Cesur olun yeter!

Altılı Masanın yapacağı en önemli şey, her türlü hukuksuzluğu görmüş ve maruz kalmış Kürtleri gören bir yerden sofralarına oturmalarıdır. Hele bir sabah da çat kapı gelsinler kaçak çayımızı içsinler.

Google Haberlere Abone ol

Erhan Ürküt

Tarih hep tekerrür ediyor... Kimin için?

Tabii ki Kürtler için...

Bunu neden söylüyorum. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için hapis cezası verildi. Bununla birlikte hep bir ağızdan tarih tekerrür ediyor diye söylendi. Hatta mahpus Demirtaş; "...oldu olacak Pınarhisar Cezaevine de koyun tam olsun..." dedi.

Aslında İmamoğlu'na verilen cezayı bilmek için ne hukukçu, ne siyasetçi ne de müneccim olmaya gerek vardı. Bir tek Kılıçdaroğlu ve ekibi bilmedi ya da bilmek istemedi o da ayrı bir şey. Demokratik Bölgeler Partisi ve Halkların Demokratik Partisinin, eş genel başkanlarının, MYK üyelerinin, belediye eş başkanlarının, yöneticilerinin ve gönül verenlerinin hukuk ile imtihanına bakmanız bile yeterlidir. Aslında bunu da herkes söyledi. Ama yinelemekte fayda var. Çünkü söz konusu Kürtler olunca çabuk unutuluyor.

Bilindiği gibi; parti kapatmalar, bombalı saldırılar ve siyasi engellemeler bir yana; birçok yöneticisi saldırıya uğradı, bazıları hayatını kaybetti. Ahmet Türk'ün Samsun'da burnunun kırılması, 5 Haziran HDP mitingine bombalı saldırı, HDP İzmir il binasına düzenlenen silahlı saldırıda parti üyesi Deniz Poyraz'ın yaşamını yitirmesi, Roboski'nin belleği HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü'ye atılan tokat ve en son 20 Aralık'ta 70 yaşındaki Fatma anaya torunu yaşındaki bir zavallının müdahalesi gibi...

Bu saydıklarım ne ilk ne de son olacaktır. Gırla devam ediyor ve seçim gününe kadar da şiddetin artacağı kanaatindeyim.
Kürtlere reva görülen sözde demokrasinin adli sicil kaydını yazmaya kalksam buradan taaa Mudanya'ya kadar gider...
Seçim sahtı mailine girmişken, hala bir parça umut varken, Altılı Masanın yapacağı en önemli şey, her türlü hukuksuzluğu görmüş ve maruz kalmış Kürtleri gören bir yerden sofralarına oturmalarıdır. Her toplantıda birbirlerinin ekmeğini yediler. Hele bir sabah da çat kapı gelsinler kaçak çayımızı içsinler. Aslında menümüz de zengin; bir parça otlu peynir, biraz Derik zeytini, sıcak tandır ekmeği ve Lice domatesi.

Sofraya oturmakta cesur olmalılar. Cesur olmazlar ise Kürtlere uygulanan her türlü antidemokratik uygulamaların belki daha fazlası birkaç ay içerisinde onları da bulacak. Gerçi Kürtlere uygulanan zulmün onda biri Altılı Masaya uygulansa gözlerinin feri söner.

Aslında Kürtler herkese lazım olan hak, hukuk, adalet dışında bir şey istemiyor. Bunu da google'a yazın çıkar. Cesur olun! Önyargılarınız bırakıp; Kürtler yazın, bakın karşınıza hak, hukuk, adalet dışında bir şey çıkıyor mu?

Tarihe bakın cesur olun! Birçok ülke birbirinin sofrasına oturarak sorunlarını çözdü. Mesela IRA ile İngiltere nasıl çözdü?
Bilindiği gibi sorunun tarihsel kökeni, 1600’lü yılların başlarında İngiliz ve İskoç yerleşimcilerin İrlanda adasına gelmesi ve Katolik İrlanda halkını yönetimleri altına almaya başlamalarına dayanıyor. İşçi Partili Tony Blair’in 1997'de İngiltere Başbakanı olması, Kuzey İrlanda sorunu açısından dönüm noktalarından biri olmuştur. Blair, önceki hükümetin aksine herhangi bir ön şart koymadan Gerry Adams’la görüştü ve IRA’nın "yasal kolu" barış sürecine dahil edildi.

Görüşmeler sonunda 1998 Paskalya'sından iki gün önce Kuzey İrlanda Anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre IRA silah bırakmaya razı olurken, İngiltere de IRA mahkumlarını serbest bırakmayı, Kuzey İrlanda’dan askerlerini çekmeyi, Kuzey İrlanda’ya yerinden yönetim hakkı vermeyi kabul etti. Barış anlaşmasının en kritik maddesinde ise, hem İngiltere’nin hem de İrlanda’nın, Kuzey İrlanda konusunda halkın çoğunluğunun rızasını kabul etme taahhütleriydi.

Kuzey İrlanda’daki çatışmaların artıp daha fazla şiddetle açık bir iç savaşa neden dönüşmediği hep sorulmuş, bunun birçok açıklaması var. Nedenlerden biri de sivil toplum. Sivil toplumu oluşturan örgütlerin ve grupların varlığı çatışmalara bir sınır koymaya yardımcı olma konusunda büyük bir etkide bulunmuştur.

O dönemde ise hafızalarda en çok yer edinen Sinn Fein'in şu sözü olmuştur: "Bir elimizde seçmen kartı, diğerinde silah..."
İşte İngiltere ve IRA örneğini bile önümüze koysak ölümlerin önüne geçmede hızlı ve etkili bir süreç olacağından kuşkum yok. Cesur olun yeter.

İngiltere ve IRA örneğini veriyorum ama muhtemelen sorulacak sorulardan biri de şu olacaktır; Altılı Masa güven veriyor mu ve milliyetçi cephe söz konusu Kürtler olunca neden sus pus?

Öncelikle, devleti yönetecek aklın milliyetçi ve muhafazakâr çizgiden sapmasını istemiyorlar.

Nereden biliyoruz?

İmamoğlu'na verilen ceza ile adaylığını engellemeye çalışmalarından ve bununla birlikte sürekli olarak Kılıçdaroğlu'nun kazanamayacağı algısı ile Erdoğan olmayacaksa Yavaş olsun fikrinin ortaya atılmasından biliyoruz. Yani Kürtleri Erdoğan ile Yavaş arasında bir tercihe zorluyorlar.

Peki seçim takvimine girdik diyelim ve Erdoğan ile Yavaş arasında bir tercih karşımıza çıktı ne yapacağız.
 
Aslında önceki yazımda da ifade etmiştim. Gücü tek başına elinde bulunduran akıl seçimden önce Kürtlere bir gece kararnamesiyle tüm haklarını verebilir. Bunda bir beis yok. Ancak tehlikeli olan, seçimden sonra bir gece kararnamesiyle tüm haklarını geri de alabilir. Onun için mevcut sistemdeki gücü tercih etmeyeceğimiz aşikâr.

Bu durumda Yavaş’a oy verilebilir mi verilemez mi?

İşte bu sorunun cevabından önce Altılı Masa soframıza oturduğunda sadece kaçak çayımızı içip, bir parça otlu peynir, birkaç Derik zeytini, biraz Lice domatesi ve bir parça sıcak tandır ekmeği yiyip mi kalkacaklar? Yoksa parlamenter sisteme geçiş ile birlikte IRA örneğindeki bir çözümü taahhüt edip mi kalkacaklar ona bakmak lazım. Yoksa seçilecek kişinin mevcut yönetimden hiçbir farkının olmayacağını söyleyebilirim.
 
Son söyleyeceğim, söz konusu Kürtler olunca cesur olsunlar yeter.