Endüstriyel çiftlikler küresel salgınlara zemin hazırlıyor

Bugün yediğimiz et büyük bir çoğunlukla genetik olarak tek tip, bağışıklık yetmezliği olan ve düzenli olarak ilaç verilen, on binlercesi tesislere veya kafeslere tıkılan hayvanlardan geliyor. Dünya yanarken, benzin ayağımızın ucuna kadar yayılmışken, biz daha çok yangın söndürücü bulma peşindeyiz. Gıda sistemimizin kısmen suçlu olduğunu bilmek bizi, virüsle mücadelede üstün kılabilir.

Jonathan Saffran Foer & Aaron S. Gross

Böylesi zorlu zamanlar geçirirken başka bir şeye odaklanmak yanlış görülebilir veya neredeyse imkânsızdır. Alacağımız dersler çektiğimiz acıları azaltmayacağına göre, bu dersleri şu sırada öğrenmemiz gerektiğini ileri sürmek akıllıca olacaktır. Fakat mevcut durumu bu kadar eziyetli kılan korunmasızlık, bazı tartışmaları gerekli kılıyor. Gevşetmeye başladığımız önlemlerle bu eziyetin azalması veya çoğalması, yaşadığımız durumun önemine işaret ediyor.

Düşünün ki sizin ülkenizde sosyal mesafeye uyulurken komşu ülke, Covid-19’a on binlerce vatandaşını spor salonlarına tıka basa doldurarak karşılık verdi. Dahası, düşünün ki böylesi elverişsiz koşullarda üretkenliği sürdürmek için, bağışıklık sistemlerini yıkacak talihsiz yan etkileri olmasına rağmen, vatandaşlarına genetik ve ilaçlı müdahalelerde bulundu. Bu distopya öngörüsünü tamamlayacak olursak, düşünün ki komşu ülkeler doktor sayısını eş zamanlı olarak on kat azalttı. Bu tür önlemler, ölüm oranlarını sadece kendi ülkelerinde değil, sizin ülkenizde de radikal bir şekilde arttıracaktır. Patojenler ulusal sınırları tanımaz. İspanyol veya Çinli değillerdir.

AYRIM NOKTASINI ÇOKTAN GEÇTİK

Patojenler, türler arasında da ayrım yapmaz. Grip ve korona virüsleri, ülkeler arasında istikrarsızca hareket ettiği gibi insan ve hayvan nüfusları arasında da istikrarsızca hareket eder. Küresel salgın söz konusu olduğunda, Koreli sağlığı, Fransız sağlığı olmadığı gibi hayvan sağlığı, insan sağlığı diye bir şey de olmayacaktır. Sosyal mesafe sadece herkes uyguladığında işe yarar, hayvanlar da ‘herkes’e dahildir.

Bugün yediğimiz et, nasıl sınıflandırılsa sınıflandırılsın, büyük bir çoğunlukla genetik olarak tek tip, bağışıklık yetmezliği olan ve düzenli olarak ilaç verilen, on binlercesi tesislere kapatılan veya kafeslere tıkılan hayvanlardan geliyor. Bu bildiğimiz bir şey, çoğumuz da bunun aksi olmasını tercih ederiz. Fakat dünyada birçok şeyin böyle olmamasını tercih ederiz ve çiftlik hayvancılığının geleceği çoğumuz için öncelikler listemizde alt sıralardadır, özellikle de şimdi. İnsanın kendisini düşünmesi anlaşılabilir bir durum. Sorun, bencillik yaparak hiç de iyi bir şey yapmadığımızdır.

Bizi şu an tehdit eden ve yeni bir tür korona virüsü olan Covid-19’un nasıl ortaya çıktığını henüz tam olarak bilmiyoruz. Fakat H1N1 (domuz gribi) veya H5N1 (kuş gribi) gibi yakın zamandaki küresel salgına yol açan virüs tehditleri kuşkuya yer vermeyecek şekilde tavuk ve domuz çiftliklerinde evrimleşti. Genetik analizler, H1N1’in önemli bileşenlerinin Kuzey Amerika’daki domuzlar arasında yaygın olan bir virüsten ortaya çıktığını gösteriyor. Fakat virüsün gelişiminin ‘Silikon Vadisi’ olarak da ticari kümes hayvancılığı görünüyor.

Sadece hayvanlarda bulunan bir virüs formundan insana zarar veren bir forma mutasyon geçiren (bilim insanlarının ‘antijen kayması’ diye adlandırdığı) virüsler, genellikle tavuk çiftliklerinde görülüyor. Bunlar bağışıklık sistemlerimizin alışık olmadığı ‘yeni’ virüsler ve ölümcül olabiliyorlar.

Mevcut durumda ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından ‘özel ilgi gösterilmesi gereken’ grip virüsleri biçiminde tanımlanan, H5N1 de dahil, yeni grip virüslerinin 16 türünden 11’i H5 ve H7 türünden geliyor. 2018’de bir grup bilim insanı, aynı zamanda ‘dönüşüm vakaları’ da denilen 39 antijen kaymasını inceledi, ki bunların bu tehlikeli türlerin ortaya çıkmasında kilit rol oynadığını biliyoruz. Elde ettikleri sonuçlar ‘bu vakaların ikisi hariç, hepsinin ticari kümes hayvancılığı sistemlerinde görüldüğünü’ kanıtladı.

SORUNUN KAYNAĞINI ES GEÇMEK

Düşünün ki, askeri yetkililer son zamanlarda ortaya çıkan her teröristin aynı eğitim kampında birlikte olduklarını bize söylüyor ama hiçbir politikacı eğitim kampına yönelik bir soruşturma yapılmasını istemiyor. Düşünün ki, bu teröristlerin insanlık tarihinde daha önce kullanılmış veya denenmiş silahlardan daha yıkıcı silahlar geliştirdiklerini biliyoruz. Küresel salgın ve çiftçilik söz konusu olduğunda, durumumuz tam da budur.

CDC’nin açılımı ‘ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’dir. Kısaltma yaparken ‘korunma’ (prevention) kelimesinin baş harfini çıkarıyoruz, bu size masumca görünebilir. Fakat aynı zamanda küresel salgına karşı uygulanacak taktikler lehine korunma tartışmalarını da rafa kaldırıyoruz. Özellikle bir küresel salgının tam ortasında bu anlaşılabilir olabilir ama umarsızca tehlikeli de. Yüz maskelerinin üretimiyle meşgulüz ama küresel salgına neden olan çiftlikler umurumuzda değil. Dünya yanarken, benzin ayağımızın ucuna kadar yayılmışken, biz daha çok yangın söndürücü bulma peşindeyiz.

Kendimiz adına küresel salgın riskini azaltmak için dönüp hayvan sağlığına bakmalıyız. Bilim insanlarının Covid-19’un kaynağı olarak gösterdikleri yarasa gibi yaban hayvanı nüfusu söz konusu olduğunda en iyi çözüm insanla etkileşimi kısıtlamak ve düzene sokmak olacaktır. Bu konunun hakkını verecek şekilde daha çok yazı yazıldığında, yavaş ve eşitsiz bir biçimde olsa da politikalar doğru yönde ilerliyor gibi görünüyor. Wuhan’daki bir pazar yerinde bir grup insanın yarasalardan virüs kaptığı açıklandığında, Çin 19 bin yabani hayvan çiftliğini kapattı, pazar yerlerinde yaban hayvanı etinin satılmasını yasakladı.

DAHA ÖLÜMCÜL BİR DÜNYAYI KENDİMİZ YARATIYORUZ

Çiftlik hayvanları konusunda kamusal anlayış vicdansız şirketlerin tam da yanlış bir yönde politika geliştirmelerine yol açtı. Küresel düzeyde, şirketler endüstriyel çiftçiliği teşvik etmek için kamusal kaynakları kullanan politikalar oluşturmakta başarılı oldular. Bir inceleme, küresel çiftlikler için dakika başı 1 milyon dolar kamusal sübvansiyon sağlandığını ileri sürüyor. Bu sübvansiyonlar büyük bir çoğunlukla bozuk bir modeli desteklemek ve geliştirmek için kullanılıyor. Endüstriyel çiftçiliği teşvik eden aynı 1 milyon dolar, küresel salgın riskini de arttırıyor.

ABD’de Covid-19’dan kaynaklanan ölüm oranı yüzde ikiden az, fakat H5N1 durumunda bu oran çok daha yüksek olacaktı; CDC, yüzde 60’lık bir ölüm oranı bildirdi. 2017’de H5N1 ölümlerindeki ani yükselişten sonra virüsün yayılışı nedeni bilinmeyen bir şekilde azaldı. Peki rahatlamalı mıyız? Yirmi yıldan fazladır CDC’nin griple ilgili çalışmalarının başında olan Nancy Cox’ın vurguladığı gibi, “Bu hikâyenin nasıl biteceğini bilmiyoruz”. H5N1’in küresel salgın boyutlarına erişememesinin anlamı, bir nükleer cephaneliğe denk gelecek şekilde, sadece küçük bir viral mutasyona uğrayacak bir teröristle baş başa olduğumuz anlamına geliyor.

Yüzde bir ila ikilik ölüm oranının getirdiği sonuçlar hepimizi kapsıyor; dünyanın yarısı ‘evde-kal’ düzeninde yaşıyor, çocuklar okula gitmiyor, hastaneler hayat kurtarıcı cihazlardan yoksun kalıyor, mali bir bunalımla karşı karşıyayız, geleneksel olarak en azından birlikte yas tutmamızı olanaklı kılan cenaze hizmetleri (haklı olarak) yasaklanıyor. Yüzde 60’lık bir ölüm oranının sonuçlarını hayal edebilir miyiz? Şu andaki durumumuzun 30 kat arttığını düşünün. Ya bu küresel salgın çocuklara da bulaşsaydı? H5N1’in neden olduğu çocuk ölümleri oranı yüzde 50’ye yaklaşıyor. Sevdiğiniz bir insanın korkunç bir şekilde öldüğünü düşünün. Geçen yıl grip olan tanıdıklarınızın yarısının şu anda öldüğünü düşünün. Çocuklarınız varsa geçen yıl kaç tanesi grip oldu? Bunları hayal etmeye çalışın ve sonra da kendinize şunu sorun; bu olanları engellemenin bedeli ne olabilir?

NE YAPABİLİRİZ?

Bu da bizi en gerçekçi soruya götürüyor: Ne yapabiliriz? Endüstriyel çiftçilik ve artan küresel salgın arasındaki bağlantı bilimsel olarak kanıtlandı; fakat bu riski azaltacak siyasi irade, geçmişte eksik kaldı. Şimdi bu iradeyi geliştirmenin zamanıdır.

Bunun hakkında konuşmamız gerçekten etkili olacaktır; kaygılarımızı arkadaşlarımızla paylaşmalıyız, bu meseleleri çocuklarımıza açıklamalıyız, nasıl farklı bir şekilde yemek yiyeceğimizi birlikte düşünmeliyiz, siyasi liderlerimize seslenmeliyiz, endüstriyel çiftçiliğe karşı mücadele eden örgütleri desteklemeliyiz. Liderler dinliyor. Dünyanın en güçlü endüstriyel kompleksi olan fabrika çiftçiliğini değiştirmek kolay olmayacaktır; fakat şu andaki riskleri düşündüğümüzde, belki de hayatımızda ilk kez bu mümkün olabilir.

Gıda sistemimizin kısmen suçlu olduğunu bilmek bizi güçlendirebilir. Küresel salgının tek bir risk faktörüne nasıl darbe vuracağımızı biliyoruz. Kendimizi ve ailelerimizi nasıl güvende tutacağımızı biliyoruz. Bu tedirgin edici belirsizlik bize aynı zamanda her şeyin daha iyiye gidip değişebileceğini de hatırlatıyor.

Neyse ki Covid-19 çocuklarımıza nadiren saldırıyor; eğer yeterince akıllı bir tepki verirsek, ölümlerle damgalanan bu zamanlar belki çocuklarımız tarafından bir dönüm noktası, bir bedel ödeme, dingin bir kahramanlık ve aylar geçtikçe bir yenilenme biçiminde hatırlanacak.


Yazının aslı The Guardian sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Serdar Aygün)