilen toplanması gerekiyor.

2001 ekonomik krizinde üstlendiği göreve gönderme yaparak “Damdan düşen biri olarak anlatıyorum” diyen Faik Öztrak’ın son ekonomik gelişmelerle ilgili DuvaR’a değerlendirmeleri şöyle oldu:

BİR DÖVİZ KRİZİ YAŞANIYOR

Bu tam anlamıyla bir ekonomik kriz mi? Neden kaynaklanıyor? Bir adı var mı bu krizin?

Türk lirasının ağustos ayında yüzde 30’un üzerinde değer yitirdiğini görüyoruz. Bir para yüzde 30’un üzerinde bu şekilde değer yitiriyorsa orada döviz krizi var, diye konuşulur. İkincisi bu krizi ABD’nin ne hukuka, ne de hakka sığmayan, bizim dünya düzeni anlayışına da taban tabana zıt tek taraflı, buyurgan yaklaşımı tetiklemiştir. Ama piyasaların tepkisinin bu kadar büyük olmasının arkasındaki neden sadece bu değildir?

Peki nedir?

İktidarın özellikle 2013 yılından bu yana sürdürdüğü yanlış politikalar var. Süreç 2009’daki krizden sonra başladı. Dünyadaki krizden sonra küresel sermayenin bizim gibi ekonomilere yönelmesi iktidarı çok popülist sıcak parayla ekonomiyi şişirmeye dönük bir strateji izlemeye sevk etti. Çünkü bunun seçmene hiç bir maliyeti yoktu. Hatta seçmeni borca batırdığınız zaman istikrar lafını ettiğinizde etrafınızda daha fazla adam toplayabiliyorsunuz. Ama 2013 yılında Bernanke’nin (FED Başkanı) “Artık dolar basmayı bırakacağız” açıklamasının ardından tüm dünyada küresel sermaye son derece ihtiyatlı hale geldi. Bu süreçte biz ne yaptık, giderek otoriterleşmeye başladık. “Ben önceki cumhurbaşkanları gibi olmayacağım” diyen Cumhurbaşkanının “tek adam parti devleti rejimi hülyası” başladı. 2015’te bu proje için haziran ve kasımda 2 seçim yaptık. Birincisini iptal ettik, neden? Sadece tek parti Meclis’te hakim olsun, diye. Haziran-kasım arasında Türk milletini demokrasi ile güvenlik tercihi arasında sıkıştırdık. Bir ülkenin genleriyle bu kadar oynadığınız zaman riskler gerçekleşmeye başladı ve o risklerden biri de demokrasinin saldırıya uğramasıydı. 2016 yılında hain bir darbe girişimi yaşandı. O saldırı bertaraf edildikten sonra 5 gün içinde bana göre başka bir darbe süreci olan OHAL ilan edildi.

BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMASINDAN BU YANA KAYIP YÜZDE 102

Bütün bu gelişmeler ekonomide nasıl okundu?

Bunlar ciddi şekilde dünyada Türkiye’nin bırakın yeni doğruları yapmaya başlamasını eski doğrularından da vazgeçmeye başladığı izlenimini yarattı. Son nokta da Sayın Bahçeli’nin “ucube Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi” ile konuldu. Son dönemde yüzde 30’un üzerinde değer kaybeden kur Bahçeli’nin yeşil ışık yaktığı 2016 ekim ayından bugüne yüzde 102 kaybetti. Bunun sadece 28 puanı Brunson krizinden sonra yaşandı. Brunson bir tetikleyici ama Türk ekonomisinin sıkıntılarının çok daha önce başladığı, özellikle bu ucube tek adam parti rejimine geçiş süreciyle birlikte Türk ekonomisinin çok ciddi kırılganlıklar biriktirmeye başladığını açıkça görüyoruz. Hukuk devleti her gün biraz daha zayıflıyor. Demokrasi her gün biraz daha geriye gidiyor. Buyurgan yönetim her gün biraz daha buyurganlaşıyor. Ekonomi, emir komuta ekonomisine çevriliyor. Merkez Bankası, BDDK gibi kurumların araç bağımsızlığı rafa kaldırılıp vesayet altına alındığını görüyoruz.

LİYAKAT GİTTİ, SADAKAT GELDİ, AKRABA YÖNETİMİ KURULDU

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sonrası ne oldu?

Seçimden sonra Cumhurbaşkanının atadığı bakanlara baktığınızda burada da liyakatın bir kenara itildiğini, sadakatin ön plana çıktığını ve akraba yönetimin Türkiye’nin başına geçtiğini görüyoruz. Siz dünyanın neresinde olursanız olun, ekonomi alanında başarı hikayesi olmayan bir insanı, sadece damadınız olduğu için ekonominin başına getiriyorsanız zaten ekonominin vesayet altına alındığı endişesi içinde olanlar çok daha büyük endişeye kapılırlar.

ALBAYRAK HER KONUŞTUĞUNDA LİRA DEĞER KAYBEDİYOR

Sayın Güler Sabancı, Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın yeni ekonomi modelini açıkladığı toplantıdan sonra “Güvenimiz tam” mesajı vermişti. Bu ne anlama geliyor?

Sayın Sabancı’nın kendi fikri. Ama Sayın Albayrak’ın her açıklaması sonrası Türk lirası hemen değer kaybediyor. Bu güven olup olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Objektif olmak gerekiyor. Ekonomik sıkıntılar sene başından beri devam ediyor. Aylar geçti ama bu sıkıntıları çözecek, acil ve orta vadeli tedbirleri içeren, somut ve güven veren bir program hala ortada yok. Biz sadece Trump yönetimine bağırıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ekonominin yapısal sorunları olduğunu daha yeni itiraf etti. Ama böyle ağır ağır, dilim dilim gidilirse bu işin içinden çıkılmaz, bunun maliyeti bu ülkeye çok yüksek olur.

ZAYIF OLURSANIZ SİZİ DÖVERLER

ABD yönetimine karşı Türkiye kimi ülkelerle işbirliği arıyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD’nin yönetiminin tek taraflı davranışlarıyla ilgili işbirliklerine girilmesini doğru buluyorum. ABD yönetimi artık dünyadaki işleyişi tehdit etmeye başladı. Bu durumda işbirlikleri önemlidir. Ama kimse “Bu işbirlikleri ile ABD’yi tepeler, doları bitiririz” diye düşünmesin. Bunlar hayatın gerçekleri değil. Hayatın bir tek gerçeği var, o da zayıf olursanız sizi döverler. O nedenle bir an önce kendimizi kuvvetlendirecek tedbirleri almamız lazım. Yaşanan zaafiyetin arkasında bir hukuk devletinin uğradığı erozyon var. İki Türk ekonomisini yönetenlerin kolaycılığa kaçıp sermayenin daralmaya başladığı 2013’te dünyada küresel sermayenin ürkekleşmeye başladığı, son yaşanan küresel krizin bittiği 2009 tarihinden bu yana ekonomide kolaycılığa kaçıp, yapısal önlemleri almayıp sıcak parayla ekonomiyi şişirme stratejisi izlemeleri var. Türkiye’yi borca batırdık. Bakın Kanuni Sultan Süleyman, “Fransızlar bizden borç istiyor, ne yapalım” diyen vezirine “Ver paşa. Borç alan emir alır” diyor. Bu böyledir. Bu kadar borcun altına girerseniz emir alırsınız.

TÜRKİYE KÜRESEL PİYASALARDAN ÇIKMAMALIDIR

Bu arada diğer ülkelerden borç para arayışı var. Bu fayda getirir mi?

Devletten devlete borç arama çabasını görüyoruz. Türkiye küresel piyasalardan çıkmamalıdır. Borcunu piyasa koşulları içinde ama en iyi şartlarda temin edecek şekilde ekonomide ve siyasette yeni bir hikaye yazmalıdır. Tek tek ülkelerin kapısına gidip destek istemek de bana göre çok ciddi pazarlıkları getirir ve bunun altından bu ülke zor kalkar.

Şu an en acil yapılması gerekenler sizce neler?

Genel başkan 13 maddelik bir paket açıkladı. Bu paket uygulanmaya başlansa derhal piyasalarda oyun kurallarının değiştiğine dönük ciddi bir izlenim yaratılır. En başta liyakat var.

Liyakat denilince, Berat Albayrak’ın görevinden ayrılması ne getirir?

Görev değişikliği beklentileri de önemli ölçüde değiştirir. Sayın Albayrak’ın şu ana kadar yaptığı çok fazla bir şey yok. Ama Albayrak’ın damat olması sıkıntı yaratıyor. Belki Albayrak’ın bu işte bir günahı da olmayabilir ama sonuç olarak damat. Damat olduğunuz sürece bu işlerden elinizi çekeceksiniz. Diğer yandan demokratik standartları yükseltmeye başlamalıyız. Hukukun üstünlüğü, güvenliğini sağlayacak bir takım önlemler almalıyız. Yargı bağımsızlığını güçlendirecek bir takım önlemler hemen Meclis’e getirilebilir. Yine Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına müdahale etmeyeceğimizin garantisini mutlaka vermeliyiz.

 

Türkiye’de dolarla yapılmış ihaleler dolarla verilmiş garantiler var. Vatandaştan yastık altındaki dolarlarını isterken yandaşınıza da bu dolarlı garantilerden vazgeç diyeceksiniz. Bunun başka çaresi yok. Adrese teslim ihaleler “ahbap çavuş kapitalizmi” olduğu yönündeki izlenimi son derece güçlendiren unsurlar. Kamu İhale Yasası’nda bu amaçla yapılan değişikliklerden geriye dönüş yine beklentileri önemli ölçüde değiştirecektir. Bizim şu anda acil, orta vadeli önlemleri içeren, ayakları yere basan güçlü bir programa ihtiyacımız var.

TÜRKİYE IMF’YE GİTMELİ Mİ?

Türkiye’nin IMF’ye gidip gitmemesi gerektiği konuşuluyor. IMF’ye gitmek gerekiyor mu?

Kendi tecrübelerime dayanarak şunu söyleyeyim. Ben, hükümet “Trump bizi dövüyor” diye sızlanmaktan vazgeçip ayakları yere basan, güven uyandıracak bir programı devreye alabilirse Türkiye’nin finans piyasalarında kalabileceğini düşünüyorum.

Yapılan açıklamaları dikkate alırsanız bu yönde bir gelişim görüyor musunuz?

İstikrarı sağlamaya dönük bir programa ihtiyaç var ama siz gidip 100 günlük eylem programı açıklıyor, “yatırım yapacağım” diyorsunuz. Dövizin kalmamış. Bu sorunu nasıl halledeceksin. Hâlâ harcamayı arttıracak, onu anlatıyor. Yeni büyüme modelinden bahsediliyor, ortada bir şey yok. Merkez Bankası’nın aldığı bir takım önlemler, swap kararları var. Ama öyle ilginç bir finansla mimari oluşturulmuş ve faizlerin artmaması için her şey feda edilmiş ki. Kurun serbest düşüşe geçmesiyle birlikte bunlar kalkınca bir anda faizler yüzde 28’lere çıktı. Şimdi de yüzde 24. Devlet Bahçeli tek adam parti rejimine yeşil ışık yaktığı gün faizler 8.7’ydi. 24 Haziran seçimleri bittikten sonra yüzde 19’u gördü. Bugün de 24. Trump’ın yaptığı şeyi asla hoş görmüyoruz ama ekonomide olan bitenin tamamını da götürüp buna bağlayıp kendi hatalarımızın üstünü örtmeye çalışmayı, bu fırsatçılığa girilmesini de doğru bulmuyorum.

GEÇEN DEFA GİBİ OLMAYACAK

Geçen defa gibi olmayacak. 2009 yılında bu iş olduğunda “teğet geçti” denildi. Niye teğet geçti biliyor musunuz? Çünkü o gün dünyada şöyle bir yaklaşım ortaya çıktı. Bu krizden çıkışın motorunu yükselen piyasa ekonomileri sırtlanacaktır bakışıyla bu piyasalara çok ciddi şekilde para gitmeye başladı. Ama biz yine yapısal sıkıntılarımızın üstünü örttük. Hiçbir tedbir almadık, sıcak parayla ekonomiyi şişirerek devam edebilme imkanı bulduk. Artık o yok.

Yani ekonomide beklenen kabus senaryosu gerçekleşiyor mu?

Tabii. Bunu aslında iktidar da gördüğü için seçimi erkene aldı. Bu tablonun geleceğini biliyorlardı. Şimdi bu tabloyu görüp tedbir almak yerine tamamen Trump’a bağlayarak milleti aldatmaya devam edemezsiniz. Bunun maliyeti çok yüksek olur. 2009’da “teğet geçecek” dediklerinde aldıkları tedbir döviz geliri elde etmeyen şirketlerin dövizle borçlanmasının önünü açmaktı. Türkiye’deki şirketlerin dövizli borçları 70 milyar dolardan 220 milyar dolara çıktı. Bugün Türkiye dünyanın en kırılgan 5 ekonomisi liginden bir türlü düşemiyorsa nedeni bu. Bu ligden düşmeyen tek ülke biziz. Popülizmin sınırları vardır. Popülizmle, “vatan, millet, Sakarya” diyerek bu işi götüremezsiniz. Vatana da millete de zarar verirsiniz. Onun için bir an önce Cumhurbaşkanının tek adam parti devleti rejiminin ayaklarını yere basması gereken tedbirleri alması gerekir.

AB ATAĞINI OLUMLU KARŞILIYORUZ

Döviz kurundaki bu gelişmelerden sonra AB’yi hatırladık. AB atağı ne getirir?

Türkiye’nin vazgeçmemesi gereken hedeflerin en önemlilerinden biri AB’ye tam üyeliktir. Bu çerçevede hareket edilmelidir. İktidarın bunu yeniden anlamaya başlamasını olumlu karşılıyoruz ama bu çerçevede iktidarın anlayışını, dünyaya bakışını tamamen değiştirmesi gerekir. Ama çok açık, Türkiye’deki ekonomik sorunların vatandaşta yaratmış olduğu veya yaratmasını beklediği tepkiyi şiddetle, baskıyı arttırarak yönetmeyi düşünen bir iktidarın AB değerlerine yaklaşması son derece zordur.

Sunduğunuz öneriler, yaptığınız uyarılar karşılık bulmayınca en olumsuz tablo olarak neyi görüyorsunuz?

TL’nin bu kadar değer kaybetmesi enflasyonu etkiler. Vatandaşların gelirlerinde ciddi bir gerileme, bu da daha çok canının yanmasına neden olacak. CHP’de geçmişte krizler yönetmiş son derece deneyimli kadroları var. Başta sayın genel başkan olmak üzere, onlar her ne kadar dolar baronlarıyla işbirliği içinde olduğumuzu söyleseler de biz yapıcı önerileri iktidara sunmaya devam edeceğiz.

HER ŞEHRE KRİZ TAKİP GÖREVLİSİ

Ekonomi masası kurdunuz. Nasıl bir çalışma yapacaksınız?

Ülkede bir ekonomik kriz varsa o çerçevede ekonomiyi izlemek için bir masa kurmak zorundayız. Çok tecrübeli arkadaşlarla bir araya geliyoruz. Örgütleri de devreye sokuyoruz. Her ilde bir il başkan yardımcımız bu konuyla ilgili görevlendiriliyor. Onlar illerindeki krizin işsizlik, pahalılık gibi etkilerini yakından takip ediyorlar. Bir müddet sonra kimi mallarda, ilaçlarda eksiklikler ortaya çıkacak. Hepsini takip edip kamuoyunun gündemine taşımamız hükümetin süratle önlem almasını talep etmemiz lazım ki vatandaşın bu süreçte yaşayacağı sıkıntıları asgariye indirelim. Ayrıca hızla sendikaları, TÜSİAD, MÜSİAD, TİSK’in aralarında bulunduğu kurumları ziyaret edip beklentilerini ve sıkıntılarını dinleyeceğiz. Bunlar il-ilçe düzeylerinde de yapılacak. Bize sürekli rapor gönderilecek.

 

Bu kriz süreçlerinde en büyük zararı toplumun en yoksul kesimleri görüyor. Yiyecek, içecek, eğitim gibi birçok sıkıntı birleştiğinde çocukların insani yeteneklerini, kapasitelerini sınırlamaya başlar. Bu da bir neslin kaybedilmesi anlamına gelir. Bunun olmaması için özellikle yoksul kesimin aldığı yardımların hızla arttırılması lazım. Hatta her şeyden vazgeçip bu çocukların sokakta kalmaması, iyi beslenmeleri, eğitim, sağlık hizmeti almaları için gereken her şey yapılmalı.

KRİZ YÖNETİMİNDE HAKSIZLIK DUYGUSU YARATILMAMALI

Damdan düşen birinin tecrübesi olarak aktarayım. Ben 2001-2002 krizini yöneten ekiptenim. Bu böyle kapı arkalarında, kimi kesimlerle ayaküstü, kısa görüşmelerle olmaz. Belli kesimlerle tek tek görüşmek, diğer kesimlerde “acaba bunlar gidip ne konuştu, kendilerine ne sağladılar. Bunun faturası bize mi çıkacak” izlenimi yaratır. Burada politikaların Ekonomik Sosyal Konsey’in toplanarak, onun bünyesinde oluşturulmasında sayılmayacak kadar büyük yarar var. Krizi yönetirken yaratmamanız gereken, neden olmamanız gereken bir tane önemli husus vardır. O da haksızlık duygusu. Eğer ekonomik oyunculardan biri, örneğin sendikalar kendilerine adil davranılmadığı, krizin yükünün ağırlıklı olarak kendilerinin sırtına yüklendiği izlenimine kapılırlarsa tepki gösterirler. Kesimler tepki göstermeye başladığı andan itibaren güven uyandırmaya dönük politikalarınızın etkisi azalır. Bu açıdan çok yanlış işler yapılıyor.

Bu süreç yerel seçimleri nasıl etkiler?

Tek adam rejiminin durdurulacağı en önemli yerlerden biri mahalli idareler seçimi. Ama o seçime kadar bir tedbir almayı istemiyorlar gibi. Tamamen dışarısını suçlayıp kendi arkasında kutuplaşma oluşturup, popülist söylemlerle bu seçimi alma niyetindelerse bu çok yanlış. Bu dünyanın büyük ekonomilerinden birine, bu millete yapılacak en büyük kötülük. Bir an önce tedbirleri almaları lazım. Böyle bir beklentileri varsa bunu marta kadar da sürdüremezler.