Kürtler ve İngilizlere referandum dersleri

Tarih bize Kürdistan ve İngiltere'deki gibi milliyetçi referandumların asla mutlu sonla bitmediğini söylüyor. Halbuki referandum böncesi Kürt liderler ve 2016’daki oylama öncesi Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma planı) yanlıları, kendilerini eleştirenleri vatansever olmamakla itham edebiliyordu.

Google Haberlere Abone ol

Patrick Cockburn *

İki ayrı günde iki şehir (Kerkük ve Rakka) düştü ve Ortadoğu siyasi görünümü bir anda değişiverdi. Bu olaylardan biri, IŞİD’in elindeki son kentsel kalesi olan Rakka’nın ABD hava gücünün desteklediği Suriyeli Kürtler tarafından ele geçirilmesine ilişkin beklentiydi; ancak bekleniyor olması, bu zaferin değerini azaltmıyor. Üç yıl önce kendini halife ilan etmiş olan adam yok edildi. IŞİD artık hayatına bir gerilla ve terör örgütü olarak devam edecek.

Kürtlerin ve Arapların 50 yıldır kontrol altına almak için mücadele ettikleri petrol şehri Kerkük’ün (Irak merkezi güçlerince) ele geçirilmesi tamamen beklenmedik bir olaydı. Yalnızca Irak siyasetini değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda bölgenin tamamını da değiştirdi. Kısacası, Irak merkezi hükümeti, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesinden sonra ABD ve müttefikleri tarafından acımasızca yenilgiye uğratıldığı 1991 yılından bu yana benzeri görülmemiş ölçüde güçlenmiş oldu.

Kürtlerin Kerkük’ün petrol zenginliğine dayanarak bağımsız bir devlet kurma hayalleriyse muhtemelen sonsuza dek gerçekleşmeyecek. Yarı-bağımsız Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) İran, Suriye ve Türkiye’deki 25 milyon Kürt için bir işaret fişeği fırlatmış olabilir; ancak güçleri Bağdat'taki hükümet tarafından bastırıldı. Liderlerinin yüzleşmesi gereken birçok sorun var: Ayrışmalar, yanlış hesaplar ve açgözlülük, bir asrı aşkın süredir devam etmekte olan kendi kaderini tayin etme amaçlı kahramanca Kürt mücadelesini yerle bir etti.

HEM SAÇMA HEM DE TRAJİK BİR DURUM

Iraklı Kürt liderlerin yaşadığı son felaket eşit derecede saçma ve trajik: Işid Musul’u dokuz ay, Rakka'yı dört ay boyunca savundu; Suriyeli Kürt hareketi YPG, vahşi Işid saldırılarına karşı Kobani’yi dört ay boyunca savundu. Oysa Irak güvenlik güçleri 16 Ekim’de zayıf bir direniş yaşanan Kerkük’ü işgal ederken, Irak’taki Kürt Peşmergesi geleceğinin merkezi olduğunu iddia ettiği kenti sadece dört saat savundu.

Bu işgalin gerçekleşme biçimi, tüm IKBY liderleri açısından kibir ve zayıf öngörüye dair utanç verici bir öykü. Bugün için felaketten bir şeyler öğrendikleri de şüpheli; zira birbirlerini hain ilan ederek ve kendilerini arkadan bıçaklamaya yönelik derin bir İran planının kurbanı olduklarını iddia ederek ya da ne olduğu açıklanamayan ve ihtiyaç duydukları anda gelmeyen Amerikan yardımı nedeniyle bu durumda olduklarını söyleyerek, durumu kurtarmaya çalışıyorlar.

Irak’taki Kürt liderler her zaman kendi siyasi davalarını ortaya koymada iyi oldular; ancak zayıf noktaları, kendileri açısından iyi olan şeylerden daha fazla kendi propagandalarına inanmaları. Gelecekte, Başkan Mesut Barzani’nin Kürt bağımsızlığı konusunda bir referandum düzenleyerek siyasi kazançlarını güvence altına almaya çalışması (böylece kontrol edemediği bir Kürt milliyetçiliği dalgası yaratması) siyasi yetersizlik hakkındaki doktora tezlerinin konusu olacak. Pek çok siyasi lider yenilgiler yaşar; çünkü onlar büyük güçler veya öngörülemeyen koşullar karşısında çaresiz kalırlar; fakat Irak’taki Kürt meselesinde, eylemlerin sonucu öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteydi.

Kuzey Irak’ta son haftalarda yaşananların detayları iyi biliniyor; yine de hâlâ bilinmeyen bir şeyler var. Görev süresinin bitimine iki yıl kalan ve IKBY’nin devlet başkanlığını sürdürmesi gereken Mesut Barzani, Kürt parlamentosu toplantılarını askıya aldı. Kürdistan’ın ulusal lideri olarak konumunu yeniden düzenlemek ve muhalefetteki Kürdistan Yurtsever Birliği’ni (KYB) hazırlıksız yakalamak amacıyla 25 Eylül’de gerçekleşen Kürdistan bağımsızlık referandumunu ilân etti.

HAYÂLLER VE GERÇEKLER UYUŞMUYOR

Bu plan her anlamda riskli bir kumardı: Kürtler gibi küçük bir ulus, büyüklerle iyi ilişkiler kurmaya zorunludur. Bu durumda referandum ABD, Türkiye ve İran da dâhil olmak üzere tüm müttefiklerini kendisinden uzaklaştırdı. Bağdat’taki merkezi hükümetse aynı anda bir tehdit ve bir fırsatla karşı karşıya: Referandumu Kürtlerle-Araplar arasında tartışmalı bölgelerle sınırlı tutan Barzani, büyük miktarda Irak toprağı üzerinde kalıcı bir hak iddia ediyordu. Bağdat hükümeti, Musul’u yeniden ele geçirerek bugüne kadarki en büyük askeri zaferini kazandı ve referandum karşısında susup kabul etmediği gibi harekete geçmek için herhangi bir nedene de ihtiyaç duymadı; çünküI KBY, referandumda ısrar ederek yalnızca Amerikan ve Türk korumasını reddetmiş oldu. Amerika, oylamadan iki gün önce makul bir uzlaşma önerisi getireceğine dair söz verdi; ancak o zamana dek milliyetçilerin coşkusu zirve yapmıştı ve Barzani, ABD’nin girişimlerini reddetmekten başka seçeneği olmadığını düşündü.

Barzani’nin yönetimindeki KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) hareketi, İran etkisi altındaki Bağdat’la haince bir anlaşma imzaladığını söyleyerek KYB’yi (Kürdistan Yurtseverler Birliği) yaşanan felaket konusunda suçlamaya çalışıyor. Fakat bir nokta atlanıyor: KDP, artık askeri bir seçeneğinin olmadığını ve gücünü toplayan Irak silahlı kuvvetlerine karşı başarıyla savaşamayacağını görebiliyordu. Çatışmalarda hem KDP hem de KYB ve diğer Kürt partilerinden Peşmergeler, cepheden eşit hızda çekilerek, Irak ordusuna karşı dişe dokunur bir direniş göstermedi.

Bu olayda sadece Kürtler değil, Avrupa dâhil olmak üzere dünyanın her yerindeki milliyetçi hareketler açısından çıkarılacak bazı dersler var. Muhtemelen bunları öğreneceklerdir; çünkü milliyetçiliğin kendi kendini yıkan özelliği, her ülkenin milliyetçilerinin kendi yaşadıklarının ve mağduriyet duygularının benzersiz olduğu ve başka herhangi bir yerde benzerinin bulunmadığı inancıdır. İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci ülkelerin milliyetçileri, kendi kaderlerini tayin etme isteklerinin “Üçüncü Dünya” ülkeleri diye adlandırılanlarla benzerliklerini görmekten nefret ederler.

Oysa benzetmelerin hepsi aynıdır: Irak’tan ayrılma kararını ortaya koyan Kürt düşünsel düzlemi, İngilizlerin Avrupa Birliği’nden ayrılma gerekçelerinden pek de farklı görünmüyor. Hemen söylemek gerekiyor ki bunda yanlış olan hiçbir şey yok ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkına ve hürriyetine yön veren her şey doğrudur. Öte yandan, böyle bir hedef de doğru olabilir; ulusal bağımsızlık, siyasi realizmi bulanıklaştıran aşırı güçlü bir doğruluk ve üstünlük duygusuyla birlikte gelir: İngiliz ve Kürt hükümetleri, siyasi açıdan bölünmüş bir ülkeyle büyük bir siyasi maceraya atılmış durumda; eylemleri komşularını öfkelendiriyor ve (onlara karşı) birleştiriyor.

Daha geniş topluluklardan bağımsızlık talep eden milliyetçi hareketlerin bir diğer zayıf noktası, yapabileceklerinden çok daha fazlasını taahhüt etmeleri. Kendi kaderini tayin etme hakkı bütün sosyal ve ekonomik hastalıkları tedavi eden, her derde deva bir ilaç gibi anlatılır; ancak bunun nasıl gerçekleşeceği nadiren ifade edilir. Yine bağımsızlık referandumu öncesinde Kürt liderler ve 2016’daki oylama öncesi Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma planı) yanlıları, kendilerini eleştirenleri vatansever olmamakla itham edebiliyordu. Şimdiyse, çözüm alternatifleri bir uçurumun kenarından düşmek üzere olsa bile uzlaşmak imkânsız hale geliyor.

İngiltere, Kürdistan’dan çok daha büyük bir güç; ancak her iki durumda da onlar ve komşuları arasındaki güç dengesine ilişkin yanlış bir hesap yapıldığı ortaya çıktı. Avrupa tarihinde, (kimi toplumların) asla kazanamayacakları ve bunu yapamadıkları gibi kaybedecek pek çok şeye sahip oldukları halde kaç tane çatışma ve savaşı başlattığı pek çok hikâye anlatılıyor. Ortak bir amaca dayalı ulusal uzlaşıya karşı itirazlar kendi devinimini yaratır ve engellenemeyen nihai bir felaketi kaçınılmaz hale getirirler.

* Yazının aslı The Indepent'ta yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)