YAZARLAR

Çığlığımız biraz kısık kalıyor!

"Scream 6"yı tam bir başarısızlık olarak görmek biraz abartılı hatta hakkaniyetsiz olabilir. Seriden tek umudumuz, asli görevini yerine getiren bu filmin eğer hatırı sayılır bir gişe başarısına ulaşması durumunda, Hollywood sinemasının tıpkı "Halloween" ve "13. Cuma" serilerinde olduğu gibi bu 'öcüyü' (boogeyman) de bir endüstri kurbanı haline getirmemesi oluyor.

Zaman geçtikçe seyirciler doğal olarak başarı kazanmış filmlerin 'devamlarından' veya 'reboot'larından (sil baştan yapmak) biraz sıkılabilirler. Bu, 'serinin artık söyleyecek yeni bir şeyi kalmaması', 'devamın tamamen ticari kokması' gibi birçok değişik nedene bağlanabilir.

Bazı 'sagalarda' ise durum biraz farklıdır. Çünkü örneğin "Fast and Furios" gibi aksiyonu ön plana çıkaran yapımlar zaten neyi hedeflediklerini en baştan belli etmişlerdir ve doğal olarak senaryolarının 'nefesinin kesilmesi' veya tekrara düşmesi kimseyi rahatsız etmez. Bir diğer türde yer alan, örneğin "Star Wars" gibi üçlemeler kendilerine o kadar sağlam bir 'efsane' yaratmışlarladır ki devam veya 'presequel' (gösterilenin öncesi) bölümlerinin gelmesini hiçbir seyirci sorgulamaz…

Söz konusu film "Scream" gibi bir 'slasher' klasiği olunca durum biraz farklı olabilir: Hatırlanacağı üzere büyük yönetmen Wes Craven yönetmenliğinde 1996 yılında start veren ve büyük başarı kazanan bu seri, kısa bir süre sonra gelen ikinci ve üçüncü bölümleriyle devam etmişti. Bu tarihçenin detaylarından "Scream 5" filminin eleştirisinde bahsetmiştik. Craven’ın kuşkusuz 'babalarından' biri olduğu 'slasher' tarzında kendileri de dahil bütün benzer yapımları ti’ye aldığı ama yine de ürperttiği "Scream" filmi, aykırı yapısıyla büyük beğeni kazanmıştı. O kadar ki sonrasında biraz form düşüklüğü yaşasa da devamlarının gelmesi kaçınılmazdı. Ancak 2000 yılında gelen "Scream 3"ten sonra bizce hem yönetmen hem de başrol oyuncuları artık hızını kaybeden bir seriyi fazla 'yüzlerine gözlerine bulaştırmadan' noktalamak istediler, dolayısıyla bir dördüncü bölüm eklemek tam 11 sene sürdü.

2011 yılında gelen "Scream 4", bazı kişilerin aksine bizi tatmin etmişti: Craven ürpertme ustalığından hiçbir şey kaybetmemişti ve hem zaman içinde gelişen iletişim yöntemlerini hem de eski ana oyuncu kadrosuna eklediği genç isimleri senaryosuna yerleştirmeyi başararak beklentilerimizi karşılayan bir yapım çıkardı.

Merak ettiğimiz bir diğer konu (seri boyunca bazıları öldürüldüğü için) giderek eksilen eski, ana oyuncu kadrosunun ne zaman 'bayrağı' tamamen yeni bir kadroya devredeceği üzerineydi çünkü doğal olarak onlar da film gibi yaş almaya başlıyor, eski enerjilerini kaybediyorlardı. Bu devir teslimin ilk sinyalleri biraz konuk oyuncu olarak katıldıkları 2022 yapımı "Scream 5" filminde verildi hatta ana karakterlerden, her defasında olaylardan bir şekilde yaralı kurtulmayı başaran polis Dewey, bu sefer katil tarafından vahşice öldürüldü. Filmde katilin dediği gibi: 'Bu bir onurdu!'.

Ne yazık ki Wes Craven’nın 2015 yılında aramızdan ayrılmasıyla biraz 'öksüz' kalan bu son (?) "Scream", belli ölçülerde ürpertmeyi başaran, tempolu, ufak ve hoş bir nostalji havası estiren ancak hem kendisine kalan "Scream" mirasıyla bağlantılar kurmakta zorlanan hem de hikâyesini modernize etme çabalarını kontrol edemeyen bir film izlenimi veriyor. Sonuçta "Scream 6" korkutuyor ama nereye bağlanıyor?

FAZLA GELEN SORUMLULUK

"Scream 5", dediğimiz gibi bir devamdan ziyade bir 'reboot' filmiydi. İsminin arkasında bile 5 sayısını (biz öyle diyoruz ama) almayı reddediyor, bir şekilde yeni bir 'çığlık' olmayı hedefliyordu. Ama bunun yanında ait olduğu köklerle de 'köprüleri' tamamen atmıyordu. Filmde birçok defa önceki bölümlere göndermeler, selamlar, saygı duruşları vardı. Zaten eski kadrosunu unutmamış olan hikâye, ünlü 'Ghostface' katilinin yine kurbanıyla önce 'oynama' sonra saldırma sekanslarını gösteriyor ama odağını daha çok yeni bir jenerasyona ve onların değer yargılarına çeviriyordu.

"Scream 6" ise selefinin üstlendiği bu iki sorumluluğa bir üçüncüsünü eklemeye çalışıyor: Köklerini unutmama, önceki bölümün başlattığı 'sil baştan' duygusunu kaybetmeme ve bu 'sil baştan' bölümüne uygun bir devam olma...

Bu üçlü (zor) görevi üstlenmekte zorlanan film, eski bölümlerine ulaşmakta sorun yaşıyor ve diğer "Scream"leri hatırlatan konuşmalar, olaylar ve bazı karakterler bir 'selam çakma'dan ziyade tekrar etme hissiyatı yaratıyor.

Geriye kalan eski kadrodan Sidney’in sadece telefondan bir selam verdiğini (duyduğumuz kadarıyla ücrette anlaşılamamış), Dewey’in ise bir önceki bölümde öldürüldüğünü göz önüne alırsak 'eskilerden' bir tek Gale kısa bir süre görünüp genel tabirle 'meydanı' genç isimlere bırakıyor. Ama maalesef 'bayrağı devralan' Sam, Tara ve arkadaşları, Sidney ve grubunun yarattığı mizahı yönü ve enerjiyi veremiyorlar. Yine içlerinden biri korku filmlerinin sarsılmaz kurallarını açıklıyor, yine olağan şüpheli listesi hikâyeye katılan yan karakterlerle giderek kabarıyor ve yine esrarengiz katilin izlediği yol şekillenmeye başlıyor. Zaman içinde artan sosyal medya olanaklarını pek kullanmayan film (oysa bizce "Scream 4" bunu çok daha yararlı bir şekilde yapıyordu) daha çok bir taklit reçetesini kullanmakla yetiniyor.

AÇIK ALANLARA ÇIKALIM!

Bilindiği üzere "Scream" filmlerinde katilin seçtiği favori yerler genelde banliyöde (Amerikalıların deyişiyle ‘suburb’de) bulunan müstakil evlerdir. Bu evlerin bulunduğu nispeten ıssız ortam ve şehir merkezinden uzak olması katil için ideal, kurbanları için ise savunmasız bir ortam sunuyordu. Bu gidişat "Scream 3"te hikâyenin Hollywood stüdyolarına taşınmasıyla biraz bozulmuştu ama yine de şehrin açık mekanları pek kullanılmıyor, olaylar yine kapalı yerlerde geçiyordu. Bu yer seçimi yeni "Scream 5"le ev önü veya hatta hastane içi gibi kamusal alanlara geçti ve bizce bu, biraz inandırıcılığı azaltıyordu. Son filmde de benzer sekanslar mevcut. Örneğin katilin, yolcu dolu bir metro vagonunda, herkesin gözü önünde, metronun arada karanlığa dalmasından faydalanıp bir kişiyi bıçaklaması pek gerçekçi durmuyor. Her ne kadar bu metroda bir kargaşa, Halloween kıyafetleriyle bir dolu insan ve anonim bir ortam hakim olsa da… Bunun gibi New York’a 'açılmanın' avantajlarını (eğer öyleyse!) pek kullanamayan film, belki de sadece küçük bir markette katilin favori silahı olan bıçağı bırakıp silaha sarıldığı veya boşluğun üzerinde duran bir merdiveni salladığı sekanslarda beklenen endişe ve tehdidi yaratmayı beceriyor.

Seriye meraklı sinemaseverler için şu noktayı da belirtmekte yarar var: "Scream" filmlerinde tabii ki her zaman kan ve şiddet vardır. Özellikle filmlerin final sahnesinde bu, bazen en üst seviyeye çıkar ve buna rağmen bu şiddet absürt hatta eğlenceli bir hale dönüşebilir. "Scream 6", bu zor bileşiği layığıyla yerine getiriyor. Özellikle 'gore' olarak nitelendirebileceğimiz bazı bıçaklanma sahnelerinde…

Oyunculara bakacak olursak: Artık ana kadroyu oluşturan Sam, Tara, Chad ve Mindy, karakter özelliği açısından olmasa da seriyi taşıyabiliyorlar. Bu grupta Tara’yı canlandıran Jenna Ortega’nın ön plana çıktığını da söyleyebiliriz. Bir kere daha Gale’i oynayan Courtney Cox dediğimiz gibi şöyle bir görünüyor, "Scream 4"ün kurbanlarından biriyken şimdi FBI ajanı olmuş Kirby rolünde Hayden Panettiere ise durumu idare ediyor. (Bu arada bizce bu oyuncu kötü şekilde yaş almış!). Zamanında Hollywood’un aranılan 'jeune'lerindeyken artık belli bir yaşa gelmiş olan Dermot Mulroney ise şerif rolünü layığıyla oynuyor.

Sonuç olarak "Scream 6"yı tam bir başarısızlık olarak görmek biraz abartılı hatta hakkaniyetsiz olabilir. Seriden tek umudumuz, asli görevini yerine getiren bu filmin eğer hatırı sayılır bir gişe başarısına ulaşması durumunda, Hollywood sinemasının tıpkı "Halloween" ve "13. Cuma" serilerinde olduğu gibi bu 'öcüyü' (boogeyman) de bir endüstri kurbanı haline getirmemesi oluyor.


Kerem Bumin Kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Gazete Duvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .