'Kadınlar Kavanaugh’a karşı birleşmediler' söylemi tehlikeli

Kadınlar tekil bir nüfus değildir. Aramızda pek çok fark var ve bunları görmezden gelmek, politikalarımız açısından zarar verici. Artık kadınların farklı dünya görüşlerine ve politik eğilimlere sahip olduğunu kabul ederek davranma zamanı.

Jessa Crispin*

ABD Yüksek Mahkemesi adayı Brett Kavanaugh hakkındaki Senato oturumlarında ifade edilen ve yapılan her şeyin ardından yapılan oylama, Roe v Wade ve diğer birçok ilerici gündemin kaderini belirlemeden önce, dostlarım, kadın senatörlere olan inançlarını korumayı sürdürdüler. Evet, Senato’yu Cumhuriyetçiler kontrol ediyor ve buradaki de Trump’ın adayı ama senatör olarak görev yapan altı kadın var ve nasıl olur da herhangi bir kadın Dr Christine Blasey Ford’un ifadesine duyarsız kalabilir? Senatörler hemcinsleriyle partilerinden daha güçlü bir dayanışma hissetmezler mi? Şüphesiz, Kavanaugh’un atanmasına engel olacaklardı.

Arkadaşlarım (bu beklentide) yalnız değildi. Vox.com, oylamada, karşıt görüşü destekleyen Maine bölgesinin Cumhuriyetçi senatörü Susan Collins’i “ilerici bir ikon” olarak nitelendiren, partisiyle uyumsuz hareketinin dökümünü adeta nefes almaksızın aktaran birçok dergiden biriydi. Bir meslektaşım “Collins, kadınları samimi biçimde önemsiyor” diye aktardıklarını söylüyor. Ve kaçınılmaz biçimde Kavanaugh’u onaylamayı ve Cumhuriyetçi kardeşleriyle aynı doğrultuda oy vermeyi tercih ettiğindeyse kadınlar yaşadıkları şok ve hayal kırıklığını dile getirdiler. New York Times gazetesi ona “cinsiyet haini” adını verdi. New York Magazine onu “kadınlara ihanet” etmekle suçladı.

HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAMAK ŞAŞIRTICI BİR DURUM

Dile getirilen hayal kırıklığı biraz şaşırtıcı; zira yapılan anketler, Kavanaugh’a verilen desteğin -cinsiyetler arasında değil- parti içinde bölünmeye yol açtığını gösteriyordu. Demokratlar, henüz ortada suçlamalar yokken bile, Cumhuriyetçi kadınların çoğunun desteğine sahip olmasına karşın, seçilememe rekoru ve Trump’la olan işbirliği sebebiyle Kavanaugh’u “kadın düşmanı” diye nitelendiriyorlardı. Cinsel saldırı iddialarına ilişkin oturumlar, Cumhuriyetçi kadınların büyük kısmının verdikleri desteğe sadık kalmaları nedeniyle, cinsiyet temelli kitlesel bir saf değiştirmeye yol açmadı. Collins ve Kavanaugh’u onaylamak için oy veren diğer dört Cumhuriyetçi kadın senatör, büyük ihtimalle -kadın seçmenleri dahil- çoğu destekçilerinin yapmalarını beklediklerini düşündükleri şeyi yapıyorlardı. Bunun doğru olmadığını düşünmek için bir sebepleri de yoktu.

İşin gerçeği, sonuç olarak, (sanki belirli konularda bütün kadınların hayatını iyileştirecek bir takım pozisyonlar varmışçasına) kadınların kadınlar hakkında en iyi olan şey lehinde oy verecekleri düşüncesi yanlış olduğunu defalarca kanıtladı ama yine de bu düşünce ölmeyi reddediyor. Collins’in retoriği, Trumpa ait “Access Hollywood” videosunun ortaya çıkmasından sonra kadın seçmenlerin kullandığı retoriği tekrarlıyor. Tabii ki kadınlar böylesi bir adama oy veremezlerdi. Ancak yine de kadın seçmenlerin oylarının yüzde 41’ini almayı başardı. Roy Moore hakkındaki genç kızlara karşı saldırganlık ve oğlancılık iddiaları, Alabama Senatosu seçimlerinde beyaz kadınların oylarını almasını engellemedi. Ve şimdi, ABD’deki taciz karşıtı hareketle ortaya çıkan #MeToo  sloganı giderek daha fazla yaygınlaşırken kimi adaylar bu yolla daha fazla oy alacaklarını umarak kadın kampanya reklamlarında aktif biçimde kişisel hikayeleri için siyasi konumlarından daha fazla zaman harcıyor.

BAZI KADINLARI İLGİLENDİRMİYOR

Çoğu kadın seçmen, cinsiyet temelli mağduriyet iddialarına karşı ilgisiz gibi görünüyor. New York Magazine’e görüş bildiren bir kadın, neden Trump’a “(kadın cinsel organını kastederek) onu minnoşundan yakaladım” sözlerinden sonra bile oy verdiğini şöyle açıklıyor: “Elle taciz edilmeyi seviyorum! … Bir adam beni taciz ettiğinde, ona aynı şekilde karşılık veriyorum! Ben de onları taciz ediyorum.” Senatör Al Franken tacizle itham edilip kimi kadın senatörlerce Kongre salonundan dışarı çıkmaya zorlandıktan sonra, (diğer bazı) kadın senatörler, Franken’ı erkek meslektaşlarından daha yüksek oranda desteklediler. Franken’a suçlamaları yönelten Demokrat Kristen Gillibrand ise, bu olaydan beridir seçmen desteğinde düşüş yaşıyor.

O halde, kadınların tekil bir nüfus yapısına sahip olduklarına, yaşadıkları deneyimlere ilişkin ortak görüşler paylaştıklarına, ortak değerlere ve önceliklere sahip olduklarına ve dünya hakkında ortak bir algıya sahip olduklarına inanmak, git gide daha tehlikeli bir hal alıyor. Kadınların hepsi Kavanaugh’a karşı değildi. Çünkü bütün kadınlar, merkez-liberal kadın yorumcuların belirli bir kesiminin diğer kadınların sahip olmasını istedikleri ilerici, idealist ve açık görüşlü algıyla uyumlu değil. Kadınların tamamı kürtaj hakkını veya eşcinsel ve trans haklarını desteklemiyor; hatta “Black Lives Matter”ın (ABD’de siyahların haklarını savunan hareket) haklı olduğuna inanmıyor. Çok sayıda Cumhuriyetçi kadın, yüksek mahkemede kürtaj karşıtı, Wall Street (ABD’nin finans merkezi) ve Hıristiyanlık yanlısı beyaz bir adam görmek istiyor. (Bu yalnızca beyaz kadınlarla ilişkili bir sorun değil; tıpkı erkekler gibi kadınlar da şahsi çıkarları doğrultusunda oy kullanma eğilimi gösterirler ve çıkarları cinsiyet veya ırktan ziyade daha karmaşık bir dizi etkene bağlı olarak değişim gösterir. Sınıfsal konum ve medeni durum eşdeğer oranda önemli görünüyor.)

HATALI SINIFLANDIRMADAN KAÇINMALIYIZ

Siyasal aktiviteleri “kadınlar için kötü” ya da “kadınlar için iyi” diye sınıflandırmaktan vazgeçmeli ve bunun yerine politika ve yasalar hakkındaki tartışmalarda fikir ve inançların karmaşıklaşmasına olanak sağlamalıyız. Kadınların belirli bir bölümünü kastettiğimiz zaman bütün kadınları bir araya getirmeye çalışmayı bırakmalı ve bizimle birlikte hiçbir şey yapmak istemeyen kadınlar adına konuşmaktan vazgeçmeliyiz.

Toplumsal cinsiyet bir ideoloji değildir ve Cumhuriyetçi kadınların yalnızca erkekler tarafından kandırıldığı ya da beyinleri yıkandığından kendilerinin düşünemiyor olduğu fikrine inanmak kibirdir. Ve eğer onları daha az muhafazakâr bir konuma gelmeye ikna etmek istiyorsak, onlara “hainler” diye seslenmek veya ne düşündüklerini bildiğimizi varsaymak, bunu anlaşılır bir şekilde yapmadığımız sürece, amacımıza ulaşmamıza yardım etmez. Gittikçe daha da partizanlaşan bir dönemde yaşıyoruz; ancak körlemesine bir şekilde tüm kadınların aynı tarafta olduğunda ısrar ederek, bu durumun üstesinden gelemeyiz.

*Jessa Crispin, “Neden Bir Feminist Değilim” kitabının yazarıdır.

Yazının aslı The Guardian‘da yayınlanmıştır (Çeviren: Tarkan Tufan)