Çocuklar yararına kopsun kıyamet!

Hapishanelerde çocuklar var. Unutmayın onlar çocuk. Çocukların yüksek yararı ilkesini unuttuğumuz için kopsun kıyamet. Kopsun kıyamet Sayın Bakan Abdülhamit Gül. Bizim beklentimiz de budur. İsterse yer yerinden oynasın. 

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç*

Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı diyor ki; "Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun, bizim yargıçlardan, yargı mensuplarından beklediğimiz budur. ‘Şu ne der, bu ne der, adliyeye gelen insan şöyle telkinde bulundu, şu nasıl bakar, nasıl değerlendirir, bu konjonktüre uygun mu?’ Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur. O yüzden adalet yerini bulsun, ne olursa olsun. Yargı mensuplarının yanında HSK vardır, bu millet vardır. Hiç kimsenin tavsiyesine, talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin ve 83 milyon huzur içerisinde geleceğe daha güvenle baksın."

TUTUKLAMA İSTİSNA OLARAK DEĞERLENDİRİLECEK!

"Kim olursa olsun, ne olursa olsun hukuk güvenliğini bu anlamda vatandaş lehine koruyacak, tutuklamaların keyfiliğinden uzak, tutuklamayı istisna olarak değerlendiren, hukuk güvenliğini daha da güçlendiren uygulamaları hep beraber sağlayacağız."

Adalet Bakanı'na sesleniyorum;

Sayın Bakan çok alametler belirdi, kopsun kıyamet. 

Sizin sorumlu olduğunuz bakanlığa bağlı hapishanelerde 12-17 yaş arası 3 bin çocuk var, yılda yaklaşık 11 bin çocuk hapishanelerle tanışıyor Sayın Bakan, kopsun kıyamet.

Ceza infaz sisteminde çocuğun durumu cehennem yeri gibi. Çocuk oldukları için farklı uygulamalar söz konusu değil. Tıpkı büyükler gibi bir hapishane işleyişine sahipler. Çocuk olduklarını ya görmezden geliyorsunuz ya da bu şekilde bir iyi sonuç alınabilecekmiş gibi bir hayale kapılıyorsunuz. 

Birçok ilde hapishanelerde çocuk koğuşu denen bir bölümde kalıyorlar. Avrupa cezaevi kuralları gereği ve çocuğun yüksek yararı ilkesi göz önüne alındığında bu kabul edilebilir bir durum değildir. Şakran, Silivri, Sincan ve Maltepe gibi kampüs hapishanelerinde çocuk hapishaneleri yaptınız, buralar şehirden uzak. Rehabilitasyonda ilk kural ailesine, arkadaşlarına ve avukatına erişimdir. Kampüs hapishaneleri bu açıdan insan haklarına, hele çocuk haklarına çok aykırıdır. 

Kapasite çok fazla, ortak alanlar yeterli değil. Uzman ve çocuk psikolojisinden anlayan personel sayısı oldukça az. Hatta 70 ilin hapishanesinde çocuklarla ilgilenebilecek kapasitede uzman yok. Çocuklar infaz koruma memurlarına emanet. Oysa bu memurların büyük bölümü işini sevmeyen, eğitim seviyesi hâlâ düşük, çocuk psikolojisini bilmeyen insanlar. 

Çocukların anneleriyle hiçbir temas olmadan tel örgünün arkasından yapılan görüş, onur kırıcı, hiçbir iyileştirici yanı olmayan çok zalimce bir uygulamadır. Hapishanedeki çocuklar, tıpkı yetişkinlere uygulanan infaz rejiminde olduğu gibi yakınlarıyla ayda 3’ü kapalı 1’i açık olmak üzere, 4 kez görüş hakkına sahip. Cezaevindeki çocukların bütün görüşmelerinin açık görüş olması gerekir. Bu hemen uygulanabilecek bir işlem ve çözülebilecek bir sorundur. 

Çocukların yaklaşık 150 kadarı kız çocuk. Kız çocuklarda oran daha düşük. Tabii az olmaları iyi gibi görünürken bir taraftan da başka dezavantajları var. İçerideki infaz sırasında geçirdikleri süre içinde çeşitli uygulamalarda sayı azlığının negatif bir etkisi de oluşuyor. Mesela sosyal etkinliklerde kız çocuk az olunca o etkinlik yapılmayabiliyor. Kız çocuklar için özel yapılmış bir hapishane de yok. Bütün çocuk hapishaneleri erkekler için yapılmış durumda. Bu yüzden kız çocuklar kadın hapishanelerinde yaşıyorlar.

Ve daha acıklı olanı sayın Bakan, hapishanelerinizde 700 bebek var… Kopsun kıyamet, kopsun!

0-6 yaş anneleriyle kalan bebek ve çocuklar. Şartlar çok kötü. Fiziksel ve ruhsal gelişimleri için uygun değil. Yapılması gereken annelerin ev hapsine alınmasıdır. Bu sisteme geçilmelidir. Oyuncaktan yeterli beslenmeye ve güvenliğe kadar çok fazla problemleri var. Bir kısmı içeride doğuyor ve aslında bu büyük bir suç! Bu çocuk sayısında da çok büyük bir artış var. Geçmişte 150-200 arasında olan bu sayı bugün 700’e ulaştı. Bu inanılmaz bir rakam, Avrupa’daki bazı ülkelerin toplam mahpus sayısı neredeyse. Bu bebek ve çocuklar hapishanelerde yaşıyor. Fiziksel ve ruhsal olarak zarar görüyorlar, tükeniyorlar, yaralanıyorlar.

Umutları ertelenen çocuklar için kopsun kıyamet.

Hapsetmeyi çok seviyorsunuz, sanki hapsedince her şey çözülecekmiş gibi bir duygunuz var. Oysa niye hapsettiğinizi çok iyi bilmemiz gerekiyor, yoksa bu bir ‘intikam’ almaya dönüşüyor. Şunu demek istiyorum, eğer hapsettiğiniz çocuğun oraya gelme koşulları aynı kalıyorsa, yoksulluk, eğitimsizlik, istismar vb. bir de üstüne sadece hapsedip, hapishane koşulları bir rehabilitasyona uygun değilse, günü gelince ‘hadi güle güle’ diyorsan o değişmeyen ortama, hatta artık daha da kötü ortama (çünkü artık çocuk damgalanmış durumda) yolluyorsan. Zaten tam da bu nedenle çocukların tekrar suçla ilişkilenip hapishaneye geri gelmeleri yüzde 50 civarında. Korkunç bir durum bu.

 

TOPLUM TEMELLİ REHABİLİTASYON MERKEZLERİ KURULMALI

‘Çocuk Hapishaneleri Kapatılsın!’ Adalet Bakanlığı romantik bulmuştu bu önerimizi, halbuki birçok ülke çocukları adalet sistemi içerisinden çıkarmayı başardı. Çocuk ve Gençlik Suçluluğu diye ayrı bir birim kurdular. Bu birimi de sosyal hizmetlere bağladılar. Yani Adalet Bakanlığı yargılamasını yaptıktan sonra çocuklar sosyal hizmetlere teslim ediliyor. Ve çocuklara suçlu gözüyle değil, ‘Ortada bir problem var bunu çözeceğiz’ mantığı ile bakıyorlar. Çocuk hapishaneleri kapatılsın derken, "çocuklar suçla ilişkilenip dursun biz de görmezden gelelim affedelim" demiyoruz ki. Çocuğun suçla ilişkilendiği ortamı ortadan kaldıralım. Paramızı, emeğimizi bu amaca harcayalım. Ve illa çocukları hapsetmemiz gerekiyorsa toplum merkezli rehabilitasyon merkezleri açılmalıdır. Bu merkez de sivil toplum kuruluşlarına açık olmalıdır. Çocukları suçlu gibi görmemeli, onları anlamaya çalışmalı, onlara karşı vicdanlı olmalı. Gelişmiş ülkelerde bırakın ‘çocuk suçlu’ kavramını, ‘suça itilmiş çocuk’ kavramı bile terk edilmiş durumda. Artık ‘adalet sistemi içindeki çocuk kavramı kullanılıyor.

Elimizdeki bütün veriler çocukların içeriye geri dönüş oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Yani içeride bir rehabilitasyon söz konusu değil. Dolayısıyla çocuk gidiyor ve daha ağır bir suç ile ilişkilenerek yeniden geliyor. Öncelikle Adalet Bakanlığı mevcut sistemin yürümediğini, iflas ettiğini, hatta çocuklara zarar verdiğini kabul etmesi lazım. 

Ben bir insan hakları savunucusu olarak bir insanın hapishaneye girmesine karşıyken bir hapishane modeli tarif edemem. Ama Avrupa ülkelerine göre neden en yüksek çocuk mahpus sayısına sahibiz? Neden geriye dönüş oranı başka ülkelere göre bizde çok fazla? Çocuklara yaptıkları şeyin yanlış olduğunu onları örselemeden anlatabilecek bir mekanizma nasıl kurulabilir? Bakanlığın bütün bunları önüne koyması lazım. Yoksa ideal yöntemi ben de bilmiyorum. Ama problemi biliyorum. Bu alanda çalışan herkes deneyimlerini sunmaya hazır. Ama biz bu problemi tartışamıyoruz bile.

 

ONARICI ADALET SİSTEMİNE GEÇMELİYİZ

Nüfusa oranla toplam mahpus sayısı açısından Avrupa’da birinciyiz: Tam 284 bin civarı insan hapishanelerde, bunların 13 bin civarı kadın. Çocuk mahpus sayısında yine Avrupa’da birinci sıradayız.  Evde, okulda olması ve oyun oynaması, kendini geliştireceği yerlerde olması gerekirken, 24 saat kapalı bir kurumda ve ağır şartlarda yaşayan çocuklar. Hiçbir hapishane herhangi bir canlı için uygun değildir, hapishaneler işe yaramaz kurumlardır. İlla hapsedeceksek bu son çare olmalı. Çocuklar için hapishaneler daha fazla suçla tanıştığı, sürekli istismara uğradığı yerlerdir. Çocuk bir kere hapishaneyle tanıştığı zaman tekrarı kolaylaşıyor. 

Biz intikamcı adalet, cezalandırıcı adalet uyguluyoruz. Tek başına cezalandırma problemi çözmüyor. Tartışılamayacak kadar açık bir gerçek. Bir çocuk suçla ilişkilendiği andan itibaren çok dikkatli olunmalıdır. Polis son çare devreye girmelidir. Alanında eğitimli çocuk polisi olmalıdır. Çocuk yargılanacaksa çocuk mahkemelerinde yargılanmalıdır. Polis ve gardiyan zorunlu olmadıkça çocukla ilgili ortamlarda bulunmamalı, uzman psikolog ve sosyal hizmet uzmanları görev yapmalıdır.

 

ÇOCUK HAPİSHANELERİ KAPATILSIN!

İşte, o bizi romantik bulan Adalet Bakanlığı’na anlatamadığımız şey de bu. Siz dünyanın neresinde olursanız olun hapishane yapmaya, açmaya, bu yöntemi doğru bulmaya devam ettiğiniz sürece yaptığınız her hapishane doluyor. Ama o hapishaneleri kapatmaya yönelik romantik kararı aldığınızda hapishaneler kapanmaya başlıyor. Çünkü siz parayı, emeği suçun önlenmesine harcamaya başlıyorsunuz.

Hiç romantik diyerek hafife alınacak bir durum değil.

Çok gerçekçi bir istek bu. 

Başarabiliriz. 

Şehrin dışında, insanlardan uzak, avukat ve aile erişiminin, sivil toplumun erişiminin zorlaştırıldığı yerler bu hapishane modelleri. Bunlara ‘DEPO’ diyorum. Çünkü mekanlar izole bir yerde ve yarattığı his orada bir insanın yaşayamayacağı hissini veriyor insana. Peş peşe duvarlar, peş peşe kapıların olduğu bir beton yığını... Silivri’de 14 bin kişi, Şakran’da 11 bin kişi var. Yani insanların depo gibi yığıldığı yerler buralar. Depo kelimesini hem mimari açıdan hem de 280 bin mahpusa karşılık 250 psikoloğun bulunması ama 50 bin gardiyanın görev yapıyor olmasından dolayı söylüyorum. Yani bir konserve gibi insanların kapatıldığı, başlarına da birer bekçi konup sadece doymaları için yemek verildiği bir yerden bahsediyoruz. Gardiyan sayısında artış olmasında bir sorun yok, ama doğru orantılı artmalı. Yani toplam 280 bin mahpusun olduğu bir durumda ancak 10 bin psikolog çalışırsa doğru orantılı olur.

 

BAĞIMSIZ İZLEMEYE İZİN VERİLMELİDİR 

Sivil toplum kuruluşlarından, alanında yetkin çocuk konusunda çalışan derneklerden, vakıflardan, uzmanlardan, akademisyenlerden oluşacak bağımsız izleme heyeti sorunların çözümü için gerekli. Uygulayan ülkeler başarıyor. Biz de yapmalıyız.

Eskiden Başbakanlık'a bağlı Türkiye İnsan Hakları Kurumu vardı. En azından onlarla küçük de olsa bir iletişim kurabiliyorduk. Yerine Eşitlik Kurumu diye bir yapı kuruldu. Şimdi onlar da kapı duvar... Yani bir sivil toplum örgütüyle, insan hakları çalışanlarıyla hiçbir iletişim yok. Düşünün Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyesi Hıdır Yıldırım Eskişehir’deki bir panelde bize ‘bildiğiniz insan hakları sözleşmelerini unutun, biz yenisini yazıyoruz’ dedi. Dolayısıyla aileden ya da avukattan herhangi bir ihbar alındığında yapılabilecek tek şey TTB, Baro, İHD, TİHV, CİSST gibi kurumları harekete geçirmek; medyayı biraz hareketli kılmaya çalışmak ya da dönem dönem birtakım eylemler yapmaya çalışmak dışında pek ses çıkmıyor bu cehennemi ortadan kaldırmak için.

Gördüğümüz kadarıyla son dönemde epeyce geriledik. Kötü muamelede artış var. İşkenceye varan birtakım uygulamalar söz konusu. Çocukların kullanabileceği birçok sanat atölyesinin kapatılarak rafa kaldırıldığını öğreniyoruz. Eskiden haftada bir imam giderken artık kadrolu imamların çalışmaya başladığını biliyoruz. Resim atölyesini kapatıp ben burayı mescit yapacağım diyorsanız, orada bir sıkıntı var. Bu açıdan gidişat hiç iyi değil çocuk hapishanelerinde. Rehabilitasyon zaten pek mümkün görünmüyordu bu şartlarda; şimdi ayrıca çocukların kin duygularını artıran, onları mutsuz kılan aşağılayan yöntemler kullanılarak çocuklara ve aslında bu ülkeye haksızlık edildiğini düşünüyorum.

Salgının başından bu yana aileleriyle açık görüş hakları ellerinden alındı. Neredeyse 10 ay olacak, bu büyük bir problemdir. Temizlik maske mesafe kurallarına uyularak açık görüş gerçekleştirilebilir.

Hapishanelerde çocuklar var. Unutmayın onlar çocuk.

Çocukların yüksek yararı ilkesini unuttuğumuz için kopsun kıyamet.

Kopsun kıyamet Sayın Bakan Abdülhamit Gül.

Bizim beklentimiz de budur. 

İsterse yer yerinden oynasın. 

*İnsan Hakları Çalışanı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR