Arap basınında geçen hafta: Kirli çamaşırlar ortaya dökülüyor

Katar ve Körfez ülkeleri arasındaki kriz devam ederken Türkiye’nin bu süreçte takındığı tutum Arap basınında geniş bir şekilde yer aldı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri basınının hedefi oldu.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Arap Dünyası bu hafta da Katar ve diğer Körfez ülkeleri arasındaki krizi tartışmaya devam etti. Arap basınında, ABD’nin Katar ile imzaladığı savaş uçağı anlaşmasından sonra gerek krizin gidişatının, gerekse de Körfez’deki denklemlerin değişeceği ifade ediliyor.

Kriz devam ederken Türkiye’nin bu süreçte takındığı tutum da Arap basınında geniş bir şekilde yer aldı. Türkiye, özellikle de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri basınının hedefi oldu.

Bu hafta bir başka önemli gelişme de, Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından kaosa teslim olan Libya’dan geldi. Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın tutuklu bulunduğu cezaevinden serbest bırakılması Arap basınında “Seyfülislam siyaset sahnesine geri dönüyor” şeklinde yorumlandı.

Mısır Kızıldeniz’de bulunan Tiran ve Senafir adalarının Suudi Arabistan’a verilmesinin onaylanması, Mısır’ın tekrar gerilmesine neden oldu. Birçok kesim, parlamentonun bu kararını “vatana ihanet” şeklinde yorumlarken, diğer taraftan da sokağa inme çağrıları yapıldı.

‘TÜRKİYE KATAR’DAN NE İSTİYOR?’

Suudi Arabistan’ın Okaz gazetesi, Türkiye’nin Katar’a verdiği desteğin sorgulandığını yazdı. Gazete, kriz başladıktan sonra iki ülke arasında ekonomik ve ticari anlaşmalar yapılmasına da yer verdi:

"Gelişmeleri yakından takip edenler, Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE ve Mısır gibi ülkelerin Katar ile ilişkilerini kesmesinin ardından Türkiye’nin Katar’a neden bu kadar önem verdiğini ciddi şekilde sorguluyor.

Ancak Türk yetkililerin açıklanmaları Türkiye’nin ikili tutumunu gözler önüne seriyor. Katar’ın başkenti Doha’yı ziyaret eden Türkiye’nin dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu ziyaretin amacının Katar ve diğer Körfez ülkeleri arasındaki krizi çözmeye yönelik bir hamle olarak niteleyerek, Katar halkının kardeş halk olduğunu ve onunla dayanışma içinde olduklarını belirtti. Diğer yandan, Türk ürünlerinin, Katar’a uygulanan boykottan sonra oldukça rağbet gördüğü ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Katar, bazı şirketlerden Türkiye’ye bazı konularda ticari anlaşmalar yapmak üzere heyetler göndermeyi kararlaştırdı. Bu çerçevede her iki ülke de aralarındaki ticaret hacmini daha da arttırma niyetinde.”

‘ERDOĞAN KATAR’ İÇİN KÖPRÜLERİ HAVAYA UÇURDU'

Londra merkezli Al Arab gazetesi ise, Türkiye’nin tutumunu, “Erdoğan, Katar’ı savunmak için Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE ile olan stratejik köprüleri havaya uçurdu” şeklinde yorumladı:

“Erdoğan, Katar’ı desteklemek ve ideolojik ilişkileri korumak adına Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile arasındaki stratejik köprüleri havaya uçurdu.

Uzmanlara göre Erdoğan’ın Katar’a destek vermeye devam etmesi, Türkiye’yi de aynı baskılarla karşı karşıya bırakabilir. Ancak öyle görülüyor ki, Katar’ın Körfez ülkeleriyle yaşadığı kriz, Katar’ın Suudi Arabistan’la yarışabilecek bir başka Sünni gücü bölgeye çekerek, Ortadoğu’daki dengeleri değiştirmeye çalıştığı bir dönemde başladı.

Aynı ideolojik bağlara sahip olan Türkiye ve Katar, Müslüman Kardeşler örgütünü destekledi. Türkiye, Katar’la koordineli bir şekilde Suriye sınırını yabancı savaşçılara açtı. Bu yabancı savaşçılar da Suriye devlet başkanı Beşar Esad’a karşı savaşan radikal örgütlere katıldı.

Son olarak Türkiye Katar’a önemli kurumları koruması için özel birlikler gönderdi. Erdoğan da Katar’a yönelik boykot kampanyasının idam hükmü niteliğinde olduğunu söyledi. Ancak Erdoğan’ın hamleleri ve açıklamalarına Körfez’de kulak verilmedi.”

'TÜRKİYE NEDEN KATAR’IN YANINDA DURUYOR?'

Türkiye’yi yakından takip eden Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin, BAE Alkhaleej gazetesindeki haftalık makalesinde Türkiye’nin neden Katar’ın yanında yer aldığını ele aldı.

Türkiye’nin Körfez ülkeleri ve Katar arasındaki krizde bu derece taraf tutmasının beklenmedik bir gelişme olduğunu kaydeden Nureddin, Türkiye’nin böyle bir tutum takınmasının nedenlerini şöyle sıraladı:

"Katar, Türkiye’nin Körfez ülkeleri arasında güçlü ilişkileri olduğu tek ülke. Eğer Katar kaybederse Körfez’deki ‘mızrağının ucu kırılabilir’ kaybedecek.

Katar şu an Müslüman Kardeşler düşüncesinin merkez üssü konumunda. İhvan’ın Katar’dan çıkması durumunda, Türkiye onları misafir etme yükünü tek başına taşıyacak. Bu da Türkiye’yi tek başına aşamayacağı zorluklarla karşı karşıya bırakabilir.

Katar, Türkiye’nin bölgedeki tek askeri üssüne ev sahipliği yapıyor. Türkiye bu askeri üs vasıtasıyla Arap dünyasındaki taraflara baskı uygulayabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin Katar’la büyük bir ekonomik ilişkisi bulunuyor. Türkiye gazeteleri bu ekonomik ilişkilerle ilgili önemli ayrıntılara yer verdi. Dolayısıyla Katar’ın kaybedilmesi bu aile ekonomisine büyük bir darbe anlamına gelir."

'KİRLİ ÇAMAŞIRLAR ORTAYA DÖKÜLÜYOR'

Mısır El Bedil gazetesi, Katar’ın eski dışişleri bakanı ve başbakanı Hamad Bin Casim el Sani’nin “Türkiye ve Ürdün’de kurulan operasyon odalarıyla” ilgili açıklamalarına yer verdi. Gazete, “aralarındaki çekişme teröre verdikleri desteğin ortaya dökülmesine neden oldu” yorumunu yaptı:

“Katar ve Körfez ülkeleri arasındaki krizde her geçen gün, Riyad, Doha ve Washington’un Suriye’de terör örgütlerine verdiği destekle ilgili gerçekler ortaya çıkmasına neden oluyor. Arap dünyasına yayılan bu terör örgütlerine verilen yardımın ispatı için Suudi ve Katar dışişleri bakanlarının açıklamalarına bakmak yeterlidir.”

'HAMAD BİN CASİM’İN GEÇ GELEN İTİRAFLARI'

Gazete, Katar Dışişleri Bakanı Hamad Bin Casim’in “geç kalınmış itiraflar” olarak değerlendirdiği itiraflarının, “Katar’ın yaşadığı krizi Suriye’nin müttefikleri aracılığıyla aşmaya çalıştığı bir dönemde yaptığına” da dikkat çekti:

“Katar’ın eski dışişleri bakanının açıklamaları Suriye’deki radikal ve silahlı örgütler veya Suriyeli muhalif meclislere yapılan maddi ve askeri yardımların boyutunu gözler önüne serdi. Bu desteği de Suriye’de savaşın başladığı ilk andan itibaren Hamad bin Casim başlattı ve bunu kendisi yönetti. Bin Casim’in tutumunu gözden geçirmesi de Katar’ın Körfez ülkeleri tarafından dışlanmasından sonra geldi. Katar da Suriye’nin müttefikleri aracılığıyla krizden bir çıkış bulmaya çalışıyor.”

Hamad Bin Casim El Sani, Amerikan PBS televizyonuna verdiği mülakatta, “Diğer Körfez ülkeleri ve ABD gibi biz de Suriye’de hatalar yaptık. Hepimiz aynı operasyon odaları aracılığıyla çalışıyorduk. Bunlardan biri Ürdün’de diğeri ise Türkiye’deydi. Hepimiz aynı örgütleri destekliyorduk.”

SEYFÜLİSLAM KADDAFİ SİYASET SAHNESİNE Mİ DÖNÜYOR?

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin General Hafter’e bağlı bir askeri birlik tarafından serbest bırakılması bir çok soru işaretini beraberinde getirdi. Mısır El Ahram gazetesinden Said Kadri, “Kaddafi’nin serbest bırakılmasının Libyalıları tekrar bir araya getirmek için inisiyatif doğurur mu? Sorusunu gündeme taşıdı:

“Devrik lider Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin serbest bırakılmasıyla ilgili haberler, kafalarda birçok soru işareti yarattı. Bu soru işaretlerinden en önemlisi de, bu adımın Seyfül islam Kaddafi’nin Libya’daki siyaset sahnesine tekrar dönüşünün bir ön adımı olup olmadığıdır.

Özellikle Seyfülislam Kaddafi’nin yararlandığı af kanunu uzun zaman önce çıkarıldığını ve uygulamaya konmadığını göz önünde bulundurursak. Bu durum, bazı gelişmelerin, eski rejimin adamlarıyla işbirliği yapmayı dayattığı konusunda bir intiba uyandırmaktadır.

Seyfülislam hâlihazırda birçok Libyalı kesimin desteğini almış durumda. Hatta bu kesimlerin bazıları da zamanında ‘rejimin devrilmesini’ desteklemekteydi.

Bazı iddialara göre Libyalılar Seyfülislam’dan bir konuşma yapmasını bekliyor. Böyle bir konuşma da Seyfülislam’ın siyaset sahnesine geri dönüşünün ilanı niteliğinde olur.

Gazeteye bilgi veren kaynaklar, Seyfülislam Kaddafi yakında Libyalıları tekrar bir araya getirme, akan kanı durdurma ve bütün Libyalılar arasında toplumsal barışı sağlamak için yeni bir girişim başlatacağını belirtti.”

'KADDAFİ HALK DESTEĞİNE SAHİP'

Al Arab gazetesi de Kaddafi’nin tekrar siyaset sahnesine dönmesinin uzak bir ihtimal olmadığına yer vererek, Kaddafi’nin halen büyük bir halk desteğine sahip olduğunu yazdı:

“Siyaset sahnesinden 6 yılı aşkın bir süredir uzak kalmasına rağmen halen büyük bir halk desteğine sahip olan Seyfülislam Kaddafi’nin tekrar siyaset sahnesine dönmesi Libyalılar’ın çoğu tarafından uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

Konuyu takip eden bazı uzmanlar, Seyfülislam Kaddafi’nin serbest bırakılması ve bölgesel gelişmeler ile siyaset sahnesindeki bazı değişiklikler arasında bağlantı olduğunu belirtiyor. Bu bölgesel gelişmeleri ve siyasal değişikliklerin başında İslamcılar’ın gerilemesi ve Katar’ın çöküşünün başlaması geliyor.”

‘TACİR TRUMP’

Rai el Youm gazetesi başyazarı Abdulbari Atwan, ABD başkanı Trump’ın Katar’a uygulanan ambargonun fitilini ateşleyen “baş tahrikçi” olduğunu yazdıktan sonra iki ülke arasında yapılan uçak ve altyapı yatırımı anlaşmalarını Katar’ın ödediği “fidye” olarak nitelendirdi.

Atwan şöyle devam ediyor: Şifre “tacir Trump’ın” bildiği “milyar dolarlar” kelimeleri. Trump bu parayı şiddet kullanarak, tehditle ya da özellikle Arap ya da Körfez ülkelerini birbirine düşürerek nasıl alabileceğini biliyor. Bu gerçeği de gizlemiyor. Zira, Amerikan halkına Riyad’dan para ile iş fırsatları ile döndüğünü söyledi.”

MISIR’DA “TİRAN VE SENAFİR” KRİZİ

Mısır’da Kızıldeniz’de bulunan “Tiran ve Senafir” adlı iki adanın Suudi Arabistan’a devredilmesi ülkede ciddi tartışmalara sahne oluyor. Mısır yönetimi, iki adanın Arabistan’a verilmesini “emaneti geri verme” olarak nitelendiriyor ve bu iki adanın 1950’lerde Suudi yönetimi tarafından korunması için için Kahire yönetimine devredildiğini söylüyor.

Parlamentonun, söz konusu iki adanın Suudi Arabistan’a devredilmesini onaylamasının ardından ülkede gösteriler düzenlenmeye başlandı. Parlamento bu adımı dolayısıyla basında ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldı:

‘PARLAMENTO TARAFLI DAVRANDI’

Mısr Al Youm gazetesi yazarı Ömer El Şubeki, iki adanın konusunun mecliste tartışıldığı sırada parlamentonun genel itibariyle taraflı davrandığını yazdı. Yazar, “kötü gidişat” yüzünden Parlamento ve başkanı Ali Abdulal’ı eleştirerek “kötü yönetimi ve taraflı olması, (ve ne gariptir ki) Mısır’a ait iki adayı savunanları ‘kiralık’ olarak nitelendirmesi ve adalar Mısır’ındır diyen tüm uzmanların sesini kesmesi…

Hele sınır uzmanı Haidi Tevfik’in cesaretle adaların Mısır’ın olduğunu söylediğinde gözyaşları içinde celseyi terk etmeye zorlayan hakaret ve sözlü tacize uğraması sırasında…”

Al Kuds Al Arabi gazetesi yazarı Amr Hamzawi ise bu tartışmaların Mısır’ı felekete götürdüğüne dikkat çekti. Hamzawi, “İhanet, komplo, iç anlaşmazlık ve ihtilaftan” bahsettiği yazısında tüm iktidar ve muhalefet mensuplarına büyük Mısır’ın itildiği felaketin farkına varmaları gerektiğini belirtiyor.

El Ahram gazetesinden Mükrim Muhammed Ahmed “Parlamento, Tiran ve Senafir” başlıklı yazısında “tartışmalar gerçek demokrasiye örnek olabilirdi ve hem iktidar hem muhalefet ayrım olmaksızın görüşlerini dile getirebilirdi” diyerek parlamentoda tartışmalar sırasında yaşanan gerginliği eleştirerek şöyle devam etti:

“Maalesef Parlamento’daki bazılarının kopardığı yaygara Mısır halkının meselenin gerçeklerini öğrenme, farklı görüşleri dinleyebilme fırsatını kaçırmasına neden oldu; tıpkı Mısır Parlamentosu’nun mısır halkının gözünde saygın olma, ve herkesin sınırlarını bilmesi gereken önemli bir konuda gerçek demokrasiyi işletme fırsatını kaçırdığı gibi.

‘HAZİRAN İTTİFAKI İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ’

Ünlü gazeteci Fehmi Hüveydi ise Al Shorouk’taki yazısında, Tiran ve Senafir adaları meselesi yüzünden gelinen noktanın, Muhammed Mursi’yi deviren ve Sisi’yi iktidara getiren “haziran ittifakı için yeni bir başlangıç” olabileceğini yazdı.

El Vefd gazetesinden Alaa Aribi, Parlamento ve Yüksek Mahkemenin anlaşma konusunda aldığı kararlara itirazların yarattığı ikileme işaret ediyor ve “hangisini nasıl seçmeliyiz, ve hangi karar göre seçmeliyiz, Parlamento’nun kararına göre mi, mahkemenin kararına göre mi?” diye soruyor.

Aribi, ülkenin bu derin krizden çıkması için hükümetten beklenenin Parlamento’daki ‘Mısır’a Destek oluşumunun onay vermesi halinde referanduma gitmek olduğunu belirtiyor.

Yazar yazısına iki adanın gerçekten Suudi Arabistan’a ait olması halinde iadesine itiraz etmeksizin başlıyor ancak (adaların Suudi arabistan’a ait olduğuna dair) belgelerin sunulmasını ve kamuoyuna tartışma fırsatı verilmesi için çağrı yapıyor.