Bir Black Mirror distopyası olarak Çin

Çin’de hayata geçen sistem Black Mirror’dakine benziyor. Tam anlamıyla Black Mirror gibi.

Peter Dockrill

Yıllardır bir kablo hattında işlemekteydi: Dünyanın asla görmediği, genişleyen, teknolojik bir kitle gözetleme ağı. Ve çoktan harekete geçirilmişti.

Çin’in -2020 yılına kadar tam olarak faaliyete geçmesi beklenen- “Sosyal Kredi Sistemi”, yalnızca ülkenin 1.4 milyara varan nüfusunu izlemekle kalmıyor; bunun dışında, kimilerinin “güveni oyunlaştırma” adını verdiği devasa bir sosyal mühendislik deneyinde, insanları kontrol etmek ve baskı altında tutmak amacıyla tasarlandı.

On yılı aşkın bir sürede ağır ağır bir araya gelen bu büyük projenin temel mantığı, her bir vatandaşa ve aynı zamanda işletmeye bireysel bir güven puanı verilmesi.

KİMİN CENNETİ, KİMİN CEHENNEMİ?

Çin Komünist Partisi’ne göre, sistem “güven duyulan insanların cennette özgürce dolaşabilmelerine olanak sağlarken, güvenilmez kişilerin tek bir dahi adım atmasını zorlaştıracak.”

Avustralyalı bir dış haberler muhabirinin aktardığına göre, eşi benzeri görülmemiş sistem bunu becerebilmek için Çin’in 200 milyon adet CCTV (kapalı devre kamera) kamerasından oluşan devasa teknolojik altyapısından yararlanacak.

Fikir, her şeyi gören gözlerin (kameraların) yüz tanıma sistemlerine bağlanarak kişilerin finansal, tıbbi ve yasal kayıtlarının oldukça gelişmiş, büyük veriler işleyen yapay zeka ağları tarafından düzenlenen ve incelenen cihazlarla çapraz kontrolden geçirilmesine dayanıyor.

Bu, benzerlerinden açık ara önde olan distopik* televizyon dizisi Black Mirror’ı akla getiriyor -özellikle de korkunç “Nosedive” bölümünü epeyce anımsatıyor-; ancak birçok başlangıç özelliği benzeşse de Çin’in nihai amacı daha ileri gidiyor.

TOPLUMU DENETLEME AMAÇLI EN YENİ YÖNTEM

Peterson Uluslararası Finans Enstitüsü’nde çalışan Martin Chorzempa, geçtiğimiz temmuz ayında New York Times gazetesine verdiği demeçte, “Bu, hükümetin ekonomiyi ve toplumu denetlemesi için kullanılan, potansiyel olarak tamamen yeni bir yöntem,” demişti.

“Amaç, algoritmik bir yönetişim.”

Böylesi karmaşık bir plan açısından, sosyal kredinin özü oldukça basit. Çin şehirleri genelinde halihazırda faaliyet gösteren yerelleştirilmiş pilot programlar aracılığıyla, vatandaşlara sayısal puanlar veriliyor.

Vatandaşlar, olumlu kişisel ve sosyal davranışları için -faturalarını zamanında ödemek, sorumluluk üstlenmek ve geri dönüşüm atıklarını düzgün biçimde ayrıştırmak vb- puan kazanırlar, bu da onlara daha iyi kredi olanakları, daha ucuz toplu taşıma ve hatta hastane hizmetleri alırken daha kısa bekleme süresi gibi avantajlar sağlar.

Diğer yandan, şayet kuralları ihlal ederseniz, dikkatli olun. Ödemelerini geciktirenler, kırmızı ışıkta karşıya geçenler veya sigara yasağı olan alanlarda sigara içerken yakalanan kişiler cezalandırılacak.

‘DİJİTAL DİKTATÖRLÜK’

Bir “dijital diktatörlük” olarak nitelendirilen bu sistemde, vatandaşlar her ihlalde bir ceza puanı alacak; bu durumdaysa, finansal cezalar ve hatta seyahat kısıtlamaları gibi şeylere maruz kalacaklar.

Hükümeti yolsuzlukla suçlaması nedeniyle kara listeye alındıktan sonra sosyal kredi sisteminin kariyerini yok ettiğini ifade eden araştırmacı gazeteci Liu Hu’nun başına gelen şey tam olarak buydu.

Bu damgalanmış “sahtekâr”, yalnızca hareket tarihi belli olmayan bir tren yolculuğu yapma şansına sahip ve sosyal medya hesaplarının -yaklaşık 2 milyon takipçisi vardı- kapatılarak, çalışma şansının ortadan kaldırıldığını belirtiyor.

Hu’nun, Foreign Correspondent adlı siteye aktardığına göre, çoğu Çinlinin bu tür cezaların hayatlarını nasıl etkileyebileceğinin farkında olmadığına inanıyor.

“Çinli insanların ruhsal durumundan bunu görebilirsiniz,” diyor.

“Gözleri kör ve kulakları tıkalı. Dünya hakkında çok az şey biliyorlar ve bir yanılsama içinde yaşıyorlar.”

Ne var ki sosyal kredi sistemi bundan daha da ötesine uzanıyor.

Bu oyuna tâbi olanlar yalnızca bireyler değil. Öyle ki, Çin’de kurulu şirketler de, sınır dışındaki işletmeler de sisteme dahil: Halihazırda, uluslararası havayolları, tartışmalı sistemin bazı diğer ulusların egemenliğine doğrudan müdahale korkusuna yol açan baskıcı yönlerini hissediyorlar.

Çin’deyse, yapılan araştırmalar, henüz gençlik çağındaki sistemin bir süredir uygulanmakta olan pilot programlarının sağladığı avantajlardan keyif alan ve sosyal açıdan müreffeh olan vatandaşlar arasında popüler hale geldiğini gösteriyor.

Farklı bir deyişle oyun başladı.

Geçen yıl NPR’ye verdiği demeçte, Şangay’da yaşayan satış görevlisi Joyce Hu, “Uzun vadede, vatandaşların karakterlerinin iyileştirilmesine yardımcı olacak gibi görünüyor,” diyor.

“Mahremiyetimi ihlal etmediği sürece, sorun yok,” diye ekliyor.

*Distopya: Geleceğin insanlar için mutluluk getirmeyeceğine inanan, karamsar bir gelecek fikrine dayanan düşünce ve sanat akımı. Ütopyanın tersi.