İki ihtiyar idolün portresi: Lea Tsemel ve Michel Warschawski

Lea Tsemel ve Michel Warschawski: Bir avukat ve bir yazar Filistinlilerin yanında zor bir mücadele veriyor.
Fotoğraflar: Youtube

Guillaume Gendron

Burası bir Yahudi evi. Taştaki Davut yıldızı asırlardan beri burada. Kudüs’ün kalbinde, burada konaklayanlar için bir gurur kaynağı. Milliyetçilik sembolü değil, daha çok, “Biz burayı kimseden almadık” mesajı veriyor. Şabat sireninden önce bahçede bir uğultu dolanıyor. Cuma akşamları, bir gün önceden toplanan gazeteciler gibi, kapıları arkadaşlarına her zaman açık. Lea Tsemel, alttan bir sürme çekilmiş griden yeşile çalan o alevli bakışı vurgulayan günümüzün simgesi bir maske takıyor. Kararmış derisi ve sararmış Galyalı bıyığı olan Michel Warschawski, eski bir kabile şefi havasına sahip. İsrail ‘aşırı solunu’ betimleyen bir klişe olan ‘Mohikanların sonuncusu’ konusuna dalıyor, oradan da bir çırpıda uzanarak Deleuze’un ‘Filistinli Kızılderililerini’ düşünüyoruz. Hayatlarını davaya adamışlar (Filistin’e olduğu kadar barışa da ama biri olmadan diğeri mümkün mü?), yine de çok iyi biliyorlar, onlar Filistinli değiller. Lea tam olarak İsrailli. Aşkenazi Yahudi’si olan Lea, İsrail’in kurulmasından hemen önce Kızıl Hayfa’da doğdu. Kapıyı hızlı çarptığımızda olduğu gibi, kısa cümlelerle her şeyi söylüyor. Michel, Strazburg baş hahamının oğlu olarak diasporada doğmuştu. İsrailliler için Lea, teröristleri savunan bir hain ve şeytanın avukatı. Michel gülüyor, “Bu sadece dosyalarından birisi” diyerek mevzuyu hafife alıyor ama gerçek. Onlarınki, ‘yol ve kavga arkadaşlığı’. Kitaplarının birisinde özetlediği gibi, hayatlarını ‘kabilelerinin kalbindeki sıcak yerlerden ziyade sınırlarda’ geçirmeyi seçtiler.

Bizi onlara bir belgesel getirdi. Fransızca versiyonunun yayınlamasına birkaç gün kalan, ödüllerle dolu bir belgesel. Kültür bakanlığının büyük memnuniyetsizliğine rağmen Oscar için ön seçime alınan film ‘Tsemel’, 2015 yılında ‘bıçak intifadası’ olarak adlandırılan üç sembolik olayı izliyor. Lea, yarım yüzyıl boyunca, İsrail işgaline karşı direnişi savunmak için siyah bir avukat elbisesi giydi. Tüm biçimleriyle, silahlı dahi olsa, en savunulamayacak noktasına kadar, hepsini gördü direnişin! Katıldığı direniş biçimleri için,“Benim sevip sevmemem değil, bu, beni korkutuyor mu korkutmuyor mu? Bu önemli” diyor.

Aynı ‘marjinal gruptan’ gazeteci Marius Shatner şöyle ekliyor: “Baronun en sert kadınıdır; ama Vergès’ten daha çok İsrailli bir Gisèle Halimi gibidir. Ekonomik açıdan da rahat değil, dosyaları pek iyi değil.”

74 yaşında her gün ofisine gidiyor. Bu salgının ortasında bile. Michel, “Onun yaşındakiler için yasak var!” diyerek dalga geçiyor ve, “Her şeyi hidroalkolik jel ile parlatırsa, tüm sorunları çözeceğine inanıyor” diyor. Lea, “Korkmuyorum, gerekli olanı yapıyorum, Michel ise hafife alıyor!” diyerek cevap veriyor. Michel ise, “Hayır, beni üzen şey hapsolmak” diyor.

1987’de Alternatif Bilgi Merkezi’nin (İsrailli ve Filistinli aktivistler arasındaki bağlantı kanalı) kurucusu olan Warschawski, ülke güvenliği Shabak (Şin Bet) tarafından tutuklandı. Michel, Georges Habache’nin Marksist fraksiyonu olan Filistin Halk Kurtuluşu Cephesi için (FHKC) broşürler basmakla suçlanıyor. “Benim kocam olmaya layık değilsin!” diyor Lea. Michel, bu tehditle neşeleniyor. Tarihsel bir ironi olarak ortaya çıkıyor ki, söz konusu broşürler direnişin el kitaplarıydı. Uzun yıllar süren duruşmalardan sonra 10 ayı ise kapalı cezaevinde geçen, 20 aylık hapis cezası alıyor. Beraat ettiği suçlama sayısı da bu kadar vardır. Tsemel’in nadir zaferleri her zaman biraz acılı oluyor.

Mevcut bilanço şöyle: Netanyahu ve Trump, Batı Şeria’nın büyük bir kısmının ilhakı için trompetleri çalmaya başladılar. Avukat çekinmeden sözünü söylüyor: “Gerçekliği değiştirmek konusunda yenildik. Ama gerçeklik her gün kavgamızı güçlendiriyor. Güçsüz olabiliriz, ama haklı olan biziz.”

Lea ve Michel, Altı Gün Savaşı’ndan sonra Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nde tanıştılar. Çatışma sırasında gönüllü olarak makineli tüfek ateşi altındaki sivillere yardım ederlerken Tsemel, İsrailliler Eski Şehri ele geçirdiği sırada Ağlama Duvarı’nın dibinde yalın ayak bir kadın buldu. “Benim de düşüncem olan o aptalca idealist barış fikrini, kimsenin istemediğini anladım”

Michel’in kafasında kipası, gelecekte “Büyük İsrail” denecek olan Talmudcu yetiştiren okulda eğitim alıyordu. Strazburg’da, sinagog tarafından sınırlandırılmak istemedi ve Tevrat üzerine çalışmak için Kudüs’e gitti. O şehre aşık oldu ama inancını da kaybetti. İnancını kaybetmesinin savaşla bir ilgisi olmadığını belirtiyor ve, “Yahudi dini, esas olarak cinsellik ve yiyecekle ilgili sonsuz sayıda yasaktan oluşuyor. Yemek yüzünden oldu” diyor. Matzpen (İsrail’de radikal sol, devrimci, anti-siyonist ve enternasyonalist eski bir devrimci parti) öğrencilerinin bir buluşması sırasında Michel, Lea’yı milliyetçilerin yargıladıkları tarzda mini bir etekle görüyor ve kendi deyimiyle Matzpen’e, “İdeolojisi ya da Lea’nın bacakları için” katılıyor.

1972’de haham tarafından evlendiriliyorlar. Lea aynı yıl, ilk siyasi davasının savunmasını yapıyor. Sonrasında ilk çocukları Nissan doğuyor. Michel’in zaten, Kudüs’te tanıştığı başka bir kadından, Dror adında daha sonraları CNRS’de araştırmacı olan, Paris’te yaşayan bir oğlu vardı. Yoldan geçenlerin kendisine “Arafat’ın fahişesi” diye bağıracakları Nissan bunu göğüslüyordu! “Hiç suçlu hissetmedim,” diyor annesi. “Çocuklarının parlak geleceği için dünyanın diğer tarafında savaşan bir asker gibiydim.”

Bugün bir mimar olan Nissan, Tel Aviv’e sürgüne gitti. Ailenin küçüğü Talila, ailesinin kahramanlıklarıyla büyüdü. Şu anda öğretmenlik yapıyor ve 300 metre ileride yaşıyor.

Yedi torunları var. Onlara ne bırakacaklar? “Lea son derece iyimser ama çok öfkeli,” diyor filmin yönetmeni Philippe Bellaïche. “Michel kötümser, ama öfke onun yakıtı değil.” Onların tarafındaki bazıları, ‘apartheid devlet’ ilan ederek Batı Şeria’nın ilhakını istiyorlar. Lea Tsemel, “Sonunda bir [ikili] devlet varsa, tek bir kişi ve tek bir ses ile, bu harika. Ancak daha kısa yol, kolonileşmeye son verilmesi. Filistinlilerin acılarına daha da fazlasını eklemeye gerek yok” diyor.

Lea ve Michel, Arap partilerinin en radikali olan Balad listelerinde, Knesset’te (İsrail Meclisi) sembolik bir sandalye kazanmak için uzun zamandır aday oluyorlar. Peki anti-siyonistler? Eski bir Talmudcu olan tövbekar köşe yazarı Siné Mensuel, 2000’lerde Fransa’daki banliyö liselerini gezerken yaptığı bir benzetmede şöyle diyor: “İsrailliler bir sabah uyanıyor ve artık tek bir Arap yok ülkede. Kayıplar. Ellerde kan yok, zihinler sakin. Vatandaşlarımın yüzde 95’inde bir rahatlama başlıyor. Fakat ben dahil yüzde beş için, böylesine bir kaybolma büyük bir acı olurdu. İşte bunlar, anti-siyonistler.”


Yazının aslı Liberation sitesinden alınmıştır. (Çeviri: Nurullah Yıldız)