May'in başına gelen: Halk tehditten korkmaz!

İkinci bir referandum, şu anda bizleri kazadan kurtaracak tek yol. Muhafazakârların ve aşırı sağcıların korkutma stratejisi ve savurdukları tehditler, halkın oy kullanma hakkını engellemeye yetmeyecek.

Polly Toynbee*

Ne korkaklık ama… Salı günü gerçekleşen ve AB’den ayrılma anlaşmasına ilişkin parlamento oylamasıyla ilgili oturum, yalnızca insanları kızdıran bir geri adımla sonuçlandı ve bu, Theresa May’in aciz ve tökezleyen liderliğindeki bir başka can alıcı hataydı. Bu oylama, en sonunda ülke Brexit gerçeğiyle yüz yüze geldiğinde yüklerden kurtulacağımız bir dönüm noktası olarak belirlenmişti. May’in yaptığı ve maziyi temize çekmesi beklenen anlaşmanın felakete benzeyen çöküşü, her milletvekiline ve partiye, yani herkese tekrar düşünme olanağı sundu. Evet, şayet “ulusun aşılmaması gereken kırmızı çizgisi gerçekten de göç ve serbest dolaşımın engellenmesidir” iddiası doğru olsaydı, mümkün olan tek anlaşma May’in hazırladığı olurdu. Eğer sınırlarımızı kapatmak tartışılamaz bir konu olsaydı, o vakit başbakan kim olursa olsun, tek anlaşma May’inki olurdu. Fakat bu anlaşma, hafızalarımızda yaşayan hiçbir hükümetin maruz kalmadığı bir parlamento yenilgisi aldı ve kamuoyunda ezici bir kesimin tepkisini çekti.

ERTELEME KARARIYLA ÇÖKÜŞ BAŞLADI

May’in kişisel kaderini boş verip politik ölüm ilanını bir başka güne bırakın. Ülkenin, AB’den gelen göçü engelleme konusunun hâlâ her şeyden önemli olup olmadığını sorgulaması gerekiyor. Şayet öyleyse, lider kim olursa olsun, bir anlaşma içermeyen her ihtimâl çöküyor. Diğer yandan, bir anlaşma olmaması çok tehlikeli; milletvekillerinin büyük bir kısmı yaşam standardının yüzde 8 oranda düşmesini, kapanan limanları, boş süpermarket raflarını, ilaç tedarik sorunlarını ve dibe çakılan sterlini kesin biçimde reddedecek. Kaldı ki, daha erteleme haberleri yayılır yayılmaz bu çöküş gerçekleşti. Daha da dibe giderken, Bloomberg TV’de endişeye mahal olmadığını söyleyen John Redwood’un, anlaşma yapılmamasının ülkeyi 39 milyar sterlinlik ayrılma tazminatından kurtardığı yolundaki sözleri, aşırılık yanlılarına da tercüman oldu: “Çökmeyeceğiz, biz de para kazanacağız.” Hangi partiden olursa olsun, çoğu milletvekili böylesi saçma bir intihar eyleminin altına imza atmayı reddeder.

Muhafazakâr “baltacılar”, liderlerinin kellesini almak için baltalarını bilerken, geri kalanlarımız samimiyetle hayatta kalmasını umut ediyoruz. Bu kargaşaya neden olan David Cameron’un dışında, May, canlı hafızamızdaki en beceriksiz başbakanımız olabilir; ancak daha da kötüsü, onun yerine kimin geçeceği sorusu. Eğer 48 muhafazakâr milletvekili dilekçe verir ve 158 veya daha fazlası da onu devirmek yönünde oy kullanırsa, partisinin seçeceği daha da kötü bir liderden endişe duymamız gerekiyor. Gerçekte AB’ye dair tavırları ne olursa olsun, kazananlar, küçük partilerinin yaşlanan “Brexit bölgesi” üyelerinin oylarını kazanmak için kampanya yürütecek ve her yarışmacı geri kalanları daha zorlu vaatlerle Brexit’e desteğe çağıracak. Bazılarıysa –tabii ki Boris Johnson– bir çöküş yaşanacağını söyleyecek ve bu durum onu muteber bir konuma taşıyabilir. Diğerleriyse aynı krize yol açabilecek şekilde yerine getirilmesi imkânsız olan büyük kazançlar ve nitelikli seçim vaatlerinde bulunacak. May, AB ile herhangi bir anlaşma yapmanın imkânsızlığıyla ilgili kırmızı çizgiyle yüz yüze geldi bir kere. Dua edin ki yerinde kalsın; bütün hatalarına karşın, en azından şimdi bazı temel AB gerçeklerine vâkıf oldu.

EMEKÇİLER BU YANLIŞI DÜZELTEBİLİR

İrlanda Cumhuriyeti Başbakanı Leo Varadkar, pazartesi günü yaptığı açıklamada, bazı yüzeysel anlaşmazlıkların çözülmesinin, İrlanda topraklarının AB’ye geri dönüşüne olanak sağlayabileceği iddiasıyla Brüksel’e gitti. AB yol verseydi, Varadkar’ın hükümeti düşebilirdi. Tabii ki Brüksel haklı biçimde İngiltere’nin utanç verici Brexit yanlısı hükümetini aşabilmesi için ona destek olacak.

Jeremy Corbyn, güven oylaması çağrısı yapmadığı için suçlansa da, bir oylama, beklenmedik ama mümkün gibi görünüyor. Aklı olan herhangi bir muhafazakârın köşe bucak kaçması gerekiyor: Eğer bugünkü darmadağın devlet temsiliyle halkın önüne çıkarlarsa, hak ettikleri bir yenilgiye uğrarlar. En az dört grup arasında savaş tamtamlarının çaldığı tuhaf platformlarında, Brexit’e ilişkin hiçbir bildirgenin duruşuna destek veremezler.

Neticede, Corbyn’in küçük topluluğu ve Momentum hareketi de dahil hemen hemen herkes arasındaki çatışmayı çözmek, yine işçi sınıfına kalacak. Herhangi bir kampanyanın ilk haftasında dile getirilecek “yeniden müzakere edeceğiz” vaadi değerini yitirdi. Elbette, çalışanlar, muhafazakâr Brexit yanlılarının karşısında artan bir kalabalık halinde durmalı. Caroline Lucas’ın 4. Kanal’daki bir tartışmada onlarla nasıl dalga geçtiğine bir bakın: “Brexit sağ için sağ tarafından hazırlanmış bir proje ve işçilerin neden bunu desteklediğini anlamıyorum.” Ama eğer, acıklı biçimde, bu çok uzak bir adımsa, o durumda hazırlanacak bir işçi bildirgesi, bir referandum vaat etmeli; insanların kararsızlıklarını çözmelerine olanak sağlamak, partiyi bir arada tutmanın tek yolu.

Günler geçtikçe bir referandum giderek daha muhtemel görünüyor ve bu yol kazasından tek kurtuluş şansı bu olabilir. Bir müttefiki, “May anlaşana kadar cehennem donacak” diyor ama şimdi önümüzdeki şey cehennemden önce son kaçış kapısı. Brexit yanlılarının kendi “korku projesi”, tüm ülkeyi korkutmak ve başka bir referandum gerçekleştirme girişiminin isyanlara, ayak takımının hâkimiyetine, sokaklarda ayaklanmalara yol açacağı tehditleri savurmak üzerine kurulu. Bu kadar korktukları şey ne peki? Artık kaybediyorlar ve anketler gayet değişken görünüyor.

HALK TEHDİTLERDEN KORKMAZ

Ülke, demokratik bir oylama yoluyla kendilerini ifade etme şansına karşı isyan eden insanlar gibi saçma bir düşünceden korkmayacaktır. Pazar günü yapılan ve Tommy Robinson önderliğindeki UKIP (İngiltere’deki aşırı sağcı ve AB karşıtı bir parti) yürüyüşünü izlerken, ortada korkacak hiçbir şey görmedim. Irkçılık ve Brexit karşıtı yürüyüşçülerin ancak onda biri kadar ve Robinson’ın “artık hiçbir politikacı İslam hakkında konuşmayacak” sözünü destekleyen bilindik ve küçük bir gruptu. Çoğunlukla orta yaşlı insanlardı. Onlara ve ellerindeki “Brexit ihaneti” afişlerine ilişkin en önemli şeyse katılımın düşük olmasıydı. “Ayrılık! Ayrılık! Ayrılık!” diye slogan atan ve etrafta kavga edecek birilerini bulmayı başaramayan haydutlar, sadece İngiltere’deki sıradan insanlardan değil, dünyanın her yerindeki sıradan insanlardan sayıca daha azdı.

BNP, EDL, Ulusal Cephe, Combat 18, Ulusal Hareket veya her zaman gürültülerini işittiğimiz diğer aşırılıkçı gruplar yoluyla “Beyazların İngiltere’sini koruma” iddiası ne kadar da tanıdık. Sahi, Enoch Powell’ın kan nehirlerine ne oldu? Cameron’ın, herhangi bir ülkenin ruhundaki bu yaraya meşruiyet kazandıracak biçimde yabancılar ve sınırlara dair bir referandum çağrısında bulunma suçu nedeniyle bugün olduğumuz yerdeyiz. Daha da acınası olan şey, Robinson’ı utanç verici bir şekilde öncü kuvvet olarak kullananlar yine Brexit yanlılarıydı ve Iain Duncan Smith, yapılacak ikinci bir referandumun Paris benzeri ayaklanmalara yol açacağını ifade etti. Brexit kararından dönen Jeremy Hunt bile, oylamadan kaçınmak için bu bahaneleri kullanıyor: “Bu ülkede yaşanacak gerçek bir toplumsal huzursuzluğu görmezden gelemem.”

Şimdi önümüzdeki soru, Brexit’in uyandırdığı tüm bu karanlık arzuların ve korkuların köşelerine nasıl geri gönderileceği. Sarsılmaz bir liderliğe, ırkçılığın reddedilmesine ve ayaklanmalarla ilgili saçmalıklara ihtiyaç duymayan birine ihtiyaç var. Şimdi Brexit’in tüm zalimliği keşfedilmiş ve acınası biçimde eksik hazırlandığı anlaşılmışken, yapılanı seçmenler dışında hiç kimse geri çeviremez. Vaatler çoktan toza dönüştü. Her iki taraf da referandum kampanyalarına hazırlanıyor. Brexit yanlıları basit ama zekice bir “Tekrar anlat!” sloganına güvenirken, geriye kalanlar olumlu bir “Avrupa İşe Yarar” ve olumsuz bir “Daha yoksul olmak için mi oy verdiniz?” sloganlarını kullanacak.

May, “ya benim anlaşmamı kabul edin ya da anlaşma yok” seçeneğini zorlamak amacıyla, bu seçimi mümkün olan en son güne dek erteletmeye çalışacak. Ne var ki, Brexit’in hiç gerçekleşmemesi ihtimalini varış çizgisine daha da yaklaştırdı bile. Bu durumda, Hazine’nin, Brexit günü anısına 50 penilik madeni para basma sözünü askıya alması daha yerinde olur.

Yazının aslı The Guardian‘da yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)